İzmir'i Kurtarmak

İZMİR'İ KURTARMAK

 Uğur Oral

Uğur ORAL

28 Ekim 2011

Dokuz eylüllerde İzmir'in kurtuluşunu kutlarız hep birlikte. İzmir'i düşmandan nasıl kurtardığımızı hatırlar, gurur duyarız tarihimizle ve kazanılan bu zaferle. Hakkımızdır. Evet, İzmir'i kurtardık. Ama kurtarırken sergilediğimiz başarıyı ve azmi İzmir'i koruma konusunda da göster(ebil)dik mi? İşte bu tartışılır. Ve tartışılmalıdır da!

Ulu önder Atatürk Cumhuriyet Türkiye’sini kurgularken, İstanbul'u kültürün ve sanatın, Ankara'yı bürokrasinin, İzmir'i ise ekonominin kalbi olarak öngörmüş. Yeni Türkiye'yi böyle programlamış. Daha cumhuriyet ilan edilmeden İktisat Kongresi'ni İzmir'de toplaması tesadüf değil Atatürk'ün. Cumhuriyetin ilk yıllarında İzmir Türk ekonomisinin ana atardamarı konumundaymış. Peki ya bugün? Türkiye'nin önde gelen sermaye gruplarından ya da işadamlarından kaçı İzmirli, kaçı İzmir'den? İzmir'in Türkiye bütçesine sağladığı katkı ne kadar?
Yıllar önce bir slogan belirlemişiz, "Mavi Körfez - Yeşil İzmir" diye. Slogan güzel, kulağa çok hoş geliyor. Ama hayallere sloganlarla değil çalışarak ve azmederek ulaşılabiliyor.

Körfezin neresi mavi?

İzmir'in neresi yeşil?

Şehrin merkezinde Kültürpark haricinde bir yeşil alan var mı? Vapurla Göztepe'ye doğru yolculuk edin ve seyredin İzmir'i. Acaba binaların arasında hapsolmuş Susuzdede haricinde bir tek yeşil alan görebilecek misiniz? Yıllar önce herkesin akın ettiği güzelim denizi kendi ellerimizle berbat etmişiz. Yüzülemeyen, sadece seyredilen bir denizimiz, körfezimiz var. Deniz kenarında yaşamamıza rağmen, ulaşım haricinde denizin hiçbir nimetinden yararlanamıyoruz. Deniz havası almak bile lüks. Dikmişiz Alsancak'ta, Göztepe'de, Karşıyaka'da sahil şeridine apartmanları; set çekmişiz denizle kentin arasına. Ancak sahilde oturanların yaşayabildikleri bir ayrıcalık deniz havası; biraz içerideyseniz asla.
Şehircilik katliamı yaşanmış İzmir'de. Ve yaşanıyor da. Eski yapılar tek tek yıkılıp, yerine dev apartmanlar dikiliyor hâlâ. Bir ihtirastır almış gidiyor; olan İzmir'e oluyor.

Kemeraltı'yla övünür dururuz hep. Ama gece, karanlık çökünce gidin gezin Kemeraltı'nı. Gezebilecek misiniz bakalım? Gündüzleri "Tarihi Kemeraltı Çarşısı" ama geceleri Teksas! Peki ya Karşıyaka'nın sembolü konumundaki çarşısına ne demeli? Karşıyaka'nın o nezih yaşam alanının ne hale geldiğini görmüyor musunuz? Nerede o bir dönemin sembol esnafı? Yıllarca alış veriş yaptığımız dükkanlar el değiştirdi. Aşina yüzler bir bir kayboldu. Her tarafı bir fast-food furyası işgal etti. Gecenin bir vakti ara sokaklarda ne olup bittiği meçhul. Gece on birden sonra bırakın kadınları, erkeklerin bile tedirgin bir biçimde yürümek zorunda kaldığı bir yer halini aldı Karşıyaka Çarşısı.
Bir İzmir Enternasyonal Fuarımız vardı, gurur kaynağımız. Türkiye'den, hatta dünyadan insanların merakla, heyecanla gelip ziyaret ettiği. Fuar yaşı 40'ın üzerinde olanların anılarında bir nostalji olarak kaldı sadece. Bugünkü fuara fuar demek, geçmişin anılarına ve fuarına saygısızlık olur. Ne hale düştü fuarımız? Yazık! Zamanında her ülkenin ayrı bir pavyonla katıldığı uluslararası fuarımız, bütün ülkelerin bir pavyonu bile zar zor doldurduğu bir panayıra dönüştü.

