İzmir Atatürk Lisesi Tarihi

İZMİR ATATÜRK LİSESİ TARİHİ
İzmir Atatürk Lisesi

7 Mart 2020 Cumartesi

1905-1908 döneminde İzmir'de biri resmî, diğeri Müslüman halkın yönettiği 2 idâdî ve 2 rüştiye olduğu, buna karşılık 3 Rum, 1 Musevî, 1 Protestan (Amerikan) rüştiyesi olduğu bildirilmektedir. Ayrıca İzmir'de 1911 yılında kurulmuş ve 1923-1924 ders yılında 117 öğrencisi olan bir erkek öğretmen okulu vardır. Bu okulun 1913-1914 eğitim yılında 113 öğrencisi olup, 1912-1913 yılında 42 tanesi diploma almıştır. 1910 yılında idâdîlerin sultânîlere çevrilmesi sonucu 1913-1914 yılında 252 öğrencisi vardır ve 13 kişi diploma almıştır. 1923-1924 eğitim yılında İzmir Sultânîsi'nde (İzmir Atatürk Lisesi) 122 gündüzlü 66 yatılı idâdî öğrenci, birinci dönem sultânîde 71 gündüzlü 71 yatılı öğrenci, ikinci dönem sultânîde 30 gündüzlü 34 yatılı, toplam 709 öğrenci vardı. Yabancı dil olarak 4 öğrenci Almanca, 159 öğrenci Fransızca ders alıyordu. 1923-1924 ders yılında İzmir Dâr-ül Eytâm okulunda 488 erkek öğrenci vardı. İzmir dilsiz okulunda ise 2 sınıfta 33 öğrenci mevcuttu.

İzmir İdâdîsi 24.000 altın lira harcanarak 3 yılda yapılmış ve 10 yıl önce kurulan İzmir Rüşdiyesi'nin 5 yıllık idâdîye dönüştürülmesi ile vilayet merkezlerinde açılan idâdîlerden biri olmuştur. Temmuz 1885 yılında Konak Meydanı'nda Vilayet Konağı'na bitişik, ön cephesi Konak Meydanı'na bakan binanın temelleri atılmış ve 24.000 altın lira harcanarak, 1888 yılında bu binada açılmıştır. 1888 yılında 5 yıllık olarak açılmasına rağmen İzmir İdâdîsi'nin ancak ilk üç sınıfına 120 öğrenci (nefer-i şakird) bulunmuş, 1889'da ilk mezununu vermiş, 1890 yılında 7 yıllık olmuştur. Maarif nazırı Emrullah Efendi devrinde, 1910 yılında sultânî (İzmir Atatürk Lisesi) olmuştur. İdâdî'nin ilk müdürü Numanzâde Abdurrahman Bey ve Fransızca hocası Halit Ziya Uşaklıgil’dir. Çanakkale Savaşı'na katılan çocuk yaştaki gençler nedeniyle Galatasaray, Konya ve İzmir Sultânîlerinin 1915 yılında tek bir mezun vermediği söylenir ama Melih Tınal kitabında 1914-15 eğitim yılında 14, 1916'da 18, 1917'de 3, 1918'de 2, 1919'da 2 öğrenci mezun verildiğini yazmıştır. Yunan işgali yıllarında (1919-1922) öğrenci kaydedilemediği için, 1924-1925 eğitim-öğretim yılında mezun verilememiştir. Melih Tınal tarafından mezun olduğu söylenen öğrenciler muhtemelen 1919'da işgalden sonra Hilal İdâdîsi'ne nakledilen eski öğrenciler olabilir.

