Karşıyaka Çarşısı

ESKİ KARŞIYAKA'YI YAZMAM GEREK

 1960larda Karşıyaka Çarşısı girişi

Erdal ÖNAL

11 Mayıs 2007, Cuma


KARŞIYAKA ÇARŞISI
1890larda Karşıyaka Çarşısı girişi
Yirminci yüzyıl başında, Osmanlı'nın son zamanlarında Karşıyaka Çarşısı

Osmanlı döneminde Karşıyaka Çarşısı
Yirminci yüzyıl başında, Osmanlı'nın son zamanlarında Karşıyaka Çarşısı

Altmışlı yılların başında çarşı sabahtan öğleye kadar olağanüstü tenha olurdu. İskeleden istasyona doğru baktığınızda yol boyunca on, on beş kişiyi ancak görürdünüz. O saatlerde esnaf dükkânının önünü süpürür, tasarruf olsun diye bir bardak suyu üç defada süpürgenin üstüne dökerek sallar, dükkânının önünü sulardı. Sonra üç beş esnaf dükkân önlerine sandalye atıp çay kahve içerek vakit geçirirdi. Birinin işi çıkıp da on, on beş dakikalığına bir yere gitmesi gerekirse dükkânını kapatmaz, bir sandalyeyi ters koyuverirdi dükkânın kapısına. Eshot Sokağı'ndan (eski adı Rayegan Sokak) çıkıp iskeleye dönüldüğünde, köşedeki İş Bankası'na gelene kadar bir eczane, bir mandıra, bir şarküteri, sonra da bir simitçi fırını vardı. Mandıranın adı galiba Damla Mandırası idi. O zamanlar iskelenin önünde simitçiler olmazdı çünkü İş Bankası'nın bitişiğinde bir simitçi fırını vardı (Numune) ve herkes simidini oradan alırdı.

O zamanların en meşhur pastanesi Sami Bey Pastanesi'ydi. Şimdiki Sami Bey Pasajı'nın olduğu yerdeydi. Kuru pastası, pastaları, pöti-börleri günlük çıkardı. Kazandibi ve supangle yeme mekânı olarak orası bilinirdi. İçecek olarak da limonata ve vişne suyundan başka seçenek yoktu. O pastanenin bitişiğinde akşamcıların Baba Lokantası vardı. Fiyatları biraz pahalı olduğundan herkes gidemezdi. Ama geçerken bakılınca bembeyaz kolalı masa örtüleri, dimdik duran bez peçeteleri ile çok havalı görünürdü. Tam karşısında ise en az Baba Lokantası kadar meşhur Celâl’in meyhanesi vardı. O da tertemiz, pırıl pırıldı. Ama halk tipi içkili meyhane yukarıda, postanenin yanındaki Doktorun Meyhanesi idi. Orada fiks menü uygulanırdı. Yarım şişe rakı istendi mi, yanında çay tabağı büyüklüğündeki tabakların içinde yedi sekiz çeşit günlük meze birlikte getirilirdi.

Üç meşhur kırtâsiyeci vardı. İlki şimdiki Nur Galeri'nin yerindeki Çığır Kırtâsiye, ikincisi Ömer Ağa Mandırası’nın bitişiğinde, daracık yerden girilip, içeride genişleyen İhsan Amca'nın kırtâsiye dükkanı idi. Ne alınırsa alınsın, para sorun değildi. Yetmeyen para ertesi gün getirilebilirdi. Çünkü herkes birbirini tanırdı. Kırtâsiyecilerin üçüncüsü yukarıda, postanenin karşısındaki Kınlı Kırtâsiye idi.

