Ah Güzel Karşıyaka

AH GÜZEL KARŞIYAKA

 1970lerde Karşıyaka İskelesi



Öz Karşıyakalıyım. 1948 yılında doğduğum bu şirin ilçeyi hatırlarken hep gözlerim dolar, heyecanlanır ve sevinirim. Nedenini ben de bilmiyorum. Canım kadar sevdiğim bir yerdir Karşıyaka. Kendimi hatırlamaya başladığımda Alaybey Yalı Caddesi'ndeki evimizi ve yosun kokan, asfalt olmayan sahilini, sahildeki yol boyu uzanan seti hatırlarım: Akşamları sette oturanlar, İzmir'in ışıklarını seyredenler, kovalar içinde soğuk kalipso gazozları satan küçük satıcılar ve ara sıra geçen vasıtalar.

Daha sonra 1849 Sokak'ta ikamet ettik. Kız Muallim Mektebi, şimdiki adıyla Karşıyaka Lisesi; Karşıyaka'nın güzel kızları ve delikanlıları bu okuldaydı. İngilizce öğretmeni Saime Hanım yanımızdaki evde otururdu. Füsun, Nuri samimi arkadaşlarımdı. Kadir'in doğduğu günü hatırlarım. Biraz ileride Soğukkuyu'ya giden yolda da Altınuç Sineması vardı. İçerisinde havuzu, fıskiyesi ve fıskiyesinde bir pinpon topu! Bu top su ile birlikte hareket eder, hiç yere düşmezdi. Bu sinemada unutamadığım, Muhterem Nur'un Arkadaş filmi olmuştu. O zamanlar her tarafa rahatlıkla gidilebilirdi. Mesela komşularla Yamanlar Dağı'na gidip, papatyalar arasına serdiğimiz kilimlerin üzerine oturup, evden getirdiğimiz yumurta, köfte, ekmeği yerken; kırmızı kiremitlerle örtülü tek katlı Karşıyaka evlerini uzaktan seyretmek bizlere çok haz verirdi. Zaten Karşıyaka futbol takımımızın renkleri her halde buradan çıktı: Yemyeşil bir Karşıyaka ve kırmızı kiremitli evler!

Temmuz günlerinde yapılan yüzme yarışlarını da unutmamız mümkün değil. Sur ve Efes gemileri iskeleden kalkar, biraz ilerideki yarışma yapılan mahalde demir atarlardı. Karşıyaka halkı da buradan yarışları izlerdi. Yüzmede Hüseyin Karaçe devamlı birinci olurdu. Bir de Turan otobüs durağını hatırlatmak isterim. Orada Hasanbey Durağı vardı. Artur, Hüseyin, Şevki, Aynur ve Ayşın Karaçe'yi tanımayan var mıydı? Bu duraktaki evde otururlardı. Babalarının adı Hasan olduğundan, durağın adı Hasanbey idi. Turan'da bulunan fırının ekmeklerinin tadına doyamazdık. Seneler ilerledikçe Karşıyaka'mız yavaş yavaş kalabalık olmaya başlamıştı.

Hergele Meydanı çarşının bir simgesi idi. Bu meydandan kimler geçmezdi ki? Sevdiğine kur yapanlar, sevdiğini görmek için çarşıya çıkanlar, bütün yakışıklılar ve güzel Karşıyaka'nın güzel kızları; sanki podyumda yürürcesine çarşıyı ve sahildeki kaldırımları turlarlardı. 1738 Sokak'taki güzel insanlar, temiz mandıra yoğurtçusu, çamlıktaki âşıklar; sıcacık insanlarla dolup taşardı. Sahilden Bostanlı'ya doğru ilerleyince Dokuz Kayalar'ı görürdünüz. Balıkçılar ağ çekerler, semt sakinleri tepsileriyle balıkçıların başında beklerlerdi. Bir yandan yosun kokusunu, diğer taraftan İzmir'in meltem rüzgârını teneffüs eder, koyu sohbetlere dalarlardı. Bu arada da ağa takılan çuçunaların seyrine doyulmazdı.

