Osmanlı Sonunda ve Cumhuriyet Başında Eğitim

OSMANLI SONUNDA VE CUMHURİYET BAŞINDA EĞİTİM-ÖĞRETİM
7 Mart 2020 Cumartesi

Osmanlı devletinde idari sistem "seyfiye", "ilmiye" ve "kalemiye" olarak üç temel sınıftan oluşmuştur. Ziraat, ticaret ve sanatla uğraşan halk için "reaya", yönetici zümre için ise "askerî" terimi kullanılırdı. İlmiye sınıfı kaza müftüsünden şeyhülislama, alay imamından padişah hocasına, talebeden müderrise; yargı sisteminde nahiye naibinden kazaskere, en küçük cami vaizinden cuma vaizine kadar en küçük ve en büyük kademeler olarak örgütlenmişti. İstanbul'da görevli kazaskerlerin en yüksek payelisi şeyhülislam idi. İkinci Murat döneminde (1421-1451) merkez müftüsü diğer müftülerin üzerinde bir yetki ile şeyhülislam olarak atandı. 16. yüzyılda şeyhülislama Beyazıt Medresesi müderrisliği (hocalığı) ile yüksek rütbeli müderrislerin ve büyük kadıların atanması ve görevden alınması görevleri de verildi. 1789'da Üçüncü Selim’in tahta çıkışından sonra, 15 Haziran 1826'da Sultanahmet Camii'nde toplanan üst düzey yöneticilerin kararı ile yeniçeriliğin kaldırılmasına kadar, rüşvet ve iltimasla ehil olmayanların değişik kademelerdeki görevlendirilmeleri şikâyetlere rağmen sürdü.

Bu zaman zarfında yapılan reformlar ilmiye teşkilatında kurumlaşma, ihtisaslaşma ve yenileşmeye uğradı. 20-25 akçelik medreselerden ellili denilen hariç medreselerine kadar olan derecelendirilmiş medreselerin zamanla yeteneksiz muallim ve müderrisler nedeniyle gerilediği anlaşılınca, bunların düzeltilmesi için çabalar başladı. Bunların ilki Üçüncü Mehmet zamanında Nisan 1598'de çıkarılan fermandır. İkincisi Dördüncü Murat zamanında (1623-1640) Koçi Bey’in çıkarttığı fermandır. Daha sonra Üçüncü Ahmet döneminde (1703-1730) ve Birinci Mahmut Döneminde (1730-1754) medreselerin ıslahı için gayretler sarf edilmiştir. Üçüncü Selim de (1789-1807) ilmiye sınıfının ıslahatına özel ilgi göstermiştir.

İlk kademe mekteplerine dâr-üt talim, mektep, taş mektep, mahalle mektebi, mekteb-i iptidâiye denilmiştir. Medreseler eğitimin ikinci kademesidir. İlk medreseler Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçukluları dönemlerinde kurulmuştur ve "ders yapılan yer" anlamındadır. Vakıf müessesesi sayesinde bunların devamlılığı sağlanmıştır. Osmanlılar zamanında ilk medrese 1330'da İznik'te, 1335'te Bursa'da, 1413'te Edirne'de (Çelebi Mehmet Medresesi) açılmıştır. Daha sonraki yıllarda bu şehirlerde başka medreseler de açıldığı gibi, Anadolu ve Rumeli'deki diğer şehirlerde de devlet adamları ve saray mensupları tarafından medreseler açılmıştır.