Tiyatro Sokağı'na, o zamanlar galiba Şâheste Sokak denirdi. Tam köşede, şimdiki Ses Pasajı'nın olduğu yerde Ses Sineması vardı. En popüler sinema oydu. Genelde sahildeki Melek Sineması yerli, Ses Sineması yabancı filmleri oynatırdı. Öğretmenevi’nin altındaki Atlas Sineması, girişi basık ve sıkıcı olduğundan pek fazla tercih edilmezdi. Ecnebi filmlerden Sisi, Lili Marlen, Anjelik yerli filmlerden de Küçükhanımefendi yıllarca hafızalarımızdan silinmeyen filmlerdi. Ses Sineması’na karşıdan bakınca, girişin sağ tarafında tadına doyum olmayan sandviçler, tostlar yapan çok meşhur bir sandviççi dükkânı vardı. Ama ben ekmeği yuvarlak olup da içine kıyma konulan hamburgeri tercih ederdim. Yaşamımın geri kalan bölümünde bu güne kadar hamburgerin o kadar lezzetlisini ne İstanbul’un İstiklal Caddesi'nde, ne de Ankara’nın Sakarya Caddesi'nde yiyebildim. Sanırım o muhteşem damak tatları Fethi Usta ile birlikte yok olup gitti. Sinemanın girişinin sol tarafındaki köşede kuruyemişçi Mehmet vardı. Sinemaya girilirken mutlaka uğranıp çekirdek alınırdı. O zamanlar daha ayçiçeği ile tanışmamıştık. İri taneli kabak çekirdeği en çok tercih edilen çerezdi. Satın alınan çerezler gazete kağıdından yapılmış külahlara konur, kabuk konsun diye bir de boş külah verilirdi. Ama pek çok kişi Dört Kardeşler'in yanındaki Çerezci Ata'nın iri kabak çekirdeğini tercih ederdi. 1960‘da İzmir Çekirdeği diye bilinen iri kabak çekirdeğinin adı 2006 yılında Rus Çekirdeği oldu nedense.

 1940lı yıllarda Karşıyaka Çarşısı
1940'lı yıllarda Karşıyaka Çarşısı

Tiyatro Sokağı’na girilince, 30-40 metre ileride, berber Nevzat’ın karşısında Milangaz'cı, fanatik Fenerbahçeli Cezmi Şuvag vardı. Spor-Toto o yıllarda yeni başlamıştı. Karşıyaka’nın ilk toto bayilerinden biri oydu. Maçların oynandığı saatlerde önü ana-baba gününe dönerdi çünkü sonuçları anında telefonla öğrenir, dükkânının önündeki panoya yazardı. Postanenin karşısındaki toto bayisi ise 13 maçtan hiçbirini tutturamayana dikiş makinesi verirdi. Milangaz'ı biraz daha geçince, şimdiki Karşıyaka Sineması'nın bulunduğu yerde sebze-meyve hali vardı. Dar bir kapıdan girilir, içeride genişlerdi. Pırasa bağları, portakal, mandalina kasaları kapının önüne konurdu. Aradan kırk yıl geçmesine rağmen ne zaman oradan geçsem, gözlerim o manzarayı arar. Haldeki kabzımallardan biri de Halit Onovluk’tu. Kızı eşimin Numune Koleji’nden arkadaşı olduğu için onu yakından tanırdık.

Yuva’nın kapısındaki tan-tanlara gelince, sağ taraf (şimdi şehir içi nakliyat yapan kamyonetlerin durduğu yer) Çamaltı Tuzlası ile Sasalı otobüslerinin durağı idi. Mesâi günlerinde oralarda oturanlarla ortaokul ve lise öğrencilerini getirir, Akşamüstleri saat dörtte lise dağılınca hepsini toplar götürürdü. Sözünü ettiğim yer zaman zaman kalaycılara, kurban bayramlarında da kelle, paça tütsüleyenlere mekân olurdu. O günlerde o kadar kötü kokardı ki, yazı ile anlatmak mümkün değil. Üstüne üstlük kurbanlıklar da Yuva’nın duvarı boyunca satıldığından, ne kadar temizlenirse temizlensin, sokak haftalarca koyun pisliği kokardı.

