Basmane İçin Bir Şeyler Yapılmalı 2

BASMANE İÇİN BİR ŞEYLER YAPILMALI
Ceyda Adar

Ceyda ADAR

İzmir’in tarihî semtlerinden Basmane’de çocukluğu ve gençliği geçen Dr. Osman Koçanaoğulları, Basmane semtine farkındalık yaratmak için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyor.

Osman Koçanoğulları

Ceyda Adar, geçmişte çok önemli bir semt olan Basmane’yi gelecek nesillere aktarmak için anılarını yazmaya devam eden Dr. Osman Koçanaoğulları ile Basmane anılarını konuştu. İzmir’in bir rüya kenti olduğunu söyleyen Orhan Beşikçi’ye göre Basmane İzmir'in eski şehir dokusudur ve Basmane için bir şeyler yapılmalıdır.

"Mitoloji, İskender’in Kadifekale’de uykuya yatıp, rüyasına su perilerinin girdiği söyler. Dünyada rüya üzerine kurulmuş kentler vardır. Bu kentlere rahatlıkla rüya kentleri diyebiliriz. İzmir de bir rüya kentidir. Basmane ise rüya kentinin eski şehir dokusudur." diyerek başlar Orhan Beşikçi Basmane adlı kitabının ilk satırlarına. Sokak sokak tüm değerlerini içinde yaşattığı Basmane’nin, yaşayan İzmir’in eski bir şehir dokusu olduğunu söyleyen Orhan Beşikçi’ye göre Basmane adeta açık hava müzesi gibidir. Basmane’nin tarihî, kültürel ve mimarî öğeleri, hanları, hamamları, camileri, mescitleri, çeşmeleri ve eski İzmir evleriyle eski şehir dokusunu yaşatan bir semt olduğunu belirten Beşikçi, sevdalısı olduğu Basmane’ye yeterince sahip çıkılmadığı görüşünde.

8500 yıllık tarihî bir kent düşünün. Daha düne kadar İzmir’in yaşı 5000 idi. Kemalpaşa Ilıcak Köyü Tümülüs’ü, Yeşilova Höyüğü kazılarından sonra kent 3500 yıl daha yaşlandı. Bu kentin ilk şehir dokusu Bayraklı’dadır. İkinci şehir de İskender’in gördüğü rüya üzerine Kadifekale’de kuruldu. Basmane eski şehir dokusunu hala muhafaza eden, çok eski bir İzmir semtidir. Basmane adlı kitabımda Basmane’nin sınırlarını nasıl tayin edebiliriz sorusunun cevabını şöyle veriyorum:

Dokuzeylül Fuar kapısında durun, yüzünüzü güneye Kadifekale’ye doğru çevirin. Sol kolunuzu Kervan Köprüsü’nü, sağ kolunuzu Çankaya’yı alacak şekilde kucaklayın. Kucakladığınız yerler Basmane’dir. Strabon’a göre Cimnazyum da Basmane’de bir yerdedir.

Kervan Köprüsü geçen yüzyıllarda İzmir’e gelen seyyahların anlata anlata bitiremediği, gravürlerini yaptığı, ağustos ve eylül aylarında yaklaşık her biri 250 kilogram ağırlığında yük taşıyan, 2000-3000 deve kervanının üzerinden geçtiği Roma, Bizans ve Osmanlı’nın kullanmış olduğu köprüdür. Şu an Yeşildere’de başka bir köprünün altında hapsolmuş vaziyettedir. Bir zamanlar çevresi servi, çınar ve dut ağaçlarıyla kaplı mesire alanıydı. Kervan Köprüsü’nün tescili daha geçen ay yapılabildi. Tarihî köprü yola feda edilmeden sağa sola kaydırılamaz mıydı? Bu İzmir karakteristiğinin bir şekilde onarılıp yeniden kent kültürüne kazandırılması gerekiyor. Kent insanı Kervan Köprüsü’nü ve nerede olduğunu bilmiyor. Halbuki Basmane denildiğinde benim aklıma Kervan Köprüsü gelir.