Mehmet Culum'un "Azap Ağa" adlı kitabından:

1920 yılının başında Hayri Mehmet (Culum) 20 yaşına girmiştir. Askerlik şubesinden çağrılır. Şubat ayında silah altına alınır. Askerliğini yedek-subay öğretmen olarak 1919-1920 eğitim yılının ikinci yarısında İzmir Sultânîsi'nde Fransızca öğretmeni olarak yapar. Öğretmen öğrencilerle hemen hemen aynı yaştadır. Yunan komiserliğinin müfettişleri ile aralarında geçen olayı şöyle anlatır:

İşgalin birinci yıldönümü (15 Mayıs 1920) dolayısıyla okullara Yunan müfettişler atandı. Okul müdürü ile birlikte müfettiş derslikleri dolaşırken müdür ve müfettiş ile çevirmenleri aniden Hayri’nin ders yaptığı sınıfa girdi. Bütün sınıf ayağa kalktı. Hayri bir öğrencisini tahtaya kaldırmış ve onun sırasına oturmuş, dersi oturduğu yerden işliyordu. O da ayağa kalktı. Müdür bir tahtadaki öğrenciye baktı, bir de sınıfı gözleriyle taradı ve şaşkınlıkla 'Öğretmen yok mu barada?' diye sordu. Hayri bir iki adım öne çıktı ve 'Ben varım efendim. Fransızca öğretmeniyim.' dedi. Müdür Hayri’yi daha önce görmüştü. Ama ne kadar genç olduğunu unutmuş olacak ki, 'Yok canım, sen gerçekten öğretmen misin?' diye sormaktan kendini alamadı. Hayri müdüre biraz daha yaklaştı ve 'Yedek-subay öğretmenim efendim. Makamınızda tanışmıştık.' dedi. Müdür de bu arada anımsadı ve Hayri’yi müfettişe çevirmen aracılığı ile tanıştırdı. Müfettiş çevirmene dönerek, 'Sor bakalım ne dersi işliyorlar.' dedi. Hayri çevirmenin soruyu yöneltmesini beklemeden düzgün bir Yunanca ile 'Fransızca gramer dersi yapıyoruz efendim.' dedi. Müfettiş sevindiğini belli ederek Hayri’ye döndü.

- Dilimizi biliyor musun öğretmen?
- Evet efendim.
- Fakat sen bir Türksün!
- Evet efendim. Ben bir Türküm ama çocukluğum Yunanistan'da geçti.
- Yunanistan'ın neresinde?
- Biz Valosluyuz efendim. Babam halen orada.
- Ben de Selanikliyim.
- Yakın sayılır. Eskiden Volos Selanik’e bağlıymış.
- Buraya ne zaman göç ettiniz?
- Balkan savaşlarından önce efendim. On yılı geçti.
- Fransızca öğretmeniyim dedin az önce, değil mi?
- Evet efendim, Fransızca.
- Aman Tanrım! Hem Yunanca, hem Fransızca, hem de tabii kendi dilin Türkçe. Üç ayrı alfabe eder, değil mi?
- Evet efendim. Biraz Almanca da biliyorum, Gotik harfleri dahil.
- Kaç yaşındasın sen?
- Yirmi yaşındayım efendim.
- Nasıl öğrendin bütün bunları? Yoksa ailende Levanten mi var?
- Ailemde Levanten yok, yalnızca Türküz. Bu dilleri okullarda öğrendim.
- Peki Almancayı?
- Berlin'de bir yıl hazırlık okuluna gittim efendim.
- Üniversite için mi?
- Evet, Makina mühendisliği için.
- Neden döndün? Savaşlardan mı?
- Daha çok ağabeyimin ölümünden dolayı efendim.
- Anlıyorum öğretmen. Adın neydi senin?
- Hayri efendim, Hayri Mehmet.
- Peki Hayri bizim İzmir'e gelmemizle ilgili olarak ne düşünüyorsun?
- ???
- Çekinmeden düşündüklerini anlatabilirsin. Ben yalnızca bir eğitim müfettişiyim.
- Hiç kimse vatanına başkalarının gelmesini istemez efendim.
- İyi ama biz gelmeseydik İtalyanlar geleceklerdi.
- İtalyanları da istemezdik.
- Fakat siz Volos’ta zaten Yunan yönetimi altında yaşamıyor muydunuz?
- Öyleydi efendim. Ama ailem buraya göç etmiş. Bir nedeni olmalı.
- Kemal’i duydun mu?
- Duydum efendim.
- Ne düşünüyorsun? Sözde bize karşı koyacakmış.
- Peki öğrencilerin onun Anadolu'daki, Ankara'daki çalışmalarını biliyorlar mı?
- ???