O senelerdeki Fuar'ı çocuk gözüyle anlatmaya çalışacağım: Lunapark'taki ördekli atlıkarıncalar, Turyağ pavyonundaki köpük havuzu ve bebek sabunları. Altmışlı yılların ortalarında Karşıyaka'da hafif batı müziği grupları kurulmuştu: Maça Beşi, Yakamozlar, Sefiller. O senelerdeki genç kuşağın bu müzik elçilerini hatırlamamasına tabii ki imkân yok! Müzik deyince Hayâl ve Beyazıt Sinemalarını unutmak mümkün mü? Fuar sezonu biterken sanatçıların uğrak yerleriydi buraları. Ve seneler ilerliyor, yetmişli yıllar bitmek üzere; Bostanlı yeni yeşeren tarla gibi etrafa yayılıyor, sahildeki evleri modern mimari ile İzmir'e göz kırpıyor. Bostanli deyince de köfteci Remzi'den bahsetmeden geçemeyeceğim. Hele hele yılbaşı piyangosundan kazandığı büyük ikramiye ile etrafına mutluluklar saçan, mutluluğunu çorbalarına yansıtan bir lokantacı!

En son Mavi Dünya apartmanı'nda ikamet ettim. O seneler seksenli senelerdi. Midyeciler denizin sığ olması nedeniyle denizin sanki ortalarına gelmiş gibi ilerlerler ve kürekleriyle tarak midye toparlarlar. Bahar ve yaz ayları akşamüstü saat beş olduğu zaman deniz motorları, balığa gidişler semtimizin olmazsa olmazlarıydı.

İşte yarım asırlık zaman diliminde beni etkileyen Karşıyaka'mın ve İzmir'imin karelerini sunmaya çalıştım. İnanın ömür o kadar kısa ki, yaşımız ilerledi ama daha Karşıyaka'ma doyamadım bile!

Aydan ÜNAL

2 Ocak 2009 Cuma



Çöplük, Küçük Yamanlar'ın ve Yamanlar Deresi'nin güney kıyısında, Karşıyaka'nın o zamanki varoşlarındaydı. Oraya ancak kargı sekmek için giderdik. Henüz naylon torba bulunmamıştı. Çarşıdan, pazardan yapılan alışveriş, sicimden yapılmış ağ şeklindeki filelerde taşınırdı. Kâğıt henüz bollaşmamıştı. Büyükler üzüm gibi yaz meyvelerini mendile koyar, dört ucunu bağlayıp bir bohça şeklinde eve taşırdı. Babam el çantası taşırdı. Harp sıralarında astsubaylara "tayın" denen ekmek irisi verilirdi. Babam komşulara saygısından mı, eziklik duyduğu için mi, yoksa pratik olduğu için mi bilmem, tayını eve çantayla getirirdi.

Çöpe atılacak o kadar az madde vardı ki! Tutumlu olmaya mecburdunuz. Altı delinen çoraplar, ayakkabılar defalarca yamanırdı. Artık kumaş parçacıkları birbirine eklenir, yorgan yüzü yapılırdı. Kavun karpuz kabuğu çöpe atılmaz, akşam üzerileri hayvanı olanlar tarafından at veya eşekle toplanırdı. Tahta parçacıklarını ya oyuncak yapmak için, ya da su kaynatıp çamaşır yıkamak, kışın sobada yakmak için kullanırdık. Eskileri, demir, bakır parçalarını  alan biri olurdu. Boş şişeler de atılmazdı; ya kıtırcı veya şambalici ya da bohçacı kadına takas için verilirdi. Kısacası çöplüğümüzde martılar uçmazdı.

Çöplükten Naldöken'e doğru, tren yolunun kuzeyindeki tarlalar kayısı bahçesiyle noktalanırdı. Küçük derecikten açılan sulama kanalları vardı. İlk defa bir arkadaşımdan, tertemiz suyun içindeki kertenkelenin semender olduğunu öğrendim. Tarladaki bitkilerin turp olduğunu da! Yapraklarından tutup, şeker gibi tatlı kırmızı turpla tanışmam da orada oldu. Çamurunu siler, kabuğunu dişinizle soyup bir parça koparırdınız.