Medreseler ilmî faaliyetlerine göre sınıflandırılmıştır. Yirmili ve otuzlu medreselerde tahsil müddeti 2 yıl ile 3 ay arasında iken, kırklı medreselerde 3 yıl ile 3 ay, elli medreselerde bir yıl ile 5 ay, sahnı seman medreselerinde en az 6 ay ve altmışlı medreselerde bir yıldır. Bu medreselerde okutulan dersler çeşitli zamanlara göre ve kurucusunun belirlemesine göre değişmiştir. Osmanlı medreselerinde eğitim parasız olduğu gibi, öğrencilerin giyecek ve yiyeceği de temin edilmek mecburiyeti vardır. Medreseler 16. yüzyılın sonundan itibaren müderrislerin kalitesini kaybetmesi, derslerin nitelik ve niceliğinin değişmesi ve öğrencilerin alınış şeklinde yapılan usulsüzlükler nedeniyle değerlerini yitirmişlerdir.

Süleymaniye Külliyesi içinde,

  • Dârül-hadîs
  • Tıp
  • Tabiiye (tabii bilimler)
  • Riyaziye (matematik)
  • Hukuk
  • Edebiyat

Eğitimi yapmak üzere 6 medrese vardır. Medreselerde okuyan danişmentler önce hariç sonra dahil derslerini alıp, sahn veya tetimme medreselerine hak kazanırlardı. Tetimme medreselerindeki en kıdemli danişmentler hocalık yapardı. Tetimme veya sahn medresesi denen bu medreselerden mezun olanlar aşağı dereceli bir medreseye müderris tayin edilmek için sıra beklerlerdi. Bu sistem İkinci Meşrutiyet'in ilanına (1908) kadar devam etti. 1914 yılında bilgili müderrisler yetiştirmek için dâr-ül hilâfe medreseleri açıldı ise de bunlar devam edemedi ve medreselerin kapatılması ile bu sorun da bitti.

Medrese öğretmenlerine "muallim" denirdi. Muallime yardım eden kişiye "halife", "kalfa" denirdi. Vakıf işlerini idare eden kişiye "mütevelli", mütevelliyi kontrol edene "nazır", yazışmaları yapan ve evrak kaydı yapanlara kişiye "katip", kapıda öğrencilerin giriş çıkışını kontrol edene "bevvap", iç ve dış temizlikten sorumlu kişiye "ferraş", gelirleri takip ve kontrol eden kişiye "cabi", alım satım sorumlusuna "vekilharç" denirdi.

16. yüzyılın sonlarına kadar kazaskerler 20 ekçeden 40 akçeye kadar olan müderrislerle kaza kadılarının tayinini yapar, Şeyhülislam ise kazaskerleri, ordu kadılarını ve vilayet, sancak, kaza müftülerini ve 40 akçeden yukarı hariç ve dahil medreselerinin müderrislerini tayin ederdi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra buradaki kiliselerden sekizini medreseye dönüştürdü. Bu yapılaşmada, Şubat 1463'te başlayıp Ocak 1471'de biten sekiz medrese ve bu medreselere talebe yetiştiren "tetimme" adıyla anılan sekiz küçük medrese ile birlikte imaret, hastane, cami, hamam ve kütüphaneden oluşan sahn medreseleri olarak bilinen "külliye" ortaya çıktı. Medrese öğrencilerine "danişment", tetimme medresesi öğrencilerine de "softa" denirdi.

Bu sekizli medreseden sonra Osmanlı topraklarındaki medreseler yeni bir sıralamaya tabi tutuldu. Aşağıdan yukarıya doğru medreseler,

  • Müderrisinin gündeliği 20 veya 25 akçe olan haşiye-i tecrit medreseleri
  • Müderrisinin gündeliği 30-35 akçe olan miftah medresesi
  • Müderrisinin gündeliği 40 akçe olan kırklı veya telvih medresesi
  • Müderrisinin gündeliği 50 akçe olan hariç medresesi

Olarak sınıflandırıldı. İlk (yirmili) medreseye girebilmek için bir öğrencinin önce muhtasarat derslerini [Arapça gramer, Arapça cümle kuruluşu ve yapısı, düzgün ve yerinde konuşma sanatı, hesap, hendese (mühendislik)] görmesi gerekirdi. Kırklı ve ellili medreseler Osmanlılardan önceki Anadolu Selçukluları ve Anadolu beylikleri döneminde de hükümdar aileleri ile vezirlerinin ve sancak beylerinin yaptırdığı medreseler olarak vardır.

