İzmir Yahudileri ve Havraları

İZMİR YAHUDİLERİ VE HAVRALARI
Beit İsrail Sinagogu

3 Mart 2020 Salı

Yahudilerin Anadolu'ya geliş tarihleri milattan önceye dayanmaktadır. Büyük İskender Kudüs'ü işgal ettiğinde Yahudilere çok iyi davranmış ve birçoklarını o zamanın İzmir’ine göndermiştir. Roma döneminde de Yahudiler İzmir’de mevcuttur.

Avram Galante’ye göre M.S. ikinci ve üçüncü yüzyıllarda İzmir’de Yahudilere ait bir havra bulunmaktaydı. Yahudiler Bizans döneminde zaman zaman güçleri azalarak, zaman zaman ise kenti tamamen terk ederek İzmir topraklarında varlıklarını sürdürmüşlerdi. Galante'ye göre Yahudiler İzmir'de Etz Hayim (Hayat ağacı) havrasını inşa edip ibadetlerini bu havrada gerçekleştirmişlerdi.

İzmir’de 1605 yılına kadar örgütlenmiş bir Yahudi cemaati bulunmamaktaydı. Bunun nedeni, o döneme kadar İzmir’de yaşayan Yahudilerin çok az ve önemsiz bir toplum olarak yaşamış olmalarıydı. Öyle ki o zamanlar "minyan" (dua) için gerekli 10 kişinin toplanamadığı durumlarda Tire ve Manisa'daki topluluklardan yardım istenmekteydi.

1605 yılından itibaren Osmanlı Devleti'nin dış ticaretinde İzmir Limanı'nın ihracat limanı olarak kullanımının önem kazanması İzmir'e yapılan göçleri hızlandırmış ve İzmir'e gelen Yahudiler önce Havra Sokağı, Keçeciler, Agora ve sonra Karataş, Karantina, Göztepe çevresinde Yahudi mahalleleri kurmaya başlamışlardır. Karşıyaka ve Bornova'da çok az Yahudi yaşarken, Pınarbaşı ve Mesire Köyleri ise Yahudilerin salgın hastalıklar gibi durumlarda sığındıkları bölgeler olarak kullanılmıştır.

Osmanlı Devleti'ne göç eden Yahudiler havralarının adlarını Osmanlı Devleti'ne göç ediş biçimlerine göre vermekteydi. Orta Avrupa'dan kendi istek ve iradeleriyle İzmir’e göç edenler havralarına "kendi gelenler" anlamına gelen adlar verirlerken, İber Yarımadası'ndan sürülenler ise sürgün anlamına gelen “geruş”, İspanya anlamına gelen “Sefarad" gibi adlar verdi. Devam eden göçler 17. yüzyıl İzmir'ini Yahudi cemaati için bir altın çağ haline dönüştürdü. İstanbul ve Selanik'te yaşayan Yahudiler de İzmir’e göç ederek, İzmir Yahudileri köken olarak 10 farklı gruba ayrıldı.

O dönemlerde Selanik'ten göç edenler Etz Hayim, Şalom, Foresteros havralarında ibadet ederlerken, Portekiz ve İspanya’dan göç edenler Pinto, Bakiş, Portugal havralarında ibadet etmekteydi. 1648 yılında Eskapa'nın Yahudilerin başkanı olması ile bu fikir ayrılıkları ortadan kaldırılıp bütün Yahudiler aynı çatı altında toplandı. Göçler sonrasında Yahudi nüfusu gitgide artan İzmir, 1631 yılında yeşiva (din okulu) ve havraların açılmasıyla İzmir, -İstanbul ve Selanik gibi- Doğu'ya kitap basan bir kültür merkezi haline geldi. 1900 yılında İzmir’de havra sayısı 15'e ulaştı. Ayrıca bu dönemde Meseri Evi ve Mizrahi Evi gibi 20 konut da konut-havra kullanımına dönüştürüldü.

İzmir’e göç eden Yahudiler İzmir’de ilk önce Havra Sokağı, İkiçeşmelik ve Agora çevresinde yerleşti ve ibadet yerlerini bu bölgelerde inşa etti. Burada inşa ettikleri havraların çevrelerinde oluşturdukları mahallelerinde yaşayıp ticaret yaptılar. 19. yüzyıldan itibaren ticaretin gelişmesiyle ve toplumun arasına daha rahat karışabilmeye başlamalarıyla, artan nüfus ve zenginleşen Yahudi toplumunun artık bir kısmı zengin Frenk Mahallesi'nde yaşamaya başladı.

Daha sonra Yahudiler İkiçeşmelik ve Keçeciler'den Karantina, Karataş ve Göztepe çevresindeki zengin evlerine taşınıp, buralarda Yahudi mahalleleri kurmaya başladılar ve öncekilerden farklı mimari özelliklere sahip yeni havralar inşa ettiler.

