İzmir'de Bir Gün

İZMİR'DE BİR GÜN
Dinçer ?
9 Şubat 2015

Kim bilir kaçıncı gelişim bu İzmir'e. Yaşamak için bile düşünebileceğim bir yer oldu İzmir hep! (Kimin olmadı ki? Kimle konuşsam İzmir'i ne çok sevdiği var dilinde.) Mübadele yıllarında Anadolu'daki bütün şehirler mübadele kapsamında olsa da, gayrimüslimlerin şehir ekonomisindeki ağırlığı nedeniyle İzmir'de yaşayanlara dokunulmadı. Bugün Gavur İzmir diye anılması ve Türkiye'nin en renkli ve rahat şehirlerinden biri olmasında bu durumunun çok etkisi olduğunu düşünüyorum.

Kaldığım otel Balçova'da. Zamanında Agamemnon'un da yaşadığı bu topraklarda o yıllarda da sıcak su kaynakları çok rağbet görürmüş. Şimdilerde yine İzmir'in bu bölgesine sıcak su kaynaklarından faydalanmak için çok kişi geliyor.

İzmir'de sabah güne otelde kahvaltı yaparak başlıyorum. İzmirlilerin gevrek dediği simit ve başka bir yerde bulamayacağınız, aslen Yahudilere ait bir hamur işi olan boyoz yiyip vuruyorum kendimi yollara. Boyozun tadı hala damağımdayken şehirdeki ender sinagoglardan olan Bet İsrail Sinagogu'na ulaşıyorum. Dünyanın birçok yerinde polis korumasında olan sinagoglar gördüm. Türkiye'dekilerde durum biraz daha farklı: Etrafındaki tüm binalar boşaltılmış ya da sinagoga bağlı vakıflar tarafından satın alınmış oluyor. Burası da aynı durumda. 1900'lerin başında inşa edilen bu yapı şu anda kullanılıyor mu, bilmiyorum. Tüm kapıları mühürlü gibi kapalıydı. Ancak semtteki diğer müstakil binalarla hoş bir havası var bu binanın da.

İzmir Asansör
Asansör

Hemen yan tarafa geçerseniz Dario Moreno Sokağı'na ulaşacaksınız. Asansör'e giden bu sokakta yaşamış olan Dario Moreno anısına Asansör'de hep onun şarkıları çalınıyor. Deniz ve Mehtap'ı burada dinlemenin keyfi bir başka oluyor. Belli ki koruma altındaki bu sokaktaki binaların sonundaki asansörle yukarı çıktığınızda güzel bir İzmir manzarası sunan Ceneviz Cafe sizleri bekliyor. Aslında mola vermek için güzel bir yer burası ama hem daha yolun başındayız. Hem de gezecek çok yer var.


Asansör'den İzmir
Asansör'den İzmir manzarası

Asansör'den aşağı inip Konak Meydanı'na doğru yürürken, Ayhan Işık'ın doğduğu evin de önünden geçiyoruz. Eski Türk filmleri nostaljisi yaşatan bir şehir bu İzmir. Sanki daha o vahşi alışveriş ve tüketim zombilerine dönüşmemiş insanlardan ve vahşi kapitalizme teslim olmamış semtlerden oluşuyor gibi. (Evet, İzmir'e dışarıdan bakanlar aynen bu hislere kapılıyorlar. Gerçek olması gerekmiyor tabii bu hissettiklerimin. Bir süre İzmir'de yaşasam, ben de İzmir masalından uyanıp gerçek yüzünü görürüm elbette.) Konak Meydanı'na ulaşınca gözünüze ilk önce İzmir'in sembolü Saat Kulesi çarpacaktır. Osmanlı'nın son dönemlerinde, modernleşme adına yurdun birçok köşesinde inşa edilen saat kulelerinden birisi bu da. Ama itiraf etmeliyim ki gördüklerimin içinde en güzeli de aynı zamanda. Adana, Bursa, Urfa'dakiler hiç bu kadar zarif değil. Saat Kulesi'nin hemen yanında ufak bir cami yer alıyor, Yalı Camii. Sevimli, kendi halinde, bağırmayan bir cami bu.

İzmir Saat Kulesi
İzmir Saat Kulesi

Konak Meydanı'nın yan tarafında İzmir'in merkez çarşısı Kemeraltı yer alıyor. Bursa'daki Uzun Çarşı ayarında bir yer burası. Hemen yakınlardaki ilk mola yerimiz olan Kızlarağası Hanı'na ulaşınca, hanın ortasındaki çay bahçesine çöküyoruz. Boş tabure bulmak hafta içi olmasına rağmen hiç kolay olmuyor. Handa gümüş ve hediyelik eşyalar da satılıyor.

Molanın ardından Agora'ya gidiyoruz okları takip ede ede. İzmir, Antik Yunan medeniyetinden beri (ve çok daha öncesinde de) aralıksız birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir yer olduğundan, Agora gibi kalıntılar yönünden çok zengin (Bir ara Efes'i de yazayım). Hala kazıların devam ettiği Agora'dan çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Roma'daki Forum'un biraz küçüğü var karşımızda. Hala sapasağlam duran bin küsur yıllık kemerlerin altında dolaşıp buraların yıllar önceki halini düşünmek güzel.

İzmir Agora
Agora gezimize eşlik eden rehberimiz

Gezi boyunca, fotoğrafta gördüğünüz köpek de bize rehberlik yaptı. Agora'dan çıkınca başlıyoruz tırmanmaya. Bir sonraki ziyaret edeceğimiz yer Kadifekale. Nefesine güvenmeyen, yürümeyi sevmeyen taksiye binsin, baştan söyleyeyim. İzmir'in doğudan göç almış bir semti Kadifekale. Ben Çingenelerin yaşadığını duymuştum ama duvar yazılarından ve konuşulan dilden anladığım kadarıyla Kürt nüfusu daha baskın burada. Sokak aralarında eski, hoş evler görmeniz de mümkün, sokakta fare ölüsü de.