Basmane deyince aklıma Kapılar semti, hanlar ve hamamlar gelir. Basmane’de Kapılar adında bir semtimiz var. Şimdi o tarihî kent dokusu içerisinde, hâlen sur duvarlarının bir kesitinde kemeri yıkık koca bir kapı mevcut. İzmir’in en eski camileri, mescitleri, hanları, hamamları buradadır. Evliyâ Çelebi Seyahatnâme’sinde yaklaşık 20 İzmir hamamından bahseder. Bunların bir kısmı günümüze gelebilmiştir. Basmane Hamamı, Tilkilik’e doğru giderken şimdi sadece sıcaklığı bulunan, kömür deposuna kiraya verilmiş klasik Osmanlı eseri Kıllıoğlu Hamamı, Namazgâh Hamamı, Kadı Hamamı ve Tevfik Paşa Hamamı’nı sayabiliriz. Hamam turizmi için çok idealdir. Bölge aynı zamanda bir dönemin en zengin açık ve kapalı sinemalarının olduğu yerdir. Yazlık sinemalar, İzmir’in eski kahvehaneleri, fırınları, meyhaneleri buradadır.

1900 yılının başında İzmir’de han sayısı 50’nin üzerindeymiş. O yıllardaki şehir nüfusuna bakarsak azımsanmayacak bir sayı olduğu görülür. Bayındır, Menzil, Kömür, Paşa, Güven, Kiraz Hanları bunların bazılarıdır. Eski yapıların duvarlarında görünen, hayvanların bağlandığı demir halkalar bize buraların han olduğu doğrultusunda ipuçları veriyor. Oturduğum sokakta, Anafartalar Caddesi üzerinde, Oteller Sokağı’nda, Şimdiki Gaziler Caddesi’nin sağında, Yıldız Sineması’nın arkasında, Kapılar’da hanlar vardı. Hanlar o yılların otelleriydi. Kervanlar şehre girdikleri zaman bu hanlarda konaklarlardı. Basmane’de hanları görmek mümkün. Şimdi arsaları farklı işlerde kullanılıyor. Örneğin Kömürcü Hanı otopark olarak kullanılıyor. Tabii çoğu hanların yerinde başka yapılar var.

Basmane Meydanı’ndan başlayıp, Altınpark, Tilkilik ve Mezarlıkbaşı’ndan Konak Meydanı’na uzanan eski adı Hükümet Caddesi olan Anafartalar Caddesi İzmir’in bilinen en eski caddesidir. Eski 9 eylül ve cumhuriyet bayramı kutlamaları hep bu cadde üzerinde yapılırdı. 9 Eylül kutlamalarını görmek için civar kasaba ve şehirlerden gelen insanlar buradaki otellerde kalırdı. İzmir’in kurtuluşu olan 9 Eylül 1922’den bir gün sonra 10 Eylül tarihinde Atatürk ve arkadaşları bu yolu kullanarak Hükûmet Konağı'na gittiler.

Bu caddeyle irtibatı olan ara sokaklarda Hatuniye, Fettah ve Faik Paşa camilerini örnek olarak gösterebiliriz. Günümüzde arkeolojik kazılara sahne olan Altınpark da eski bir Osmanlı mezarlığıydı. Şimdi o eski Osmanlı mezarlığı olarak sadece Pazaryeri Mahallesi’ndeki Emir Sultan Haziresi duruyor. Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın dedesi Sadık Bey ve hanımı, Eczacıbaşı ailesi, 1875 yılında valilik yapan Ahmet Esat Paşa burada gömülüdür. Ancak korunamamış bir mezarlıktır. Şimdi Büyükşehir Belediyesi o mezarlığı bünyesine kattı ve orada çok ciddi bir çalışma gerçekleştiriyor.
Bu bölgede eski sokak çeşmeleri vardır. Sayıları her gün azalan, sırtını duvara yaslamış bakımsız çeşmelere rastlayabilirsiniz. 1270 Sokak'ta İzmir’in en eski mescidi Kumrulu Mescit vardır. Kortejo denilen yoksul Yahudilerin yaşadığı eski Yahudihaneleri de Basmane'de görmek mümkündür.