Müfettiş, 'Konuşabilirsin öğretmen. Sorularımı yanıtsız bırakma.' dedi. Sinirleniyordu. Hayri eliyle ayakta durmakta olan öğrencilerini işaret ederek, 'Bu soruyu gerçek muhatapları yanıtlasın efendim.' dedi. Müfettiş çevirmene döndü ve 'Sor bakalım öğrencilere, ne diyecekler?' dedi. Çevirmen öğrencilere döndü ve müfettişin sorusunu yüksek sesle sordu. Bütün sınıf sözleşmişçesine başını önüne eğdi ve müfettişin sorusunu yanıtsız bıraktı. Müfettiş bir süre o sessizlikte bekledi. Mesajı almıştı; arkasını döndü ve kapıya yöneldi. Dışarıya çıkarken sağ kolunu yukarıya kaldırdı ve 'Seninle yeniden görüşeceğiz Voloslu.' diye seslendi."

Romanda bu anlatılanlara göre sultânî eğitimi işgal sırasında da sürmüştür Yunan kaynaklarında da 1918-1919 ve 1919-1920 yılı eğitim-öğretim yılında İzmir Sultânîsi'nde 500 öğrenci ve 18 öğretmenin bulunduğu belirtilmiştir ama hangi isim altında olduğu belli değildir. 1920-1921 eğitim yılı başında Yunan fevkalade komiseri M. G. Honoraki’nin emriyle 7 Aralık 1920 günü okul boşaltılmış, öğrenciler Hilal İdâdîsi'ne, öğretmenler başka okullara tayin edilmiştir. Daha sonra, Ekim 1922'de öğretim kadrosu yeniden oluşturulup öğrenci kayıtları yapılmıştır.

İzmir İdâdî Mektebi'nin binası Hükûmet Konağı bitişiğinde, denize bakan konumda üç katlı binadır. Birinci katında yemekhane, kiler, depo, mescit vardır. İkinci katında dersaneler, idare ve muallim odaları, üçüncü katında yatakhaneler vardır. Mektebin arkasında mutfak ve hamam yer almaktadır. Maaşlı bir hekim (Doktor Mustafa Nuri Efendi) ile revir de mevcuttur. Okulun yerinin Kâtipzâde Vakfı'na ait olması ve halkın yardımları ile yapıldığı Yunan makamlarına iletildiği halde, okul Yunan adliye binası olarak kullanılmıştır.

Volkan Gönenç’in "Küllerin Altındaki İzmir: 1909-1930" isimli kitabından: “Benim gözüm hapisten çıkan ağabeylerimizi (Bezmi ve Ahmet’i) arıyordu. Acaba akıbetleri ne olmuştu? Derken yaklaşık 10 kadarını gördüm. Hükûmet Meydanı'nın Kemeraltı tarafında bir okul vardı. Okulun merdivenlerinde kimisi sırt üstü, kimisi yere serilmişlerdi. Kolları bacakları açık, kan içinde cansız yatıyorlardı. Çarpışırken okula çekilmişler ve orada şehit olmuşlardı. Milli mücadelemiz işte bu 10 tane kahraman mahkumla başlamış oldu.

Ölen bu mahkum ağabeylerimizin yanlarında Rum çocuklar vardı. Hemen çocukların yanına gittim. Anlamasınlar diye Rumca konuşuyor, güya seviniyormuşum gibi yapıyordum. Rum çocuklar ellerindeki çivilerle ölülerin gözlerini deşiyorlardı. Birbirlerine gülerek henüz soğumamış cansız vücutların burunlarını, kulaklarını çekiştiriyorlardı. Bu manzaraya daha fazla dayanamadım ve oradan uzaklaştım.”