Şimdiki Murat Döviz’in olduğu köşede adını bilmediğim çok meşhur bir bakkal vardı. O zamanlar açıkta satılan şeker çeşitleri koca koca kavanozların içinde, bankoda dururdu. Kavanozların sarı metal kapakları pırıl pırıldı. Bakkalın kaşları çok kalın olduğundan, tarif edilirken Karakaş Bakkal denirdi. Kayınpederim Nuh Bey’in de arkadaşı olduğundan, ara sıra sabahtan, oraya kahve içmeye giderdi.

O zamanlar, Pınar Süt, Sütaş, Tikveşli gibi firmalar olmadığından, süt ürünleri çarşıdaki mandıralardan alınırdı. En meşhurları Sakıp Ağa, Ömera Ağa ve Banka Sokağı'ndaki Menemen Mandıralarıydı. Sakıp Ağa’nın şimdi döner yenen yan taraftaki bankolarında o zaman köpüklü Sakıp Ağa ayranı içilirdi. Ayran bardaklarının her biri yarım kilo ağırlığındaydı. Yan taraftaki tuz tabağının içindeki tatlı kaşığıyla herkes tuzunu kendi atardı. Ömer Ağa Mandırası şimdiki Temizocak’ın yanındaki Rodi’nin yerindeydi. Adı Ömer Ağa Mandırası ile bütünleşen Sümer Abi 1960’lı yılların başında yoktu. Daha sonraki yıllarda Adnan Süvari’nin Göztepe’sinden Karşıyaka futbol takımına transfer olacak, bir yandan futbol oynarken, bir yandan da Kilise Sokağı'nda terzi dükkânı açacak, dükkânın karşısında oturan Ömer Ağa’nın büyük kızı ile evlendikten sonra adı Ömer Ağa Mandırası ile birlikte anılmaya başlayacaktı.

1970lerde Karşıyaka Çarşısı Girişi
1970'li yıllarda Karşıyaka Çarşısı

Çarşıdan sağa, Banka Sokağı'na dönünce sağ köşede Menemen Mandırası vardı. Tereyağı çok tutulurdu. Biraz daha ileride İpek Sineması’nın karşısındaki Karşıyakalı eski futbolcu Şele Yılmaz'ın bisikletçi dükkânını herkes bilirdi. Şele Yılmaz'dan başka, Tiyatro Sokağı'nın sonundaki Kadir Usta ile Cumhuriyet İlkokulu’nun karşısındaki Sedat Usta tanınan diğer bisiklet tamircileriydi. O zamanlarda Karşıyaka’da bisiklet sayısı çok fazla değildi çünkü bisiklet pahalı idi, bir iki memur maaşı ile ancak alınırdı. Sonra piyasaya çıkan Rabusta marka bisikletler ucuz olunca bisiklet sayısında patlama oldu. O zamanlar Rale marka bisikleti olanlara, bugünün Mercedes sahipleri gibi gıptayla bakılırdı.

Şimdiki Albey’in yanındaki Yes Ayakkabı’nın bulunduğu yerde herkesin çok yakından bildiği Karakulak vardı. O zamanlar dilekçelere l6 kuruşluk pul yapıştırılırdı; 15 kuruşluk damga, 1 kuruşluk da tayyare pulu. Pulların satıldığı yer ise koca çarşıda sadece Karakulak'tı. Her türlü baharat, tarçın, loğusa şerbeti için şeker, misina, olta, zarf, kâğıt denince de akla orası gelirdi. 1980’li yıllara gelindiğinde Karşıyaka’da ilk fotokopi çekmeye başlayan yer de Karakulak olmuştu.

