Çocukluğumdaki Karşıyaka

ÇOCUKLUĞUMDAKİ KARŞIYAKA
 Erdinç Gönenç

Erdinç GÖNENÇ (rahmetli)

14 Aralık 1989

İlkokul birinci sınıfı Karşıyaka'daki Türkbirliği İlkokulu'nda, ortaokulun tamamını Karşıyaka Ortaokulu'nda okudum. O yıllar hayatımın en güzel dönemlerinden biriydi. Geceleri uyku tutmadığında güzel şeyler düşlemek istersem, o günleri anımsarım. Yeryüzünde Karşıyaka'dan güzel bir kent olamayacağını sanırdım. Babam Diyarbakır'a atandığında Karşıyaka'dan ayrılmaktan duyduğum üzüntüyü bugün bile unutamadım.

Yanlış anımsamıyorsam tüm kordonda tek bir apartman vardı. Bugün anıtın bulunduğu noktada, ama deniz doldurulmadığı için çok daha içeride Benzinci İbrahim'in istasyonunun bulunduğu yerden itibaren Alaybey tarafında evler yine bitişik nizam yapılmıştı ama çoğu üç katlıydı. Arka taraflarında ise erik ve kayısı ağaçlarının bulunduğu çok güzel bahçeler vardı. Rüzgarlı havalarda dalgalar evlerin kapılarına kadar vururdu. Sahilin diğer kesiminde ise, iskelenin karşısındaki ufak bölüm hariç, Bostanlı'nın sonuna kadar evler ve köşkler hep bahçe içindeydi. Alsancak'tan vapurla gelirken, o bahçelerdeki palmiye ve hurma ağaçlarını, ağır ağır dönen yel değirmenlerini seyretmeye bayılırdım.

İskelenin her iki tarafında denizin dibi tamamen incecik bir kumla kaplıydı. 23 nisanda veya en geç 1 mayısta deniz mevsimini oradan denize girerek açardık. Deniz öylesine temiz ve berraktı ki balık yemi olarak kullandığımız sülünezlerin yuvalarını rahatlıkla görür ve parmağımızı kuma daldırdığımız gibi sülünezi çeker alırdık.

Susadık mı susuzluğumuzu iskele önündeki çeşmeden kana kana Yamanlar suyu içerek giderirdik. Çeşmenin önünde, karşı tarafta oturan subayların emir erleri, ellerinde testilerle kuyruk oluştururdu. Sahil boyunca kayıklar, narin yapılı şarpiler demirliydi. Özellikle İskele Bostanlı arasında denize girmek veya tekneye binmek için yapılmış küçük iskeleler vardı. Bunların her birine kendimizce isimler takmıştık; "küçük deniz", "beyaz deniz" gibi. Yüzmek için bunlardan her gün bir başkasına gider ve sanki her birinde farklı özellikler bulurduk.

Sahil boyunca genç kızlar, kadınlar mayoları ile çekinmeden denize girer, kıyıda sere serpe güneşlenirlerdi. Yaz boyunca bütün gün mayo ile gezer, denize girer girer çıkardık. Acıktık mıydı da bir somun sıcak ekmeği nar gibi kırmızı kocaman bir domates ve bir parça tulum peyniri ile yerdik.

Sabahları balıkçılar, yayvan sepetlerinde üzerine ıslak çuval parçaları örttükleri kocaman çipuraları satarlardı. Onlarla aynı saatlerde sokak satıcıları "buz gibi bardacık" diye bağırarak dolaşırlardı. İç sokaklardaki evlerin çoğu bahçe içindeydi. Kendi bahçelerinde üç dört çeşit erik bulunan çocuklar bile erik hırsızlığı yapmaya bayılırdı. Sıcak öğle saatlerinde sokaklar bomboş olur, kumru sesinden başka ses duyulmazdı: Yusufçuk! yusufçuk!

Bazı geceler düşümde o eski Karşıyaka yaşıyor, çarşı içindeki Karakulak'ın dükkanına giderek, günlüğü yirmi beş kuruşa Pardayanlar'ın altıncı cildini kiralıyorum.


Yorumlar - Yorum Yaz