1 Eylül 1869 tarihinde çıkarılan Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi'nde okullar sıbyan, rüştiye, idâdî, sultânî âdî ve sultânî âlî olarak 5 kademeye ayrılmıştır. İdâdî (lise) diploması olanların sultânî âlî'ye, rüştiye (ortaokul) diploması olanları sultânî âdî'ye kabul edilecekleri belirtilmiştir. Yüksek okullar olarak ise erkek öğretmen okulu, kız öğretmen okulu, dâr-ül fünûn ile fen ve çeşitli sanayi okulları vardır. Askerî okullar kapsam dışı bırakılmıştır. Fakat Maarifi Umûmiye Nizamnâmesi'nin dâr-ül fünûn ile ilgili maddeleri hiç uygulanamamış ve sonunda 12 Ağustos 1900 tarihinde çıkarılan Dâr-ül Fünûn-u Şahane Nizamnâmesi'nin 26. maddesi ile önceki nizamnamenin Dâr-ül Fünûn'a ilişkin maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

15 Mart 1868 tarihli sadâret tezkeresinde Mekteb-i Umûmi-i İdâdî adıyla vazedilmiş olmasına rağmen, Galatasaray İdâdîsi, 23 Mayıs 1868 tarihli Takvim-i Vekayi'de yayınlanarak Mekteb-i Sultânî olmuş ve okulun açılması 14 ağustos 1868'de Galatasaray Sultânîsi'nin açılışı olarak duyurulmuş, 1 eylül 1868'de 409 öğrenci ile öğretime başlamıştır. Bu bina daha önce Enderun Mektebi idi; sonra 1838'de Mektebi Tıbbiye-i Şahane’nin, daha sonra Askerî İdâdî'nin kullandığı okul olmuştur. Sonradan yayınlanan Maarif-i Umûmi Nizamnâmesi'nin 42-50'nci maddeleri gereği her vilayet merkezinde bir mekteb-i sultânî kurulması öngörülmüştür. Rüşdiye diploması olanlar ilk üç yıllık âdî sultânî ile başlayacak, idâdî diploması olanlar ise âlî sultânî bölümüne girecek, her iki okulun da üçer yıllık eğitimi olacaktır.

Bu okullar paralı olup yatılı ve gündüzlü öğrenciler alacaktır. Yatılı öğrencilerin yıllık 20-30, gündüzlülerin 5-6 Osmanlı Lirası ödeyeceği, her okulda bir müdür ile 8-12 muallim olacağı belirlenmiştir. Mekteb-i sultânîlerin âlî kısımlarında "edebiyat" ve "ulûm" (fen) şubeleri olacağı ve Arapça, Farsça, Fransızca dillerinin okutulacağı yazılıdır. Edebiyat sınıflarında Türkçe yazım ve nesir yazma, Arapça ve Farsça edebî eserler, sözcüklerin amaca uygunluğu, iktisat, milletler hukuku, Fransızca ve tarih dersleri okutulacağı, Fen şubelerinde de tasarı geometri, perspektif, cebir, cebirin geometriye tatbiki, düzlem ve küresel trigonometri, astronomi, fizik ve kimyanın sanayi ve ziraate tatbiki, zooloji, botanik, jeoloji, topografya dersleri okutulacaktır. Bu nizamnameye rağmen bu okulların vilayetlerde açılması ancak 20. yüzyılın başlarında olabilmiştir.

