Karşıyaka Hatıralarım

KARŞIYAKA HATIRALARIM

 Karşıyaka Tilla Gazinosu

Müşerref ABAY


Çarşı Esnafı

Ortaokulu bitirdikten sonra, çarşıda Foto Yıldız'ın köşesinden Ankara İlkokulu'na giden sokakta sarı arabanın yanındaki vitrinden bozma bir dükkân olan Düğmeci Muhittin'in yanında işe başladım. Bu bana çarşıdaki insanları, esnafı tanıma imkanı sağladı. Hasan Turan, Gode Cengiz, Arif Dökel, Karakulak'ı zaten biliyordum. Çocukluğumda dükkânında kitap kiralardı günlüğüne. Annem alırdı; okuma zevkini ilk tattığım yıllardı. Vapur iskelesinin karşısında Melek ve Atlas Sinemaları vardı. Melek Sineması'nda seyrettiğim filmlere hâlâ bazı televizyon kanallarında rastlıyorum. Çarşı içindeki Ses Sineması'nda Avare filmi oynarken, izdihamdan sinemanın camları kırılmıştı. Çarşıda hafta sonlarında kara ve harp okulu talebeleri üniformalarıyla dolaşır, genç kızlar da giyinip kuşanıp onlara hava atardı. Birkaç arkadaşım bu dolaşmalarda tanışıp evlendi. Çalıştığım dükkânın karşısında sebze hali, yanında da inzibat karakolu vardı. Çarşının bitimindeki tren istasyonu tan-tanlarının yanında, küçük el arabasında mis gibi kokular saçan, dumanı tüten kokoreçler satan kokoreççiyi hatırlıyorum. Bostanlı'nın yazlık sinemalarını, sokaklarını, insanlarını sonra yazacağım. Şimdilik hoşça kalın.

Karakulak Karşıyaka

25 Aralık 2007, Salı



Flörtler

Altmışlı yıllardaki yani bizim gençliğimizdeki flörtlerden bahsetmek istiyorum. Ama önce, yazmayı unuttuğum bir güzel insandan bahsetmeden geçemeyeceğim. Ellili yılların ortalarında okuluma giderken sahilde Osmanzade ile Reşadiye arasında, geniş bahçesi bakımlı, iki katlı, alt katı garaj olarak kullanılan, sarı tahta panjurlu çok güzel bir villa vardı. Birkaç yıl önce sahipleriyle tanışmak nasip oldu. İzmir'de ağır sanayinin öncüsü Metaş'ın kurucusu Raşit Özsaruhan ve eşi Nuşin Özsaruhan. Raşit Özsaruhan âdetâ İzmir'in canlı tarihiydi. Ne yazık ki onu bir yıl önce, 94 yaşında kaybettik. Mekânı cennet olsun.

Daha önce de yazdığım gibi Karşıyaka çarşısı gençlerin ilk bakışmalar, ilk tanışmaların tanığıydı. O yıllarda blucinler yoktu. Akşamüstleri çarşıda günün modası olan düşük belli pantolon, yakaları uzun, sivri kolları dirseğe kadar kıvrılmış gömlek, uzatılmış veya amerikan tıraşı kesilmiş saçlarıyla genç erkekleri; Çarşı Camii sokağındaki Majestik Kuaför'de yaptırılmış topuz karavel veya kısacık kesilmiş saçlarıyla bel üstü dar etekleri, bol plili elbiseleri, ince yüksek topuklu ayakkabılarıyla genç kızları görebilirdiniz. İlk bakışmalardan sonra bir şekilde arkadaşlık teklif edilir veya mektuplar verilirdi. İlk randevular genelde Sami Bey'in pastanesinde, Karşıyakalı Çay Bahçesi'nde veya sahilde olurdu. Birkaç randevudan sonra evlilik teklifi gelmiyorsa, genelde ayrılıkla sonuçlanırdı. Bu şekilde mi tanıştılar, bilmiyorum ama Yılmaz Temizocak, eşi Ayla ile Gode Cengiz ve eşi, Arif Dökel ve eşi (çok güzel, sarışın, renkli gözlü bir kızdı) çarşıdan tanıdığım kişilerdi. Çarşının favori gençleri bunlardan başka, İşçimen'lerin oğlu Murat Atakan Karakaplan (galiba basketçiydi) ve bir de okuldan tanıdığım "baba" lakaplı genç idi. Okulda yaşı en büyük olduğu için lâkabı babaydı galiba. İsmi Güneş'ti. İki kız arkadaşımı da inzibat karakolundaki askerlere, İzmit'e gelin vermiştik.

