Gönlümün Bahçesinde Gezindim

GÖNLÜMÜN BAHÇESİNDE GEZİNDİM

  1970lerde Karşıyaka İskelesi

Erdal ÖNAL

Nisan 2009, Karşıyaka


Bilmem siz bilir misiniz bu şarkıyı? Emin Ongan'ın nihavent makamında nefis bir şarkısıdır.

Uzun zamandır Karşıyaka'da değildim. O nedenle pek çok semtteki değişimleri izlemek fırsatım olmadı. Ben Karşıyaka'dan Mayıs'ta ayrılırken, Bostanlı pazaryeri yapım aşamasındaydı.

Bugün çarşamba. Bostanlı'da pazar var. Yağmur da bir ara kesilince hadi gidip bir bakayım dedim. İyi ki de gitmişim. Ne kadar güzel olmuş pazaryeri. Temiz, düzgün, zengin, pazarcısını-müşterisini yağmurdan-güneşten koruyan üstü kapalı, çağdaş bir pazaryeri.  Karşıyaka'ya da bu yakışır doğrusu. Otopark sorunu dışında! (İsterseniz bugünlük katlı pazaryerine pek değinmeyelim. Çünkü orası için söylenecek pek fazla güzel söz yok, otoparkı tuvalet gibi kullanıldığı için.) Bir saate yakın dolaştım pazarda. Her şey çok güzeldi. Altınova pazarı ile kıyaslayınca göğsüm kabardı. Keşke orası da böyle olabilse dedim. Sonra gittim, deniz kenarında bir banka oturdum. İşte orada dolaştım "gönlümün bahçesinde" ki sanırım pek çok hatırlayan çıkar.

Okumak için gittiğim Ankara'dan 1976 sonlarında veya 1977'de döndüm Karşıyaka'ya. Karşıyaka'da 2030 Sokak'ta ev tuttuk (Emlak-Kredi evleri). Yirmi dairelik apartmana yerleşen ikinci aile bizdik. Her yer bomboştu. Cumartesi günleri Şemikler pazarına giderdik. Ama bizi kesmezdi. Pazar günleri de atlardık eşimle bisikletlere, doğru Karşıyaka pazarına. (O zamanlar Alaybey Tansaş'ın yerinde kurulurdu.) Şevket-i bostanı, çibezi, çekirdeksiz narı, turp otunu, loru, peyniri oraya gelen köylülerden almadık mı eksikli sayardık kendimizi. Dönerken de 20 yumurta alırdık; 15'i sağlam, 5'i çatlak yumurta! Eve döndük mü o öğlen mutlaka bolca taze soğanı zeytinyağında öldürür, bol lor ilave ettikten sonra üzerine 5 çatlak yumurtayı kırardık. Öğle yemeğimiz hazırdı. (Bu lezzetle tanışmadıysanız, bir kerecik olsun deneyin lütfen.) Sonra bir duyduk ki Bostanlı'ya pazar açılmış. Perşembe günleri Çeşme durağının tam arkasına gelen sokaktaydı. Oradan başlayıp polis karakoluna kadar uzanıyordu. O zamanlar o sokakta pek çok balıkçı aile otururdu. Pazarcı tezgâhları da ağların arasında olurdu. Aydın tarafından çok sayıda köylü gelirdi diye hatırlıyorum.

Bir süre sonra Bostanlı hızla büyüyünce pazaryeri yetmedi. Aldılar şimdiki Bostanlı Tansaş'ın olduğu yere. Yıllarca orada devam etti Bostanlı Pazarı. Ama biz gene de Karşıyaka pazarına gitmeden edemezdik. Bisikletlerimizle! Nostalji olsun diye değil, o zamanlar arabamız yoktu da ondan.

2030 Sokak'ın arka tarafından gidince TRT binasını önüne çıkılırdı. Biraz ileriden sağa dönerseniz Şemikler'e ulaşırdınız. Sağa dönmez, doğru giderseniz de 500-600 metre sonra balıkçı barınağına varırdınız deniz börülcelerini çiğneye çiğneye. Biz o zamanlar bilmezdik deniz börülcesinden salata yapıldığını. Demek yalnız biz değil, kimse bilmezmiş. Yer gök deniz börülcesi idi. Pazarlarda da satılmazdı şimdiki gibi demeti bir liradan. Kötü kötü evlerin sıralandığı bir sokaktı o 500-600 metrelik sokak. Evler sağ tarafta idi. Sol taraf tamamen bataklıktı. Çünkü o yıllarda evlerin bahçelerindeki tulumbalar kış boyunca kendiliğinden akardı. Sanırım bataklığın sebebi buydu.

Şimdiki Atakent'in olduğu yerde Şemiklerli balıkçıların sandallarını bağladığı barınak vardı. O barınakta sandalların motoru çalıştırılmazdı çünkü 1,5 metre derinliğe kadar yosunlar vardı yemyeşil kıvırcık marul yaprağı gibi. Oradaki balıkçılar Şemikler'e giden yol üstündeki Olimpiyat Kahvesi'ni mekân tutmuşlardı. O kahvede kefalin, lidakinin, çipuranın, isparozun alasını bulurdunuz, hem de çarşının yarı fiyatına!

Dalıp gitmişim deniz kenarındaki bankın üzerinde. Sabah şakır şakır yağan yağmurdan sonra güneş çıkmış, her yer pırıl pırıl olmuştu. Karşısı, elini uzatsan tutuluverecek gibiydi. Kendime geldiğimde yanaklarım al al olmuştu güneşten. Bilmem anlatabildim mi gönlümün bahçesini?


Yorumlar - Yorum Yaz