1363'te Birinci Murat zamanında kurulan, Fatih ve İkinci Beyazıt tarafından geliştirilen enderun okullarının amacı devlete yetenekli kumandan ve yöneticiler yetiştirmek olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman döneminden sonra eğitim Türkçe yapılmıştır. İkinci Mahmut döneminde, 1850 yılında eğitim bakanlığınca enderunun iptidâî bölümü rüştiye düzeyine getirilmiştir. 1 Temmuz 1909'da enderun mektebi bir kararname ile lağvedilmiştir. Topkapı Sarayı içindeki enderun okulu Galata’da yapılan Galata Sarayı içinde hizmet ederken, 1838'de bu bina Tıbbiye-i Şahane'ye tahsis edilmiştir. 25 mayıs 1873 tarihinde çıkan irade ile Gülhane'de bulunan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ile Galatasaray'da bulunan Mekteb-i Sultânî yer değiştirmiş ve 1873-1874 ders yılında sultânî okulu Gülhane'de başlamış, adı 1874'te Mekteb-i Âlî-i Sultânî olmuştur. Dâr-ül fünûn-u sultânî olarak adlandırılan yüksek okullar da 1877'de burada açılmıştır.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde "çocuk okulu" anlamına gelen sıbyan mektepleri vardır. Bunlar İslam âleminde medrese eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilir. Okula başlama yaşı 4 olup, 7 yaşına kadar yazı, aritmetik ve Kuran öğrenmek esastır. Mahalle içindekilere "mahalle mektebi", bir külliye içindekiler ise "sıbyan mektebi" adıyla anılırdı. 1 Eylül 1869 tarihli Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi ile öğretim süresi ve müfredatı belirlenmiş, kızlar için de sıbyan okulları öngörülmüştür. Bu nizamnâmeye göre sancaklarda idâdîler, vilayet merkezlerinde sultânîler kurulması öngörülmüştür.

Rüştiyeler sıbyan mektepleri ile askeri okullar arasında yer alan, 1838'de açılmaya başlanan 4 yıllık eğitim veren ortaokul seviyesinde okullardır. İlk kız rüştiyesi 1859'da açılmıştır. 1862-1867 tarihleri arasında "dâr-ül muallim-i sıbyan" adıyla sıbyan okullarına öğretmen yetiştiren kız öğretmen okulları açılmıştır. Rüştiyeler 1869 tarihli Maarifi Umûmiye Nizamnâmesi'ne göre hâne sayısı 500'ü geçen kasabalarda kurulacağı öngörülen, devlete memur yetiştirmeyi amaçlayan okullardır. İzmir'de ilk rüştiye okulu 1853 yılında açılmıştır.

İdâdîler, rüştiye okullarını bitirmiş çocukların eğitimlerine devam etmeleri için, hâne sayısı 1000'den fazla olan şehirlerde açılması öngörülen, öğrenim süresi 3 yıl olan, 11-14 yaş arasındaki çocukları alan, rüştiye mezunlarını sultânîlere, mülkiye, hukuk, harp okulu ve askerî tıbbiyeye gitmek için hazırlayan, Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi'nin 34 ve 38'inci maddeleri gereğince kurulmuş okullardır. İdâdî anlam olarak hazırlık demektir. Müfredatlarını nizamnâme ile bakanlık hazırlar. Muallim meclisi müfredatta seçim yapabilirken, 1869'da mecburiyet gelmiştir.

Tanzimat'tan sonra İkinci Meşrutiyet döneminde (1908) vilayet merkezlerindeki idâdîler rüştiye mekteplerini de içerecek şekilde 7 yıllık eğitim veren okullar olmuştur. İlk idâdîler 1873 yılında İstanbul'da açılmış olup, sayıları 1876'ya kadar ancak 4-5 olabilmiş, 1892'de 34 olmuştur. 1892'de Selanik, Manastır, Yanya, İzmir, Beyrut ve Şam'dakiler yatılı hale dönüştürülmüştür. 1906 yılında idâdî sayısı 109 ve öğrenci sayısı 20.000 olmuştur. 1900-1912 yılları arasında Türk okulları yanı sıra etnik unsurların okulları da açılmıştır. 1910-1913 yılları arasında önce bu idâdîlerin 23'ünün 10'u, Şükrü Bey'in eğitim bakanlığı sırasında hepsi sultânîye çevrilmiştir.

