Karşıyaka'nın Üç Güzeli

ESKİ KARŞIYAKA'YI YAZMAM GEREK

  1960larda Karşıyaka İskelesi

Erdal ÖNAL

11 Mayıs 2007, Cuma


KARŞIYAKA’NIN ÜÇ GÜZELİ

Altmışlı yıllar Karşıyaka gençliğinin belleklerinden kırk yıldır silinmeyen, Karşıyaka'nın üç güzel ve alımlı kadını vardır bence.

Bunlardan birincisi, sahildeki eski Paşabahçe mağazasının üstünde oturan Gazcı Erol’un eşiydi. O yıllarda hiç kimsede görmeye alışmadığımız biçimde, âdetâ bir sahne sanatçısı gibi makyaj yapardı. Simsiyah sürmeli gözler, bol rimelli kirpikler, kıpkırmızı yanaklar, dudaklarla aynı renk ojeleri ile çok fazla dikkat çekerdi. Sanırım onu yıllar boyunca makyajsız ve rüküş gören kimse olmadı. Oldukça zevkli giyinirdi. Son derece şık olan elbiselerinde derin göğüs dekoltesine yer verirdi. Çeşit çeşit kürkü vardı. Hiç düz ayakkabı giymezdi. Bütün ayakkabıları çok yüksek puntluydu. Yolda yürürken yer sarsılıyor sanırdık. O zamanlar parfüm bilgimiz, berberimizin sürdüğü beyaz zambak kolonyası ile sınırlıydı. Ama o öyle bir parfüm sürerdi ki, "kadın" kokardı. O yolda yürürken, 10-15 metre çevresindeki herkes parfüm kokusundan hipnotize olurdu. Ya peşine takılıp uzun uzun seyrederdiniz, ya da gözden kaybolana kadar izlerdiniz.

İkincisi, Çocuk Yuvası’nın kapısından başlayıp, Karşıyaka Lisesi’ne kadar uzanan 1850 Sokak'tan (dutlu yol) bugünkü Alaybey Tansaş’a doğru döndüğünüzde sağ köşede kalan geniş bahçeli, yüksek duvarlı, yeşil boyalı müstakil evde oturan Liz Taylor'du. Gerçekten çok güzel bir kadındı. Herkes onu Liz Taylor’a benzetirdi. Ama bence o Liz Taylor’a değil, Liz Taylor ona benzerdi. Adını bile bilmediğimiz o güzel kadın mor renkli farları tercih ederdi. O zamanlar Liz Taylor’a "menekşe gözlü" dedikleri için, o mor göz boyası bize çok anlamlı gelirdi. Olağanüstü şık giyinirdi. Onun giysilerini başka hiç kimsede görmezdik. Çok yüksek olan evlerinin bahçe duvarlarını çok kıskanç olduğu kocasının yaptırdığı söylenirdi. Gazcı Erol’un eşi kadar ortalıkta görünmezdi. Ama sahile çıktığında gençler birbirine "Liz sahile yürüyüşe çıkmış" diye tüyo verirlerdi. Hiç unutmam, bir kış günü Akvaryum Gazinosu'na oturmuştu da, o orada olduğu için gazino alışık olunmayan bir kalabalık yaşamıştı. Kadının makyajından giysisine, kürkünden konuşmasına kadar her şeyinde asalet vardı. Onu da makyajsız ve rüküş gören kimsenin olduğunu sanmıyorum.

 Karşıyakalı Liz Taylor

Güzellerin üçüncüsü çarşıda esnaftı. Şimdiki postanenin yerinde o zamanlar dört beş basamak merdivenle çıkılan bir Rum evi vardı. Yine postane olarak kullanılırdı. Tam onun karşısındaki Kınlı Kırtasiye'nin bitişiğinde bir helvacı dükkânı vardı. Dükkân sahibi bir kadındı. Herkes onu "helvacı güzeli Naciye" olarak tanırdı. Esnaf olmasına karşın olağanüstü bakımlıydı. Hiç ojesiz gezmezdi. O yıllarda ağarmaya başlayan saçlarını sanırım her gün berbere yaptırırdı. Ojeleri gibi hiç eksik olmayan ruju da kıpkırmızıydı. Günün her saatinde bakımlı ve şıktı. Gençler aralarında "taş gibi kadın" derlerdi ona. Çevresindekilere her zaman mesafeli davranırdı. Dükkânının vitrininde kocaman bembeyaz bir mermer vardı. Yapılan tahin helvaları akışkanlığını yitirmeden o mermere dökülür, dökülen helva vitrin camına doğru köpük köpük akardı. Bence sattığı helvanın yarısından çoğunu onu yakından görmek isteyenler alırdı. Gençler sahilde turladıktan sonra, evlerine dönmeden "Hadi bir de istasyona doğru uzanıp helvacı güzelini görelim. Sonra dağılırız" derlerdi. Bana kalırsa onun tahin helvası da, cevizli sucuğu da çok güzeldi. Ama kendisi çok daha güzeldi.

Şimdi yıl 2007. Bu yazdıklarımın üzerinden tam 47 yıl geçmiş. Belleklerimizden silinmeyen üç güzel kadın hayatta mı, bilmiyorum. Ama yaşıyorlarsa onları şimdi görmek istemem çünkü onlar benim belleğimde yarım asırdır solmayan vazo çiçekleri gibi! Yaşamıyorlarsa nur içinde yatsınlar. İz bırakan, çizgileri olan karizmatik insanlardı.

 1950lerde Karşıyaka Sahili1950'lerde Karşıyaka sahili


Yorumlar - Yorum Yaz