İzmir Basmane 1976
Basmane Meydanı, 1976

Kapılarına kilit vurulmuş, yıllardır açılamayan eski İzmir evleri ve yaşanmışlığın izleri beni çok etkiler. Ara sıra sokakta “bizim dede evimiz, biz çocukluğumuzu bu evlerde geçirdik” deyip, hatıralarını tekrar canlandırmaya çalışan insanlarla karşılaşıyorum. Eski İzmir evlerinde kullanılan objeler antika pazarında görücüye çıkıyor ve güzel para ediyor. Bu evlerin tavan süslemeleri ve duvar levhaları bana çok ilginç gelir. Oturduğum İzmir evinde anneannenin eski Türkçe yazılmış duvar levhalarıyla karşılaştım. Bunların bir dua olduğunu tahmin ediyordum. Dualar da var tabii. Bazılarını tercüme ettiğimiz zaman “Vatanın sinesini sarmıştı kahrı zeval, şarktan zuhur edip kurtardı vatanı muazzez Kemal”, “İki genci mesut eden nedir diye sordum semavattan, meleklerden cevap aldım, dediler ki muhabbettir.” olduğu anlaşılıyordu.

Turunç, yasemin, hanımeli, limonçiçeği kokulu İzmir evlerini ve bu evlerde yaşanan anıları çoktan unuttuk. Namazgâh’ta yoksullaşan cumbalı eski İzmir evi yok olup tarihe karışırken, özlemli muhabbetleri koruma zannettik. Görmediğimiz, önünden bir kez olsun geçmediğimiz tarihî yapılar, semtler ve sokaklar zaten bizim için hiç yoktu. Bol ışıklı, alçı tavanlı, laminat ve parlak aksesuarlı, granit zeminli, aynı tornadan çıkmış gibi birbirine benzeyen günümüz evlerine değer verirken, tarihin, mimarînin, estetik ve yaşanmışlığın sembolü olan eski İzmir evleri ve semtlerini acımadan yalnızlığa ve yok oluşa terk ettik. Gözyaşlarını göremesek bile, ben terk edilmiş eski İzmir evlerinin ağladığına inanırım.

Sahipsiz evler enkaz sökücüler tarafından yağmalanıyor. Dışarıdan gelen antikacıların eski İzmir evlerinden çıkarılmış objeleri kent dışına taşıdıklarını gördüm. Demircilik sanatının en iyi olduğu dönemlerde yapılmış ferforje cumba, kapı ve pencerelerin nasıl sökülüp çalındığını gördüm. 1814 tarihli Dönertaş Sebili'nin pirinç korkuluklarının çalınmasına halen üzülürüm.

Evet, korunmuyor. Kültür varlıklarımızı yasalar, yönetmelikler, uluslararası anlaşmalar olmasına rağmen koruyamıyoruz. Binlerce yıllık tarihî birikime sahip İzmir’de kent kimliği hızla değişirken, eski şehir dokusunda bulunan kültür varlıklarımız birer birer yok oldu. Amaç dışı kullanımlar ve izinsiz müdahaleler yüzünden terk edilmiş, göçmüş, yangın geçirmiş, virâne olmuş binaların sayısı her gün artıyor.

Oteller Sokağı, Tarihî Kentler Birliği’nden ödül kazanmış bir sokaktır. Son derece rahat bir şekilde o eski evleri yıkıp otoparka çevirebiliyorlar. Size Atatürk ve Latife Hanım’ın dinî nikâhını kıyan İzmir müftüsü Rahmetulah Efendi’nin evini ve Osman Paşa ailesinin çeşitli yardım kuruluşlarına hibe ettikleri köşklerinin şu anki durumunu göstersem içiniz parçalanır. Tarihî kentlerin tarihî sokakları, tarihî evleri olmaz mı? 1922 İzmir yangını sırasında yaklaşık 25 bin bina yandı ve şehir dokusu yok oldu. O yangından kurtarılan İzmir evleri maalesef günümüzde sevgisizliğe, bilinçsizliğe yenik düşüyor. Bu bölgeyi daha evvel keşfedememiş insanlar bölgenin zenginliğini görünce “yıllardır İzmir’de yaşıyoruz, bu tarihî değerleri göremedik” diye üzülüyorlar. Kültür varlıklarının korunup yaşatılması, gelecek kuşaklara bırakılabilecek en anlamlı hediyedir.