Yunanlar tarafından Selanik işgal edilince Selanik Sultânîsi idarecileri, öğretmenleri ve öğrencileri ile tam kadro Balıkesir’e nakledilmiştir. Bu şekilde Karesi İdâdîsi, Karesi Sultânîsi adı ile hizmete devam etmiş ve 1913 ilâ 1919 arasında leylî (yatılı) öğrencilere hizmet eden okul bu tarihten sonra gündüzlüye çevrilmiş, 1923 yılında diğer sultânîler gibi Karesi Lisesi (Balıkesir Lisesi) adını almıştır. Cumhuriyet döneminde idâdîler ortaokullara dönüşmüştür. Bugünkü Vefa Lisesi'nin temeli olan okul da 1873 yılında Dâr-ül Maarif olarak teşkilatlanmıştır.

1869 tarihli Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi'ne göre her vilayette merkezî bir şehirde 4 yıllık rüştiyelerden sonra 3 yıllık idâdîlerin açılması öngörülmüştür. Eğitim süresi 3 yıl olan, âdî kısmı ve orta öğrenimin üst basamağı olarak 3 yıllık âlî kısmı olan sultânîler yeni düzenlenen okullardır. İzmir İdâdîsi'nin Sultânî'ye dönüşümü 16 ekim 1910 yılında eski İzmir maarif müdürü Emrullah Bey'in maarif bakanı olduğu zamandadır. Sultânînin ilk müdürü Mustafa Refik Bey'dir. 1919 yılındaki Yunan işgaline kadar eğitim burada devam etmiştir. 1886-1888 arasında 5 yıllık idâdî, 1890-1910 arasında 7 yıllık idâdî, 1910-1922 arasında sultânî olarak hizmet vermiştir. Başlangıçta, 1886 yılında 5 yıllık olarak açılmasına rağmen, ancak ilk 3 yıl için öğrenci bulunabilmiş ve ilk yıl öğrencileri çok olduğundan 2 sınıfta toplanmıştır.

Vasıf Çınar’ın 1924’teki 8 aylık ilk bakanlığında Ankara’da toplanan İkinci Heyet-i İlmiye, okul programlarında gerçekleştirilecek yenilikleri kararlaştırmıştır. 3 Mart 1924 tarihinde Tevhîd-i Tedrîsat Kânunu ile eğitim tek forma çevrilmiştir. 2 Mart 1926'da Maarif Teşkilâtı Kânunu ile ilkokul eğitimi zorunlu hale getirilmiştir. İlköğretimin 6 yıldan 5 yıla indirilmesi, ortaokul ve lisenin 3’er yıllık iki aşama sayılması, böylece orta öğretimin 7 yıldan 6 yıla indirilmesi ve sosyoloji dersinin de konması, ilkokul müfredat programlarının hazırlanması, ders kitaplarının yazdırılması gibi kararlar alınmıştır. Bu kararlar 1924-1925 öğretim yılından başlanarak aşamalı olarak yürürlüğe girmiştir. Vasıf Bey’in eğitim bakanlığı zamanında toplanan 43 kişilik bir program heyeti ilkokul, ortaokul ve liselerin ders programlarını değiştirmiştir. Önceki devrin ideolojisine bağlı olan görüşler kitaplardan ayıklanmış ve yerine Cumhuriyet’in esasları konulmuştur. Ortaokul ve liselerin öğrencilere çok ağır gelen ders programları bu değişiklikle bir hayli hafifletilmiştir. İslâmî ilimlerden bir kısmı okullardan büsbütün kaldırılmış ve bir kısmı da iyice azaltılmıştır. Arapça ve Farsça kaldırılan dersler arasındadır. Din derslerinin saatleri ise azaltılmış ve sadece liselerin iki sınıfında bırakılmıştır.


Yorumlar - Yorum Yaz