Gönül Sineması

GÖNÜL SİNEMASI İLE ANILAR DA YOK OLDU
Gönül Sineması

Alaattin Gürırmak

Alaattin GÜRIRMAK
26 Haziran 2018

Çocukluğumuzun, gençliğimizin geçtiği yerler bir bir yok oluyor.

Gönül Sineması sakızcısı bendeniz, 40 yıl sonra o sinemanın perdesinin önündeyim!

Değerli arkadaşım Ahmet Koçak'a çocukluğumun semti Namazgâh'ı gezdirirken, tarihî Namazgâh Hamamı'nın restorasyonu için kapatılan çitlerin açık olduğunu gördük. İçeride yapı işçileri vardı. İzin isteyip az ötedeki Gönül Sineması'nın perdesini fotoğraflamak için inşaat alanına girdik.

Namazgah Hamamı

Hey gidi günler hey! İşte bu sinemada yaz tatillerinde sakız satan çocuktum. Hem de 40 sene önce. Şimdi tam 5 ay önce bu sinema ile ilgili yazdığım anımı buyurun yeniden hep beraber okuyalım:

Tarihî Agora semtindeki Gönül Sineması'nda Yeşil Çivril sakızlarını 1971-1975 yıllarında yaz tatillerinde sattığımı hatırlıyorum. Şadırvan Camii yan sokağındaki Yıldız Şekerleri dükkânından (Günümüzde de aynı isimle o şekerlemeci duruyor.) imalat fiyatına bir kutu sakız alır, Gönül Sineması'nda taneyle satardım. Fazla kazancı olmazdı ama benim için hiç yoktan iyiydi. Tabi o bir kutu sakızı da borç olarak satın alır, kutudaki sakızların hepsini sattıktan sonra gider şekerlemeci esnafına borcumu verirdim.

Gönül Sineması'nın iki kapısı vardı. Biri 943 Sokak'a yani Misakı Milli İlkokulu'na bakan tarafta idi. Diğeri ise Agora Müzesi'nin giriş kapısı karşısındaki parka bakan çıkmaz sokakta idi.

Gönül Sineması

Bir akşam yine sakız satmaya gittiğimde sinema sahibinin o gün vefat ettiğini söylediler. Sinema sahibi beni tanır ve severdi. Vefattan iki üç gün sonra sinemanın kapısı dışında elimde bir kutu sakızla ayakta durup sinemaya gelenlere sakız satarken, sinema çalışanları benim artık burada sakız satmamamı söyleyip adeta kovaladılar. Bu durumu sinemaya bakan bir evin alt kat penceresinden sürekli sinemaya gelen gidenleri tanıyan hatta sohbet eden 70'li yaşlarda bir teyze görmüş ve vefat eden sinema sahibinin oğluna söylemiş. İki üç gün sonra sinema çalışanları bir sokak aşağıda ikâmet ettiğim evimize (940 Sokak, Agora için istimlâk edildi) geldiler ve "sinemanın yeni sahibi seni çağırıyor" deyip götürdüler. Acaba benim bir yanlışlığımdan ötürü mü götürüyorlar diye korkmadım desem yalan olur. Sinemanın yeni sahibi yani vefat eden şahsın oğlu beni karşısına alarak "Bundan sonra sinemanın kapıları dışında değil, sinemanın içinde sakız satacak ve sinemaya her gün ücretsiz gireceksin. Ayrıca sinema büfesinden ücretsiz bir tost ve bir gazoz alacaksın."

O an dünyalar benim olmuştu. Yine bir süre daha sinemada sakız satmaya devam ettim ama sahibi çok geçmeden sinemayı başka işletmecilere sattı ve ismi de Harput Sineması diye değiştirildi. Ve benim sakız satma serüvenim de böylece son buldu.

Bu sinemanın ismi Gönül iken hep yabancı filmleri gösterimde tutardı. Bilhassa Alain Delon'lu Fransız filimlerini çok seyrettik. Ama adı Harput Sineması olarak değiştikten sonra yerli filmler oynatmaya başladı. Daha çok Ferdi Tayfur'lu, Orhan Gencebay'lı filimler gösterimde oldu.

İşte bu son döneminde Ferdi Tayfur'un Derbeder isimli filmi oynarken ve sinema salonunun orta boşluk tahta sandalyelerinden birinde ben de filmi seyrederken, yan sandalyede oturan birinin ağladığını fark ettim. Ara verildiğinde ışıklar yandı ve ağlayan kişi cebinden çıkardığı kumaş mendille gözyaşlarını silerken ona baktığımı gördüğünde "Ben İstanbulluyum. İş gezisi nedeniyle İzmir'deyim. Bu filmi dördüncü defa izliyorum." dedi. "Neden?" dedim, "Konusunu ezberlemişsindir artık!" Bir iç çekip, "Birader, bu film beni anlatıyor da ondan dördüncü defa bıkmadan seyrediyorum." "Nasıl yani?" dediğimde, "Ferdi Tayfur'un askerlik arkadaşı rolündeki Enis Fosforoğlu, Ferdi'nin sözlüsü Canan Perver'i bir oyunla kandırıp evleniyor. Ferdi'nin bundan haberi yok tabi. Senaryo bu ya! Benim başıma da aynı olay geldi. Asker arkadaşım sevdiğim kızla evlendi." demesin mi? Hayret ettim. Anlattığı, seyrettiğimiz filmin konusuyla bire bir aynıydı.


Yorumlar - Yorum Yaz