27 Aralık 2007, Perşembe



Yokluk Yılları

Bugün Ertuğrul Erol Ergir’in yazısını okudum. Çok güzel yazmış. Beni çocukluğuma götürdü. Bir de Aziz Nesinin Böyle Gelmiş Böyle Gitmez isimli kitabını okurken böyle hissetmiştim. O yıllardaki hayat zorluklarını çoğumuz yaşadık. Bayramdan bayrama kıyafet, ayakkabı alınırdı. Ama annelerimiz bizi her zaman tertemiz ütülü elbiselerle gezdirirdi. Ayakkabılarımız iki üç günde bir boyanırdı; biraz yıpranınca pençe yaptırılır, dikiş atılır, topuğu değiştirilirdi. Yamalı çoraplar, yakası tersyüz edilen gömlekler, kumaşı biraz eskiyince ters yüz edilen ceketler ve mantolar tarih oldu şimdi. Okula giderken okulun kurallarına uymak zorunluluğu vardı. Belirlenen önlük veya forma, kalın siyah çoraplar, lâcivert yün ceket veya süveter, siyah ayakkabı. İlkokulda saçlar derli toplu, uzunsa örgülü ve beyaz kurdele. Bunun dışında aksesuar olarak toka bile takılmazdı. Biz bu disiplinle yetiştirildik. Okulun giriş kapısında nöbetçi öğretmenler bekler, bu kıyafetlere uymayanları eve gönderir, ertesi gün düzeltilip gelinmesini isterdi. Benim annem de Yunanistan'ın İskeçe şehrinde doğmuş. Çok güzel Rumca konuşurdu. Mahallemizdeki birkaç komşuyla çoğu zaman bize duyurmak istemedikleri şeyleri Rumca konuşurlardı. 1941 yılında 14 yaşındayken Bulgar zulmünden kaçarak Meriç Nehri'nden kaçak bir sandalla Türkiye'ye, her şeylerini İskeçe'de bırakarak kaçmışlar. Sadece anneannem saç örgüsünün arasında ve diş kovuğunda 100 Drahmi kaçırabilmiş. Eşimin ailesi Giritliydi. Basmane'de, Altınpark girişinde yüzyıllık bir ekmek fırını vardır. O fırını ilk defa eşimin dedesi kurmuş. Kayınvalidem çok lezzetli yemekler yapardı. Girit mutfağı, Ege mutfağı çok lezizdir. Zeytinyağlıları, dolmaları, çeşit çeşit otları! Bazen zeytinyağlı, bazen etli; kayınvalidemin pişirdiği lezzetli yemeklerdir. Erol Bey'in Karşıyaka evini ilk fırsatta gidip gezeceğim. Esen kalın.