Karakulak Karşıyaka

O zamanlar gazete satıcılarının çoğu seyyardı. Gazetelerini omuzlarının sol tarafına kalın deri kemerlerle, matris denen kalın mukavva içersine sıra sıra dizerler, katlanma bölgesindeki resim ve yazı izlerinden gazeteleri tanır, hangi gazeteyi isterseniz isteyin hiç tereddüt etmeden çeker çıkarırlardı. "Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Sabah, Hürriyet, Yeni Asır da var", "Akşam geldi Akşam" pek çok gazetecinin tekerlemesiydi; özellikle de Hayri’nin. Gazete satıcılarının en ünlüsü Hayri idi. Sesi yüzlerce metre öteden duyulurdu. Azarlanmasına, kızılmasına rağmen genç kızların, hanımların arkasından yarım metreye kadar yaklaşıp "Akşam geldi Akşam" diye avazı çıktığı kadar bağırırdı. Hedef aldığı kişinin ödünü koparır, bundan büyük keyif alırdı.

Karşıyakalı hemen herkesin çok net olarak hatırlayacağı bir başka kişi de dilsiz postacıydı. Postanede çalışırdı. Bana göre dünyanın en iyi niyetli insanı idi. Yardımına koşmadığı insan kalmazdı. Postanedeki bütün sorunları o çözerdi. Okuma yazma bilmeyenlerin iyilik meleğiydi. En büyük esprisi ise pul yapıştıranlara dilini çıkarmasıydı.

 1958 - Karşıyaka Çarşısı Girişi
1958 yılında Karşıyaka Çarşısı girişi

Şimdiki Vakıf İşhanı'nın bulunduğu yerden polis karakolunun bulunduğu köşeye kadarki bütün evler eski Rum evleriydi. İş Bankası'nın karşı köşesindeki ilk ev İnanöz otobüslerinin yazıhanesi olarak kullanıldı uzun süre. İşte o dönemlerde İstanbul, Ankara, Balıkesir ve Ayvalık’a gidecek son model otobüsler çarşının içinden yani Banka Sokağı'nın köşesinden kalkardı.

Avlar Pasajı'nın bulunduğu yerde l980’lere kadar, geniş bir alan vardı. Çarşı üzerine gelen iki köşesinde iki manav yer alırdı. Birisi Kazık Hasan'dı. Onun sebze yetiştirdiği bostan şimdiki Girne Caddesi'ndeki lunaparktı. O meydanın ortasında Abdullah Lokantası vardı. O tarihlerde Karşıyaka‘daki lokanta sayısı beşi geçmezdi. Abdullah Lokantası daha çok çarşı esnafına hitap ederdi. İki yanında iki berber vardı. Birinin adı Tahsin’di. Daracık bir koridordan arka sokaktaki Zafer Sineması'na çıkılırdı. O daracık koridorda camcı Tahsin’in dükkânı vardı. Ayna ve çerçeve işlerini o yapardı. Yanındaki umumî tuvalet bütün çarşının ihtiyacını görürdü. Temizlik açısından pek iyi değildi, yakınında mescit olmasına rağmen! Galiba o mini çarşıya Asmaaltı denirdi.

Uzun uzun anlatmasam da, postanenin karşısındaki kuru pastacı Ali Çağlar, Güzel Ali, Ankara İlkokulu'na çıkan sokaktaki düğmeciler, Foto Yıldız’ın şimdiki çarşı İş Bankası'nın yerindeki dükkânı, Foto Mucit, Stüdyo Mehmet, çarşı içindeki İnzibat Karakolu, Kamelya Tuhafiye, Küçük İkbal çok net olarak belleğimdeki yerini koruyor. Az daha unutuyordum turşu çeşitlerinde ve hurma zeytinde rakipsiz Kaluç’ların şarküterisini. Hanımların her çarşıya inişlerinde uğramadan edemedikleri sarı arabayı, Dört Kardeşler'in bakkal dükkânını, berber Nevzat’ı, Majestik Bilardo Salonu'nu, deri çantalarıyla evlerimize kadar gelen doktorlarımız Ziya Ertemer’i, Orhan Alpyörük’ü, Hüseyin Hüsmen’i de ilâve etmeden olmaz.

Karşıyaka Majestik 1960lar
1960'lı yıllarda Majestik Kıraathanesi


Yorumlar - Yorum Yaz