Kızılçullu ve Çocukluğum

KIZILÇULLU VE ÇOCUKLUĞUM

 Kızılçullu Amerikan Koleji - Buca NATO Karargahı

ENİSE

27 Nisan 2009

"İzmir Mahalle Gezileri Projesi 4: Buca" programı yapıldığında çok mutlu oldum. Hayır! Bucalı olduğumdan değil. Babam 1945 yılında Erzurum’dan İzmir’e tayin olduğunda ailece Kızılçullu’ya gelip yerleşmişler ve ben bu semtte dünyaya gelmişim de ondan. Sizlere biraz semtimizin tarihinden, biraz da yaşanmışlıklardan yani anılarımdan bahsetmek istiyorum.

Eski adı Paradiso olan Kızılçullu’nun kaderi 1907'de burada geniş zeytinliklere ve üzüm bağlarına sahip olan Kuzinieri ve Vucinas adlı kişilerin arazilerini mahalle yapımına tahsis etmeleriyle değişmeye başlamış. İlk önce tek katlı bahçeli evler yapılmış. Sonra semtin adı Paradiso iken, Cumhuriyet döneminde Kızılçullu yapılmış, olmamış tekrar adı değiştirilerek Şirinyer yapılmış. Doğduğum bu semtte Roma döneminden kalma Meles Çayı üzerinde su kemerleri ve önemli yapı olarak da Meles Çayı'na bakan bir arazide 1912'de Amerikalılar tarafından kurulmuş olan Amerikan Koleji var. Başbakanlarımızdan Adnan Menderes bu kolejden mezun olmuş. Fakat bu bina Kızılçullu Amerikan Koleji olarak devlete devredilerek köy enstitüsü olarak kullanılmış (yukarıdaki fotoğraf). Köy enstitülerini kapatma kararı alınınca da 1953'te NATO karargâhı olarak kullanılmaya başlanmış. Halen ailem, ben hariç Şirinyer ve Buca’da oturmaktalar.

Çocukluğunu sokakta sek sek oynayan, ip atlayan, saklambaç, körebe, kaydırak gibi oyunlar oynayarak yaşayanlardanım. O yıllar, bağ ve bahçeler içinde tek katlı, kapının camın kilitlenmediği evlerde, samimiyetin sevgiyle kucaklaştığı, alışverişin bakkallardan yapıldığı, mahalle aralarındaki sinemalara gidildiği yıllardı.

Kızılçullu eskiden üzüm bağları ile kaplı yemyeşil idi. Evimizin bahçesi çok büyüktü ve meyve ağaçları ile doluydu. Sabahları bahçe sulanır, asma ağacından yapılmış çardağımızın altında masalar kurulur, semaverler yanar, eş-dost çaylar içilir, kahvaltı yapılırdı. Her sabah bu böyle olurdu. Ayrıca sabahları sokak başına güğümleriyle sütçü amcamız gelirdi. Eşek üzerinde Çakır amca gelir, yeni toplanmış buz gibi üzüm ve bardacıklar satardı. Mevsimine göre bahçemizden dut, nar, ekmek ayvası, üzüm, bardacık toplayıp soframıza koyardık. Meyve toplama işi komşu çocukları ile beraber yapılırdı. O zamanlar herkes, herkesin çocuğu ile ilgilenir, çocuklar arasında ayırım yapılmazdı. Bizler yan komşumuz olan rahmetli Melek teyzenin dört çocuğuyla iç içe büyüdük. Yaz sıcaklarında hafta sonları Melek teyzelerin kamyonetinin arkasına doluşup denize giderdik. Akşamüstü çayları Meles Çayı üzerindeki su kemerlerinin gölgesinde içilir, biz çocuklar da annelerimizin tülbendi ile balık yakalamaya çalışırdık.

Hıdrellezlerde sabah erkenden dilek yazılı kâğıtlar gürül gürül akan Meles Çayı'na atılırdı. Ayrıca semtimizde Meles Çayı'na akan bir adı Osmanağa, diğer adı Vezirağa olan kaynak suyu vardı; sofralarımıza buz gibi soğuk suyu buradan alırdık. Şimdi kaynağın üstü kapatılmış. Suyun aktığı yer de yol olmuş. O dönemin ablaları, ağabeyleri akşamüzerleri giyinip süslenerek Kızılçullu tren istasyonuna doğru yürüyüşe çıkardı. Dürüst olmam gerekirse bu tren istasyonunda benim de buluşma anılarım var. Komşu oğlu ile benim okulum Alsancak’ta olduğundan burada buluşur, tren ile okula giderdik, üstümde beş ağabey baskısı vardı (güya), her şey yasaktı. O buluşmalar sonunda ne mi oldu? Evlendik ve bir oğlumuz oldu. (Sizlere Buca’ yı tanıtırken nikâhımızın olduğu kilisenin fotoğrafını da göstereceğim.) Evet, nerede kalmıştık? Tamam, tren istasyonu. Şimdi buralarda metro altyapı çalışmaları var. Anılardan çıkıp Buca’ ya doğru gidelim mi?

Tren istasyonunu geçince, daha ileride eskinin Kızılçullu Parkı, yeni adıyla Şirinyer Parkı var. Parkın içinde o dönemin en şık çay bahçesi vardı. Şimdilerde de var ancak belediye parkın içinde hizmet büroları açınca, park da kuş kadar kalmış. Parkın biraz ilerisinde sağda, trafiğe kapalı Forbes Sevgi Yolu var. Burada dükkânlar, pastaneler ve ufak da olsa çocukların bakıp eğlenebileceği evcil hayvan barınağı mevcut. Parkın solundaki yol çok işlek bir cadde. Dümdüz gidildiğinde yolun solunda Buca Cezaevi biraz ilerisinde sağdaki mavi, büyük bina da Buca Belediyesi var. Cezaevi ile Buca sınırlarına girilmiş olunur. Bu cadde üzerinde Levantenlerin malikâneleri bulunmakta. (O dönemde İzmir’e gelip iş tutup, yerleşen İngiliz, Fransız, Hollandalı, İtalyan ve diğer Levanten ailelerinden meydana gelen toplum, Buca'nın gelişip zenginleşmesine önemli katkılarda bulunmuş ve ortak kültür oluşturmuş.) Buca’ya geldik, ancak ben sadece Kızılçullu'yu anlatıp çevresini de fotoğraflarla göstermek istiyorum.


Yorumlar - Yorum Yaz