İzmir'de Atatürk ve İngilizler

İZMİR'DE ATATÜRK VE İNGİLİZLER

(Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok'un anlatımıyla)

10 Eylül 1922, Atatürk İzmir'e giriyor 

Atatürk'ün İzmir'e girişi - 10 Eylül 1922

1 Aralık 2015, Salı

Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir'de geçireceği ilk gecesinin tarif edilemez sevincini yaşıyordu. İzmir'deki yeni evinde Mustafa Kemal ilk gecesini çalışarak geçirdi. Kendisi için zengin bir sofra hazırlandığı halde hiçbir yemeğe dokunmadan ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı. Ertesi sabah erkenden uyanmıştık. Hafif bir kahvaltıdan sonra İzmir Vilayet Konağı'na gittik ve doğruca valinin odasına girdik. Vali İngiliz konsolosu ile konuşuyordu. Biz gelince vali ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal'i tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu. Paşa valiye sordu, "Konu nedir?" Vali anlattı, "Sayın konsolos, İngiliz tebaasından olan vatandaşlar ile Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlıkların emniyet altında bulunduklarını belirtir bir belge istiyor. Ben kendilerine herkesin eşit biçimde emniyet altında olduklarını bildirdim." Mustafa Kemal konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu. Öyle olduğu halde öfkesini belirtmek için sordu, "E, peki daha ne istiyormuş?" Bu soruya konsolos Türkçe cevap verdi, "Tebaamız hakkında hükümetinizden yazılı teminat istiyorum." Konsolos garip bir biçimde diklenmişti. Paşa’nın sesi havada kırbaç gibi şakladı.

- Yunanlar zamanında kendi tebaanızı daha mı emniyette görüyordunuz?

Konsolos, arkasında İngiliz devletinin bulunduğunu belli eden bir kasılma ile "Evet, Yunanlar burada iken tebaamızı emniyette görüyorduk." dedi.

- Öyleyse buyrun tebaanızla birlikte Yunanistan'a gidin efendim!

Konsolos kendisinden umulmayacak bir cesaret gösterdi, "Yani majestelerimin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?" Mustafa Kemal iyice öfkelenmişti fakat öfkesini tuttu.

- Siz kiminle konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanıyım. Savaş açmaya, barış yapmaya hakkım var. Siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmeleri yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim, yoksa buyrun efendim! diyerek eliyle kapıyı gösterdi.

Kasım kasım kasılan konsolos, Mustafa Kemal Paşa’nın son cümlesi üzerine sapsarı kesildi ve tek bir kelime söylemeden çıktı gitti. Mustafa Kemal arkasından bir süre baktıktan sonra valiye döndü.

- Yüz vermeyin Vali Bey! Bunlar karşılarında hala Babıâli hükümeti var sanıyorlar. Bir zırhlısı önünde korkacak, bir blöfü önünde yelkenleri suya indirecek devletçik sanıyorlar bizi. Küstahlığın derecesine bakın ki bana "Savaş mı açıyorsunuz?" diye soruyor. Barut kokan bir odada sorduğuna bak! Savaş halinde değil miyiz sanki!

Kol ve omuzlarındaki işaretlerden amiral olduğu anlaşılan İngiliz donanma komutanı Konak Hükümet Konağı’nın kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa’nın odasına doğruldu. Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca, "Başkomutan Mustafa Kemal ile görüşmek istiyorum." dedi. Birlikte odaya girdiler ve kapı kapandı.

Amiral önce "Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız. Sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale'deki başarınızı rastlantıya borçlu olmadığınız kanıtlanmış oldu. Büyük bir askeri tanıdığım için memnunum." demiş. Mustafa Kemal çok hoşlanmış bu sözlerden. Amiral bir sure sonra konuya girmiş.

- Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebaamız ve sizin azınlıklarınızdan Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir? Emniyetteler mi?

- Hiç kuskunuz olmasın amiral. Türkiye'deki bütün insanlar gibi tebaanız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM hükümetinin eşit koruması altındadır. Suç işlemeyenler kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler.

- Suç işleyenler?

- Suç işleyenler dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de adaletin huzuruna çıkarlar. Suçlu iseler cezalarını elbette çekeceklerdir.

