Bu İzmir Okunur

BU İZMİR OKUNUR KARDEŞİM

Ben Fatih Çekirge.
Karşıyaka'dan Pasaport’a kaç vapur eskittim bilmem.
Atilla İlhan'ın masasında Yaşar Aksoy'la kaç kahve tükettim hatırlamam.
Yeni Asır'ın gece vardiyasında Yılmaz’la telsizin başında kaç saat oturduk onu da bilmem.
Hatta çok yıllar önce Ertuğrul Özkök’le tokyoları giyip annesinin evinin önünden denize kaç saat baktık, onu da hatırlamam.
Ama öyle bir İzmir yazmış ki kardeşim, bırak okumayı paragraf paragraf baksam, İzmir'den Türkiye'ye doğru her şeyi hatırlıyor insan.
İşte Yılmaz'ın İzmir yazısı:

Yılmaz Özdil

Yılmaz ÖZDİL


Türkiye’den sıkıldığım zaman İzmir’e giderim ben.

Simite "gevrek" deriz biz.

Çekirdeğe "çiğdem".

"Kordon" elektrik aleti değildir.

"Kumru" da kuş değildir bizim için.

"Yengen" yeriz.

Sen sigorta dersin, biz "asfalya" deriz.

Uzatmayız, "gidiyom, geliyom" deriz; domates dediğin de "domat" işte.

Evimiz isterse 800 metre kare olsun, balkonda otururuz. Hıdırellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bir oturuşta 60’ar 80’er "midye" yeriz, "istifno" severiz, "cibez"e bayılırız; gece 3-4 gibi "boyoz"a dalmazsak kan şekerimiz düşer. Boş lafa karnımız toktur bu arada, "tırışkadan teyyare" gibi ata sözlerimiz vardır.

İzmir Fuarı Paraşüt Kulesi 

Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha! Canı çekerse o seni tavlar. Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede. Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense İzmirli kadınlar alır kupayı. Erkekleriyle kahveye giderler çünkü. Şaşırdın değil mi? Al buna da şaşır, nargile içerler. Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan bir çakar, bir de duvardan yersin. Gönül Yazar’ız, Sezen Aksu’yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina’yız. Sensin varoş. Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.

Erkeklerimiz de fena değildir hani. Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela; bir fikir verir sana. Ertuğrul Özkök’ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış. Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül’le Alişan’ı ayırt edemeyiz biz.

Gülümseriz.

Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri. 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald’s’ın bunalıma girdiği tek şehirdir. Zeytinyağı severiz, dünyanın en kötü durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz. Sana ne birader, keyfimizin kahyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Foça, çipurayız. Pak Bahadur’u özleriz. Durup dururken faytona bineriz, bir yere gitmeyiz aslında, öyle turlarız. Hava güzelse daralırız, okulu ekeriz.

Mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun İzmir’de.

 İzmir Konak Saat Kulesi, Konak Camisi

Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi’ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati.

 İzmir Kemeraltı Kızlarağası Hanı

Rahatızdır. Çocukları Kemeraltı’nda kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu’ndan alırız. Ağlayıp zırlamak bir yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi? Aceleye gelemeyiz. Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20’de tiyatro başlıyor. 20.30’da geliriz. Sanatçılar da İzmirli ise, tiyatro zaten 21’de filan başlar. Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, bizim için ekstra bira içme vesilesidir bu. Kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa İzmirli sıkılır, gider.

İzmir Kemeraltı Kızlarağası Hanı 

Pratiğizdir. 201 sokağı bulduysan, yanındaki 202’dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.

35’imiz var.

35 buçuğumuz da var.

34 plaka gördük mü kapışırız. Arkadan sirenleriyle isterse cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.

Özetle, arızayız.

Erkek çocuklarına en çok "Efe" adı konulan şehirdir orası. Zeybek duyduğumuzda içimiz cız eder, kalkar oynarız. Hasan Tahsin orada, Kubilay orada, Latife Hanım orada, Zübeyde Hanım bize emanet, bize. Mustafa Kemal'de ağlar kadınlarımız. Sokak sokak, bulvar bulvar, Milli Mücadele müzesidir. İstanbul’daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada. Ankara’daki gibi Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın. Kenan Evren Bulvarı'nı, Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı’nı teklif etmez hiç kimse.

Kendisine ev sahibi olarak, Ayla Dikmen'in Kordon'da üstü açık otomobille gezerken söylediği ve Türkiye'nin anca yıllar sonra keşfettiği parçasını armağan ediyorum: "Ben söylerken gülmedin mi? Falımızda ayrılık var demedim mi? Anlamazdın, anlamazdın."


Yorumlar - Yorum Yaz