Beşlik Simit

BEŞLİK SİMİT

  Erkan Atik

Erkan ATİK

Karşıyaka

Bilmem hiç duydunuz mu? Eski zamanda "beşlik simit gibi kurulmak" diye sıkça kullanılan bir deyim vardı. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, takvimlerin 1945'lerden yol alıp 1950'lere doğru hareketlendiği yıllarda, evde erkeklerin çok kıymetli olduğu bir dönemmiş. Akşamları babalar gelecek diye daha akşamüstünden oturma odası süpürülür, temizlenip toplanırmış; özellikle evin erkeğinin oturacağı köşeye özen gösterilerek. Tek katlı müstakil evin bahçesinden derlenen mevsim çiçekleri vazoya konur, evin kadını saçını başını düzenler, kocasının geleceği saati beklemeye başlarmış.

Ben o yıllarda 3-5 yaşlarındaydım. Bütün bu hazırlıklar yapıldığında, hazırlık biter bitmez hemen her gün gizlice oturma odasına girer, babamın köşesine babam gibi oturup beklemeye başlardım. Ama ben ortadan kaybolur olmaz annem durumu fark eder, oturma odasının kapısını açıp başköşede benim oturduğumu görünce,
- Oğlum; gene beşlik simit gibi kurulmuşsun babanın yerine, derdi.

Ama ben ertesi gün yine, daha ertesi gün yine aynı hareketi tekrarlar, annemin aynı uyarısı ile kös kös oturma odasını terk ederdim.
İşte bunun için "beşlik simit gibi kurulmak" deyiminin hafızamda derin kayıtları vardır. Hiç unutmam, aklımın başıma gelmeye başladığı yıllarda, 1950'lerin başlarında Sabiha nineme sormuştum,

- Nine, beşlik simit gibi kurulmak ne demek?
O da beni her zamanki gibi ciddiye alıp şunları anlatmıştı. Eskiden yani simidin 100 paraya satıldığı yıllarda bazı fırınlarda her gün 5-10 tane kocaman simitler çıkarılırmış. Yüz para bulup da, insanların simit bile almakta zorlandığı o yıllarda beş kuruşa satılan koca simitleri her babayiğit alamazmış. O simitler de fırınların en görünen yerlerine itinayla yerleştirilirmiş. Beşlik simitleri o yıllarda zengin ailelerin babaları çocuklarına alabilirmiş. Hâsılı, beşlik simit ayrıcalıklı bir simitmiş. Ninem bana bunu anlatırken beşlik simit için "araba tekerleği gibi" benzetmesini kullanmıştı.
 beşlik simit
Bir hafta sonu Alaçatı'daydık. Geri dönerken eşim tutturdu da tutturdu, ille Urla'ya girip bir tur atalım, iskele pazarından da şevketibostan alalım diye. Mümkün mü kadınlar tutturunca direnmek? Her şey onun istediği gibi oldu. Girdik Urla'ya, park ettik arabayı. Dolaşıyoruz Urla çarşısında. Karşımızdaki fırının vitrininde ne göreyim? Çocukluğumun masal kahramanı beşlik simit eskisi gibi başköşeye kurulmuş olarak bana bakmıyor mu? Tereddütsüz yaklaştım fırına,

- Ağabey buyurun.
- Usta merhaba. İki normal simit, iki de beşlik simit versene.

Usta gülümsüyordu,
- Ağabey eskilerdesin. Beşlik simidi bilen kaç kişi kaldı ki?

- Benim tevellüt 1945. Ya seninki?

- Ağabey ben 1950'liyim. Afiyet olsun.

Hiç ekonomik zorluğa girmeden simitleri aldık. İskele pazarından da şevketibostan ve Urla mandalini satın alarak eve geldik. Eşim kararmasın diye şevketibostanları limonlu suya yatırırken, ben de aldım beşlik simidi, kuruldum salonun başköşesine, seslendim mutfağa,
- Hanım, baksana bir!
Hayat arkadaşım mutfaktan gelip beşlik simitle beni salonun başköşesinde görünce, allak bullak olmuş bir yüz ifadesi ve hüznün hâkim olduğu titrek bir duygu tonuyla cevap verdi,

- Başköşede istediğin kadar kurulabilirsin çünkü artık baban gelmeyecek!

Yorumlar - Yorum Yaz