Kaçak çay ve Mahmood Tea satan, Mardin'e ve Nusaybin'e otobüs bileti satan turizm acentaları da semtteki yerleşimle ilgili bilgi veriyor. Bu arada şahane manzaralı mahalle kahveleri de gördüm. Eminim evlerin bir kısmının da enfes manzarası vardır.

2014 yılında restore edilmiş Kadifekale şehre panaromik gören tepelere kaleler kurulup şehre hakim olunan zamanlardan kalma bir yapı. Şimdilerde içinde çocuklar oyun oynuyorlar ve tek tük satıcılar hediyelik eşyalar satıyorlar ama semtin kötü şöhretinden midir bilinmez, dışarıdan gelen pek kimse yok ortalıkta.

Kadifekale
Kadifekale'nin içindeki İç Kale

Sokak aralarından yardıra yardıra iniyoruz Fuar Alanı'na. İzmir Fuarı, malumunuz zamanında şehrin ve ülkenin en önemli etkinliklerinden biriydi. Dönemin en ünlü sesleri gelir, Fuar Alanı'ndaki gazinolarda konserler verirler, biz de magazin sayfalarından takip ederdik bu konserleri.

Şimdilerde şehrin içinde yeşil alan olarak kaldı Fuar Alanı. Ha, bir de Lunapark var tabii içinde. Özellikle Türkiye'de başka hiçbir yerde görmediğim Uçan Halı çocukluğumdan beri favorim, belirteyim. (Üç sene önce geldiğimde gidip binmiştim bu korkunç alete. Kalbi olan binmesin.)

Aslında bugün eski İzmir kalıntılarını görmek üzere limanın öte tarafına da geçecektik ama ne yazık ki saat geç olduğundan onu bir sonraki sefere bırakıp Alsancak'a doğru devam ediyoruz. Yolumuzun üstünde St. John Katedrali var. Kapıdaki rahibe selam verip giriyoruz bu kiliseye. Dıştan bakınca bu kadar büyük olduğu anlaşılmıyor ama gayet büyük bir Katolik kilisesi var karşımızda. Girişteki panoda Kasım ayında Türkiye'yi ziyaret eden Papa'nın gezi programı asılı.

Kordon'a ulaşınca keşke yaz olsaydı diyorum içimden, bir de boş olsaydım, biralarımı alıp yayılsaydım çimenlere.

Kordon'un aslında çevre yolu yapılmak üzere deniz doldurulduktan sonra halkın tepkisi ve mücadelesiyle bu plan iptal edilince nasıl yeşil alan olduğunu anımsatan hikayesinin kalıntısı birkaç viyadük ayağı hala sahil şeridinin sonunda görülebilir. Şehrine sahip çıkanların mücadelesinin Gezi'yle başlamadığını da gösteriyor o beton ayaklar bize.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nin sonundaki Yakın Kitabevi'ne uğruyorum gelmişken. İzmir'in en güzel kitapçılarından biridir Yakın. İzmir'e geleceksem mutlaka kitap alışverişimin bir kısmını buradan yapmaya çalışırım. Şimdilerde ön kısmına açılan kafe "kapanmıyordur umarım" endişesi yarattı bende.

Bu arada İzmir'e gelince kumru yemeden dönmek istemeyen arkadaşımın hatırına Kumrucu Şevki'ye uğruyoruz. Çeşme'nin meşhur kumrusunu merkezde bir kaç yerde bulabilirsiniz.

Kıbrıs Şehitleri'nin diğer tarafında İzmir'in en meşhur buluşma yeri bulunuyor: Sevinç Pastanesi. Bir nevi Taksim Burger King gibi bir yer burası. İzmir'de hiç yaşamamış ben bile kim bilir kaç kez burada birileriyle buluşmuşumdur. (En son Sibel'le buluşmuştum sanırım. Buradan kendisine de selam ederim.) Bu sefer bir şeyler atıştırmak için gidiyorum Sevinç Pastanesine. Mekan müşterilerinin yaş ortalaması gayet yüksek (ben ortalamayı düşürüyordum, öyle düşünün). Çilekli, ahududulu meşhur Pavlova pastası gayet lezzetliydi.

Dönüşte Kordon boyunca yürüyoruz Konak'a kadar. Kordon'da sıra sıra dizili apartmanlar tarafındaki kaldırımda rahat rahat yürümemizi engelleyen kafeleri saymazsam, Pasaport İskelesi, yıllar öncesinden kalma dalga desenli kaldırım döşemesi (aynısını Brezilya Recife'de görmek beni çok şaşırtmıştı), ama en çok da trafiğe takılmadan ve merdiven tırmanmadan karşı tarafta yürüyüşünüze devam etmenizi sağlayan yürüme yolu İzmir'e olan sevgimi daha da artıran şeyler oluyor. İzmir'e yerleşirsem bir gün ve maddi sıkıntım olmazsa, Alsancak'taki Yunan Konsolosluğu'nun yakınlarında, Körfez'e karşı sıra sıra dizilmiş apartmanlardan birinin üst katlarında oturmak isterim. Önünde trafik olmadan Kordon'u ve Körfez'i gören bu evlerin balkonlarının keyfini hayal edemiyorum.

İzmir Trafoları
Belediyenin grafiti sanatçılarına trafoları boyatma projesiyle ortaya çıkan grafitilerden biri


Yorumlar - Yorum Yaz