Bu mümbit topraklarda yetiştire yetiştire biçimsiz şekilsiz apartmanlar yetiştirdik. Semenderler, leylekler, puhu kuşları birer hatıra oldu. (Amerika'da küçük faydasız bir balığın neslini korumak için önemli bir baraj projesi iptal edilmişti.) Alabalık, cennet, yeşillik, itiraz dinlemeden dereciklere baraj kuracaklarmış Rize'de. Bu vatan bizim! Rize düşman eli değil ki!

Karşıyakalı tecrübesini kullanmalı, birkaç açıkgözün kısa dönem kazancı için doğayı mahvetmesine karşı ses vermelidir. Karşıyakalı; birikimi, vatanseverliği, ileri görüşlülüğüyle iyiye güzele destek vermelidir. Benim hatırladığım Karşıyakalı ruhu işte budur.

Melih EROĞUL

24 Nisan 2011 Pazar



1950 sonlarında Cumhuriyet İlkokulu'nun arkasındaki 1699 sokakta bir süre kaldık. Çok şey hatırlamıyorum. Ama akşam kapının önüne bir kova su dökülüp çıkarılan sandalyeler, komşu sohbetleri, yan komşumuz gayrimüslim vatandaşın sehpayla kurduğu şarap sofrası, ikram ettiği midye dolmaları; bunlar evimizden hatırladıklarım. Ama gece oynanan saklambaç, iskele meydanı vapurla eve dönerken çok uzaktan kanat çırpan kırmızı leylek, iskele meydanındaki Tilla Restoran,  75.000 nüfus, beş tane iki ile yazılan itfaiye telefonu, iskelenin karşı köşesindeki yaşlı gazeteci ("milliyet akşam samoo" diye aklımda kalmış bağırışı). Sarı yirmi beşlikle aldığım yosuna sarılı kırmızı kurt, sülünez, aynı adamdan alınan kıstırma kurşunlu sinek oltasıyla annem babam lokma yerken sandalyelerin arasından tuttuğum ilk balığım, çalan I found my love in portofino şarkısı! (Bu şarkıyı dinlerken hâlâ gözlerim yaşarır. Çocuklarıma bir türlü nedenini anlatamam.)

Asker babanın asker çocuğu olduğumdan, bir defa çıkınca bir daha dönemedim güzel İzmir'ime. Şimdi de dönmeye korkuyorum. Anılarımdaki gibi kalsın istiyorum.

Hamza BAŞAR

15 Mayıs 2008 Perşembe



Ben 1967 doğumlu biri olarak, yaşanılan bu tarih kronolojisinin belki de çok sığ bir yerinde kaldım. Ancak tuhaftır ki anlatılan her hikâyeyi ve her anekdotu iliklerime kadar hissettim. Bu hayâl âlemi diyebileceğimiz güzellikler kuşağının kahramanlarından bir çoğunu şahsen tanıma mutluluğuna erdim. Yaklaşık bir sene önce sevgili Karşıyaka'mdaydım. Oraya gelir gelmez ilk işim Soğukkuyu ve Örnekköy Mezarlıklarında yatmakta olan, şahsen veya gıyâben tanıdığım Karşıyaka sevdalılarını ziyaret etmek oldu. Bazen bazı şeylerin yokluğunu veya ihtiyacını, o şeye çok yakınken algılamak oldukça zor oluyor. O güzel imbat rüzgârını, sıcak bir simit kokusunu, vapur düdüklerini veya bir bozacının, tahan pekmezcinin yavaş yavaş uzaklaşan sesini hissetmek oldukça duygusal ve bir o kadar da mutluluk verici bir şey. Bana, bizlere bu duyguları yaşattığınız için sonsuz teşekkür, sevgi ve saygı sunarım. Bütün bu filmin artık aramızda olmayan kahramanlarını da saygı ve rahmetle anıyorum.

Volkan ÖZAL

5 Haziran 2008 Perşembe



 1960larda Karşıyaka İskelesi


Yorumlar - Yorum Yaz