Konak'taki eski idâdî binası işgal sırasında Yunanlarca kullanıldığı gibi, kurtuluştan sonra da 1970 Ağustos'unda çıkan Hükûmet Konağı Yangını'na kadar İzmir Adliyesi olarak hizmet vermiştir. Yangından sonra idâdî binası yıktırılarak yerine çok katlı şimdiki Konak Kaymakamlığı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün bulunduğu bina yapılmıştır.

Liseyi yeniden kurabilmek için uygun bina olarak yangın mıntıkasındaki eski Çalgıcıbaşı mevkiinde bulunan, kapı ve pencereleri harap olmuş, eşyası yağma edilmiş olan gündüzlü Rum Kız Okulu (Harpte Rum hastanesi olarak kullanılmıştır) binası seçilmiştir. Binanın inşaatı, 1886 yılında şimdiki Alsancak Devlet Hastanesi'nin yerindeki Fransız Hastanesi'ne bitişik olarak yapılmaya başlanan Rum kız okulunun bitirilemeden yıkılması üzerine, sonradan şimdiki yerinde daha büyük ölçekte bir Rum mimar tarafından yeniden projelendirilip gündüzlü Rum okulu olarak kullanılmak üzere planlanmış ama bitirilemeden Yunan işgali olmuştur. Bina 1919-1922 yıllarında Yunan işgal kuvvetlerince hastane olarak kullanılmıştır.

Konak'taki sultânî binasından çıkılıp Cumhuriyet'ten sonra bu Rum hastanesi binası lise için uygun görülmüştür. Binanın sıvaları yapılmamış, bahçesi yoktu, etrafı harabeydi. Binada yatılı bir okul olarak çalışması için gereken değişiklikler öğretmen ve öğrencilerin gayreti ile yapılmıştır. Birinci ders yılı bu metruk binada noksanlıklara rağmen gerçekleşmiştir. İkinci yıl okula su ve elektrik bağlanmıştır.

1924 yılından sonra okulun önündeki küçük bahçe dışındaki bina enkazları ve sokaklar temizlenerek okulun bahçesi açılmıştır. 1925-1926 öğretim yılında liseye 500 metrekarelik yemekhane, mutfak, bulaşıkhane ve yatakhane yapılmıştır. 1928-1929 yılında müdür Hilmi Erdim döneminde mutfağın karşısına erzak deposu yapılmış, ön bahçe düzenlenmiş, 190 metrekarelik banyo bölümü yapılmış, havagazı bağlanmış, ön kapıdan denize yol açılmıştır.

1933-1934 yılında lise bünyesindeki orta kısım Tilkilik civarında olan eski Amerikan mektebine nakledilmiştir. 1936-1938 yıllarında Rusya ve Almanya'dan gelen ders araç ve gereçleri ile fizik ve kimya laboratuvarları kurulmuştur. (Bu malzemeler bugün Atatürk Lisesi Müzesi'nde bulunmaktadı.) 1936 yılına kadar İzmir Birinci Erkek Lisesi olan okulun bir şubesi şimdiki Namık Kemal Lisesi'nde açılmış ve orada da aynı eğitim kadrosu hizmet vermiştir. 3 Mart 1939'da bu şube İzmir İkinci Erkek Lisesi adını almıştır.

Behçet Uz’un gayreti ile metrekaresi 50 kuruştan belediyeden satın alınıp, 21 Mayıs 1940 günü 32.712 metrekare olarak tapu tescili yapılan okulun bugünkü bahçesi kazanılmıştır. Okulun Fuar tarafındaki bahçesi İzmir yangınından sonra yanan binaların yıkıntılarıyla doluydu. Ön bahçesi ise bugünkü Cumhuriyet Meydanı'na kadar yanmış, yıkılmış, yağmalanmış boş arazi halinde idi.