Geçenlerde bir Fransız grupla karşılaştım. Ellerinde Aziz Polikarp’ın mezarının nerede olduğunu gösteren bir haritayla gelmişler. 1921’de dedeleri denizci olarak İzmir’e gelip Aziz Polikarp’ın mezarını ziyaret etmiş ve Fransa’ya bir kartpostal yollamış. Kartpostalda da Aziz Polikarp’ın mezarının yerini işaret etmiş. Aziz Polikarp’ın mezarının Kadifekale’de olduğu biliniyor ve hâlen dışarıdan gelen insanlar ellerinde haritalarla Aziz Polikarp’ın mezarını araştırıyorlar. Çünkü Aziz Polikarp Hristiyanlık tarihinde çok önemli bir kişidir. Günümüze bu mezar Yusuf Dede olarak gelmiştir. Çok ilginçtir, her araştırıcının kendisine göre bir mezar yeri var.

7 Nisan 1753 tarihinde Kadifekale’yi ziyaret eden Seyyah Stephan Schulz tarihe şöyle not düşmüş:

"Dağın şehir tarafına bakan, bir zamanlar amfi-tiyatronun yer aldığı yamaçta bir kilise daha varmış. Daha iki yıl öncesine kadar içerisinde lamba yanmakta olduğu söyleniyor. Yunan bilgeleri ülkelerinde yeterli süt bulunmadığı zamanlarda buraya gelerek dua ederler, yerden çıkan suyu içerler ve yanmakta olan lambaya hürmet gösterirlerse bebelerinin yeteri kadar süte kavuşacağına inanıyorlar."

Seyyah Stephan Schulz’un 257 yıl önce verdiği bilgiler, yakın geçmişimizde aynı bölgede yaşanan süt öyküsüyle benzerlik gösteriyor. Bebeklerini emzirmek için yeterli sütü olmayan İzmirli anneler sütlerinin bol olması için Sütveren Dede'yi ziyaret edip dua ederler, hemen karşısında bulunan eski çeşmenin gümüş tasından su içerek çok eski bir geleneği yaşatırlardı. Taslı Çeşme ne yazık ki yıkılıp tarih oldu. Amfi-tiyatronun altında, Sütveren Dede yatırının bulunduğu yerde çeşme, sarnıç benzeri su yapıları bulunuyor. Kent belleğinde anılmayan, ziyaretçisi olmayan Sütveren Dede yatırının bulunduğu tarihî dokuda yapılacak ciddi bir araştırmanın, kentin turizm potansiyeline katkı vereceğine inanıyorum. İzmir’in unutulan değerleri sadece Sütveren Dede efsanesiyle sınırlı değildir. Sütveren Dede eski adı Dede olan sokakta elektrik direğinin yanındaki taş kaidenin altında yatıyor. Düşünebiliyor musunuz, belki de bir Bizans efsanesi günümüze kadar gelmiştir. Bundan çok etkilendim. Başka etkilendiğim olaylar da var tabi.

Thomas Smith (1670), Oliferti Dapper (1681), Richard Pococke (1701-1765) gibi gezginler, “Denize doğru devam eden surlarda kötü çizilmiş çeşitli çizgiler ve V harfleri olan çok iri taşlarla örülmüş duvar kalıntıları var. Şimdiye kadar birçok araştırmacı bu çizgilerin ne anlama geldiği üzerine oldukça kafa yordular. Bazıları V harfinin Vespasiannus’un baş harfi olduğuna inanıyor fakat bu işaretler duvarları örerken taşların nasıl döşeneceğine dair işaretler de olabilir. Duvarların üst kısmında taşlar çok kötü ve kaba döşenmiş, aynı zamanda çok dar kesilmişler. Bu yüzden bu taşların sonradan yapıldığını düşünüyorum." diye tarihe not düşmüşler.