11 Şubat 2008, Pazartesi



İzmir Radyosu

Çocukluğumda bizim evimizde gaz lâmbası kullanılırdı. Bazen yanarken şişesi çatlar, hemen yedeğini takardık. Yatarken koku yapmasın diye söndürürdük. Bir de gazocağımız vardı. Alt kısmında yuvarlak gaz doldurulan deposu, üstünde sacayağı şeklindeki ızgarası, yan tarafında pompası bulunan gazocağı yakılır, pompalanarak ateşi kuvvetlendirilir, üstüne alüminyum tencere oturtulurdu. Elektriğimiz olmadığı için babam pilli bir radyo almıştı. Küçük bir radyoydu. Kocaman bir bataryası vardı, neredeyse radyo büyüklüğündeydi. Babam erkenden kalkıp radyoyu açardı. Kahvaltı ederken Yurttan Sesler Korosu'ndan türküler dinlerdik. Yıldız Ayhan, Ahmet Gazi Ayhan, Nezahat Bayram, Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi, Muzaffer Akgün hatırladıklarım. Cumartesi geceleri İzmir Radyosu'nda istek programı olurdu. Hafta içi mektupla istek yapar, cumartesi akşamı dinlerdik. Zeki Müren, Gönül Yazar, Perihan Altındağ Sözeri, Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar radyomuza misafir olurdu. Daha sonra Mithatpaşa Sanat Enstitüsü Radyosu'yla Polis Radyosu yayınlarını dinlemeye başladık. Babam akşam haberlerini kaçırmazdı. Belki teknoloji çok azdı ama biz mutluyduk. Bizim çocukluğumuz, gençliğimiz bir başka güzeldi. Esen kalın.

11 Nisan 2008, Cuma



İzmir Fuarı

Çocukluğumda Fuar açıldığında akşam üzeri Nergis'ten trene binip Basmane kapısından Fuar'a girerdik. Annem babam ve kız kardeşimle önce pavyonları gezerdik. Benim ilgimi çeken İsviçre pavyonuydu; çeşit çeşit kol saatlerini hayranlıkla seyrederdim. Bir de o yıllarda Hint filmlerini çokça seyrettiğim için Hindistan pavyonundaki rengârenk kumaşları severdim. Turyağ pavyonundan mutlaka ayıcık şeklinde sabun alır, çarşısından da oyuncak taş bebek, sonra yorgun argın Basmane'den trene biner, uyuklayarak eve gelirdim. Bir keresinde üç yaşındaki kız kardeşimi Fuar'da kaybetmiştik; karakolda elinde dondurmayla bulduk. Hâlâ hatırlarken "ya bulamasaydık" diye ürperirim yıllar sonra.

Fuar'ın Kahramanlar kapısının karşısında bir eve gelin gittim ve yıllarca Fuar'la yan yana yaşadım. Fua'rın açılış hazırlığı ağustos başında başlardı. Evimizin karşısına çadırlar kurulur, bazen bu çadırlara dansözler gelir, biz de balkondan seyrederdik. Fuar'ın en güzel gecesi dokuz eylülde olurdu; aşırı kalabalık fener alayları bir başkaydı.

Fuar'ın Kahramanlar kapısından girince hemen sağda bir çay bahçesi vardı. Eşimle çok geceler orada sabaha kadar otururduk. Eşim Fuar taksi durağında çalıştığı için, Fuar zamanında sanatçıları oteline taşırdı. Durağın anlaşması gereği sanatçılardan davetiye alır, birlikte giderdik; Ekici Över, Manolya, Akasyalar, Göl Gazinosu'nu dolaşırdık eşim daim Fuar'la iş yaptığı için.

Benim çok sevdiğim bir yer de Dağ Disko'ydu. Hamileyken bile gittiğim bir yerdi. O yıllarda TRT çekimleri Fuar'da yapılırdı. Biz her yere "Ertan Abi buyur" hitabıyla girerdik. Fuar'ın Kahramanlar kapısından girince soldaki Çamlık Senar Bahçesi'nde Nejat Uygur Tiyatrosu vardı; çok seyrettim. Fuar zamanı civardaki aileler evlerini tiyatro sanatçılarına kiraya verir, kendileri akrabalarının yanına giderdi.

Sonra Fuar enternasyonalliğini yitirince çöküm başladı. Gazinolar yıkıldı, hayvanat bahçesi taşındı. Şimdi Fuar köy gibi. Sadece hıdrellezde Romanların mangal yapıp eğlendikleri, bali koklayanların mekânı oldu (İzmir'in her yerinde olduğu gibi). İzmir artık eski İzmir değil.

14 Temmuz 2010, Çarşamba


Yorumlar - Yorum Yaz