İlk İzmir imar planı yapıldıktan sonra okulun bugünkü hudutları belirlenmiştir. Deniz tarafındaki bahçeye önce 3 derslikli pavyon yapılmıştır. Müdür Enver Demir döneminde bu pavyonlara 12 derslik olacak şekilde ilave pavyonlar yapılmıştır. Basmane'den Gündoğdu Meydanı, Alsancak Tekel Tütün Fabrikası ve Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ne kadar olan arazi, şimdiki Namık Kemal Lisesi'nin yerine kadar hep yangın sonucu oluşmuş bina yıkıntılarıyla kaplı boş arazi idi.

1923 yılında öğretmen ihtiyacını karşılamak için Dâr-ül Muallimât (kız) ve Dâr-ül Muallim (erkek) öğretmen okulları yeniden açılmıştır. Kız Muallim Mektebi Karşıyaka'da, Erkek Muallim Mektebi de Karataşta (şimdiki Kız Lisesi'nin olduğu binada) öğretime başlamıştır. Okulun ilk müdürü Hikmet Türk, ikincisi Refet Beylerdir.

1 Kasım 1928 de harf inkılabından sonra 1929 yılının başından itibaren İzmir'de de "millet mektepleri" açılmıştı ve herkes yeni harflerle okuma-yazma öğreniyordu. Ülke nüfusunun % 90'ının okuma-yazma bilmediği bu dönemde okul binası ve öğretmenleri bu kampanyada çalışmıştır. Başarılı olanlara fotoğraflı Millet mektebi şahadetnamesi veriliyordu. Harf inkılabı sırasında Maarif Matbaası'nın müdürlüğünü yapan Naci Kerman’ın Atatürk ile ilgili bir hatırasını Çetinkaya Apatay şöyle nakleder:

”Yağmur ve benzeri Türkçe kelimelerin yazılabilmesi için "g" harfinin nasıl yumuşatılacağı tartışılırken odaya Atatürk girer, 'ne tartışıyorsunuz' deyince sorun ona da aktarılır, o da 'çok kolay g'nin üzerine bir kaş koyun, benim kaşımı koyun o da yumuşar.' diyerek sorunu çözerler. A harfinin üzerine konan kaş ile de "kar" ile "kar" (kazanç) arasındaki anlam farkı da çözülmüş olur. Harf devriminden evvel Arap harfleri ile ülkede okur-yazarlık oranı % 10 iken, 2012 istatistiklerine göre 75.627.384 olan nüfusumuzun % 93'ü okur yazar olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki 12.400.000 insanın % 3'ü okur yazar iken 1927'de 7 yaş üzerindeki nüfusun % 11'i okur yazardır.

İzmir Erkek Lisesi'nin müdürü Hilmi Erdim ve matematik öğretmeni İzzet Somer, muallim mektebine de derse gidiyorlardı. 27 Mayıs 1935 gününe kadar hafta sonu tatili Cuma iken, o gün hafta sonu tatili pazar gününe alınmıştır.

1936 yılında İzmir Erkek Muallim Mektebi Balıkesir’e nakledilmiş ve İzmir’deki bu bina İzmir Kız Lisesi'ne tahsis edilmiştir. Kız Lisesi'nin binası da İzmir Erkek Lisesi'nin şube binası olarak kullanılmaya başlamıştır (Şimdiki Namık Kemal Lisesi'nin binası). Lise ve Şube olarak iki binadaki hizmet 3 yıl sürmüştür. Muallim Mektebi'nin öğretmen kadrosu da İzmir Erkek Lisesi'ne tayin edilmiştir. 1950 yılından sonra okulun çevresindeki yüksek duvarlar yarıya kadar indirilmiştir. Ön bahçedeki 3. sınıf öğrencilerinin dersliklerinin bulunduğu pavyonun yanına, Hilmi Erdim ve Abdurrahman Bey adlarıyla 2 pavyon daha yapılmıştır. Arka bahçeye Rıdvan Nafiz Edgüer Pavyonu yapıldıktan sonra okul pilot lise olmuştur. 1967'de Ali Kemal Görgülü'nün müdür olarak atanmasından sonra BMC Pavyonu eklenmiştir.


Yorumlar - Yorum Yaz