Mezarlıkbaşı’nda Saray Sineması yıkılınca arkasından çıkan sur duvarının önünden yüzlerce kez geçtim. Duvardaki belli belirsiz çizgilerin gezginlerin anlattığı V harfi olabileceğinden kuşkulandım. Fotoğraf sanatçısı dostum Yunus Koç’a haber verdim, uzaktan çekim yapan objektifiyle birlikte geldi. Sabırla ışık olayını saatlerce takip ettik ve fotoğraflarda görülen V harflerini yakaladık. V'leri güneşli günde görmek zordur. Binlerce yıl önce sur duvarlarına oyulan V harfleri imparator Vespasiannus’un baş harfi, zafer işareti (victory) veya duvarcı sembolleri olabilir mi? V harfi dünyada birçok sembolde kullanılıyor. V harfi kazılmış 120x80x100 ebadında bir başka taş örneği de Büyükşehir Belediyesi'nce onarılan Aya Vukla Kilisesi’nin bahçesinde bulunuyor. Bu büyük devasa taş buraya hangi amaçla, ne zaman getirildi? Bilinmiyor. Bana göre V harfli duvarlar gizemini koruyor.

Geçen yıl Basmane Günleri adıyla bir etkinlik gerçekleştirdik. Konak Belediyesi'yle ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz bu projeyle Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülü'nü kazandık. TCDD 3. Bölge İşletme Müdürlüğü Basmane Garı’nın açık ve kapalı alanlarını 2010 yılının Mayıs ayında kent gözlemcilerinin düzenlediği Basmane Günleri etkinliklerine ayırmakla kalmadı, Alsancak Garı’nda duran Kazım Karabekir’in seyahat ettiği 1908 İngiliz yapımı Yaverler Vagonu'nu gara çektirip ziyarete açtı. Bedriye Gülay Beşikçinin Benim Güzel Basmanem resim sergisi, Nezaket Tekin’in Basmane Her Daim, Yaşar Ürük’ün Kuş Gözüyle Basmane, Erol Özdayı’nın Basmane Sokakları, Yunus Koç’un Yok Olan El Zanaatları, Zafer Gazi Tunalı’nın Basmane Mimarisi, fotoğraf sergileri, Vip salonu vitrinlerinde koleksiyoner Şükrü Uluçtan’ın eski İzmir evlerinden çıkma etnografik eserleri, 100 yıllık oyuncaklar, tekstil, müzik aletleri koleksiyonu izleyicilerden beğeni aldı.

Dokuzeylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Zuhal Çetin başkanlığında sinema bölümü öğrencilerinin bölgede çektikleri 20’şer dakikalık kahvehâneler, oteller, dini mekânlar, mezarlıklar ve Kortejo belgeselleri izleyicilerle buluştu. İzmir Devlet Tiyatrosu Sanatçısı yönetmen Gürol Tonbul ve oyuncu arkadaşları Basmane Garı yolcu salonunda Dinçer Sümer’in Yolculuk Hikâyesi adlı oyununu sergilediler. Yani dolu dolu bir 10 gün Basmane’nin zenginliklerini insanlara anlattık.

Basmane’nin samimiyeti çok hoşuma gidiyor. Kentimizin tarihî dokusunu onarıp yaşatmak çok önemlidir. Agora’da ve Altınpark’ta çıkan buluntular arkeolog arkadaşlarımız kadar bizleri de çok heyecanlandırıyor. Mesela yer altı tünelleriyle ilgili elimizde bilgiler var. Hatta biz onların yerlerini de biliyoruz. Bunların bir şekilde kent kültürüne ve turizme kazandırılmasının çok anlamlı olacağını düşünüyorum. Eski sokak dokularına yapılan bilinçsiz müdahalelerle kültür varlıklarının yok oluşu içimizi acıtıyor.

Özetle,

Basmane açık hava müzesi gibidir ve değerinin çok iyi bilinmesi gerekir.

Yorumlar - Yorum Yaz