Uçakla Ankara ya da İstanbul'a gittiğinizi farz edin. Uçak inişe geçince pencereden aşağıya baktığınızda İstanbul'da da, Ankara'da da yeşillik dikkatinizi çeker. Yeşil bir alanın üzerine alçalır uçak. Peki ya İzmir? Sapsarı bir bitki örtüsüne doğru yaklaşırsınız İzmir'e inmeye yakın. Damlar ve sapsarı bir bitki örtüsüdür gözünüze çarpan. Kendisini İzmir'i yeşillendirmeye adamış Doktor Behçet Uz'un kemiklerini sızlatıyordur herhalde İzmir'in bu hali.
İzmir'e gelen bir yabancı uçaktan indi ve şehir merkezine doğru ilerliyor. İlk ne görür çevresinde? Binalar, alt alta üst üste gelişigüzel evler. Mimari bir katastrof! Sanki Türkiye'nin üçüncü büyük şehrine değil de, taşrada bir kasabaya gelmiş gibi hisseder kendisini uçaktan inen. Ya otobüsle gelenlere ne demeli? Bir Ankara otogarına, AŞTİ'ye bakın, bir Antalya otogarına bakın, bir de İzmir'in otogarına bakın. İzmir otogarı tam bir keşmekeş. Nereden gireceğiniz, nereden çıkacağınız belli değil. Sevimsiz bir yapı. İzmir'e daha ilk kez ayak basana gösterdiğimiz "Güzel İzmir" görüntüsü bu mu?

Bir de göç eklendi bütün bu olumsuzluklara. İzmir şişti, şişti, kolunu bile kaldırmaktan aciz hantal bir dev oldu. İzmir'de yaşayanların sadece % 30'u İzmirli. Geri kalan % 70 göçle gelenler. Göç sadece demografik bir olay değil. Kültürel boyutu da var göç olgusunun. İki kültür homojen bir karışım içine giremedi. Kültürel bir kakofoni oluştu İzmir'de. Ne nicedir burada olan, ne de sonradan katılan kendisini bulabildi. Flû, kaotik bir kültür sarmaladı İzmir'i.
İzmir'in eski kartpostallarına baktığımızda neden içimiz burkuluyor? Neden yüreğimiz acıyor eskilerin anılarındaki İzmir'i dinlediğimizde? Çünkü vicdan azabı duyuyoruz. Çünkü hepimiz suçluyuz. Başta İzmir'i yönetenler, belediye başkanları. Ve sonra bu hatalı uygulamalar karşısında sessiz kalan bizler. Kurtardığımız İzmir mi daha güzeldi, bugünkü İzmir mi? "Ama yıllar geçti, şehirler de bu süreçte değişir" mi diyorsunuz? Peki. Venedik yıllar öncesinin Venedik'i değil mi? Prag, yıllar öncesinin Prag'ı değil mi? Viyana'ya ne demeli? Şehirlilik bilinci budur işte.

Eğer Kordon'da güneş batarken biranızı, çayınızı yudumluyorsanız, manzaraya bakıp "İzmir cennet gibi bir şehir" diyebilirsiniz. Ya da sadece Karşıyaka'yı, Göztepe'yi, Alsancak'ı gördüyseniz, İzmir'in bir Avrupa şehri olduğuna kanaat getirebilirsiniz. Ama gördüğünüz ve yaşadığınız, bir hayalden öteye gitmez. İzmir'in görünen bu yüzünün yanı sıra bir de görünmeyen yüzü var ki, o İzmir ile yüzleştiğinde bir şeyler düğümleniyor insanın boğazında.

Dokuz Eylül'de evet, İzmir'i düşmandan kurtardık;

Ama,

Acıdır ki,

Güzelim İzmir'i bu hale getirenlerden koruyamadık.

Yorumlar - Yorum Yaz