- Fakat Paşa Hazretleri! Fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumların bazıları şımarıklık yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüz yüzedir. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemli bir bölümü de hayatını kaybetti. Bu ruh tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar fevkalade günlerin olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler halkın husumetine bırakılacak olursa bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır.

Son cümleye kadar amirali gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal, dünyanın koparacağı gürültü ile kendini tehdide girişince sözünü bıçak gibi kesmiş.

- Şu "efendi devlet" rolünü bir kenara koyunuz amiral. Milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem. Bunlar memleketimin iç işleridir. Kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem. Majestelerinin devleti, memleketimizin azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsin. Kim bize saygı beslemezse, bizden saygı beklemeye hakkı olmaz!

Amiralin benzi kül gibi olmuş.

- İngiltere hükümetinin tebaasını her yerde koruma hakkı, devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin emniyet içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu emniyeti temin edecek güçteyiz.

İşte o zaman Mustafa Kemal'in tepesi iyice atmış.

- Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız. Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı boşaltacak güçtedir de! (O dönemde İngiliz donanması İzmir Limanı'nda bulunmaktaydı.) İsterseniz, Türk'e ihanet eden tebaanızın ve azınlıklarınızın adaletten kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz. Donanmanızın da en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum.

Mustafa Kemal'in cümleleri art arda şaklayan Osmanlı tokatları gibi yüzünde patladıkça amiral ne yapacağını şaşırmış ve en sonunda "İngiltere'ye savaş mı açıyorsunuz?" demiş. İşte Paşa burada son sözünü söylemiş.

- Savaş açmak mı? Yoksa siz Sevr Anlaşması'nın hala yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık. Karşımda oturuşunuzu sizi konuk saymamıza borçlusunuz. Fakat görüyorum ki nezaketimizi kötüye kullanmak eğiliminiz var. Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde "barış anlaşması yapmamış" iki devletiz. Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum.

Bir balmumu heykeline dönmüş amiral. Şişerek ve gerinerek girdiği Mustafa Kemal'in odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda kekeleyerek "affedersiniz" demiş ve yerlere kadar eğilerek geri geri kapıya gidip dışarı çıkmış. Ruşen Eşref hem düşünceliydi, hem de gülüyordu.

- Paşa, amirali anasından doğduğuna pişman etti. Kendisinin Türk topraklarında bir savaşçı olarak bulunduğunu Paşa’dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi. Tutuklanacağını, tutsak edileceğini sandı. İnce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş titriyordu. Karşısında Babıâli paşası bulacağını sanıyordu herhalde. İngiltere devletini kendi devletine eşit gören bir paşa ile karşılaştığı için, ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kimbilir nasıl lanet etmiştir.

Aradan bir saat geçti, geçmedi. İngiliz gemisinden bir müfreze ve bir teğmen çıktı. Amiralden devleti adına bir ültimatom getiriyordu. Başkomutana kendi eliyle verecekti. Paşa'ya bildirdim, "gelsin" dedi. Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu. İngiliz çakı gibi bir teğmendi. Paşa’nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref aracılığıyla ültimatomu Paşa’ya ulaştırdı. Paşa "Peki teğmen. Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize gereken karşılığı verir. Siz geminize dönebilirsiniz." dedi. Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı. Sonra da Ruşen Eşref’e dönüp "Başkomutan, ellerini öpmeme müsaade buyururlar mı?" dedi. Ruşen Eşref teğmenin dileğini Paşa’ya söyledi, Paşa "Nereden icap etmiş? Sor bakalım." dedi. Teğmen "Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım. Lütfetsinler." Teğmen Paşa’nın elini öptü, Paşa da teğmenin yanağını okşadı. Odayı boşalttık. Az sonra Ruşen Eşref'i çağırdı.

- Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?

- Paşam, amiral ile görüştüklerinizin yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.

- Öyleyse Halide Hanım'ı (Edip Adıvar) bulunuz. Hemen tercümesini yapsın ve metin olarak bana getirsin. Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri Bakanlığı'na gönderin, gerekeni yapsınlar. Durumu Nurettin Paşa’ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin.

Olay kısa zaman içinde şehirde duyulmuştu. İngiliz ve Fransızlar kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirmeye başlamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekip gittiler.

Tavsiye Linkler

İzmir Valisi İzzet Bey

İzmir Valisi Rahmi Bey

İşgal Döneminde Bornova


Yorumlar - Yorum Yaz