Sayıları daha az olmasına rağmen bir grup Yahudi Alsancak, Karşıyaka ve Bornova'ya dağılıp, oralarda içlerinde havraları olan küçük ölçekli Yahudi mahalleleri kurdular. Karşıyaka Alaybey'de oturan küçük Yahudi cemaatine hizmet vermek için Kal Kadoş Havrası, Bornova cemaati için Algranti ve Levi Havraları, 20. yüzyıl başında ise Karataş ve çevresine hizmet vermek için İzmir’in en büyük havrası olan Beit İsrail Havrası'nı inşa ettiler.

Bu dönemde gelişen yeni mimari anlayış, daha önce Sefarad havraları olarak inşa edilen Kemeraltı civarındaki bazı havralarda planlama ölçeğinde birtakım değişikliklerin gerçekleşmesine neden oldu. 19. yüzyılda İzmir’de 20.000 civarında Yahudi bulunduğu bilinmektedir. 1950'den itibaren İsrail’e yapılan göçlerden sonra bu sayı giderek azalmıştır. Bugün İzmir’de yaşayan Yahudi sayısı 2000 civarındadır. 1908 yılında cemaatin bünyesinde bulunan 17 havranın bu göçler sonucunda cemaatleri azalmış ve pek çoğu kullanılmaz hale gelmiştir.

İzmir havralarının hemen hepsi niteliklerini gizleme amaçlı olarak içe kapanık karakterli duvarlarla çevrili bir avlu içinde yer almaktadırlar. Avlularında "suka" (çadır) kurulacak bir alan bulunmaktadır. Hepsinde bölgesel bir stil hâkim olan havraların içlerindeki bezemelerde İzmir camilerinin ve zengin Rum evlerinin etkisi görülmektedir. Havralar kare veya dikdörtgen planda ve genelde iki katlı olup, üst katları kadınlara ayrılmış mekânlar olan "mehizah" bölümlerinden oluşmaktadırlar.

Havranın ana mekânına bir giriş bölümünden girilmektedir. Aynı giriş mekânından genellikle kadınların ibadet ettikleri yer olan mehizaha çıkılan merdivenler bulunmaktadır. Alt ve üst katlardaki oturma sıraları "hekal"( kıble) yönüne bakacak şekilde düzenlenmektedir. Ana mekânın düzenlenmesi iki farklı şekilde gelişmiştir: Bunlardan birincisi olan Portekiz'den göç eden Yahudiler‘in daha erken dönem yaptırdıkları havralarda iç mekân çatıyı taşıyan dört sütunla dokuz dörtgene bölünmektedir ve orta kare dekorasyonu ile ilgi çekicidir.

Tavan genellikle diğerlerinden yükseltilmiştir ve altında "tevya" (dua edilen kürsü) bulunmaktadır. Bazen Bikur Holim'deki gibi sütunlar tevyanın karesini oluşturmakta, bazen de Sinyora Giveret'te olduğu gibi taşınabilir tevyanın çevresini teşkil etmektedir. Tevyanın ortada olduğu örnekler Algazi, Sinyara Giveret, Talmud Tora, Neve Şalom, Etz Hayim ve Bikur Holim havralarıdır.

Kemeraltı esnafı tarafından anlatılan bilgiye göre Yahudiler İspanya’dan İzmir'e İkinci Beyazıt’ın göndermiş olduğu kadırgalarla getirilmişlerdir. Bu yüzden, bu olayın anısını yaşatma amaçlı olarak, tevyaları kadırgaya benzer biçimde ahşap oymacılığının son derece dikkat çektiği bir üslupta inşa etmişlerdir. Oturma sıraları tevyayı saracak biçimde yerleştirilmiştir. Bu havralar Sefarad havralarıdır.

Diğer grup planlamada ise, 20. yüzyılda İtalyan etkisi ile yapılmış olan havralar kilise planlı olarak inşa edilmeye başlamışlardır. Bunların en çarpıcı örneği Karataş'ta bulunan ve İzmir’in en büyük havrası olan Beit İsrail havrasıdır. Bu plan şemasında ana mekâna bir giriş holünden girilmekte ve bayanlar mehizaha bu hole açılan merdivenlerle çıkmaktadırlar. Ana mekân bir tevya ile bölünmemekte ve lineer oturma sıraları ile bir kilisenin mekânsal düzenlemesini andırmaktadır. Oturma sıraları art arda dizilerek daha fazla kişinin yararlanması sağlanmıştır. İzmir’deki birçok havra 20. yüzyıldan sonra bu plan şemasına dönüştürülmüştür. Kaal Kadoş, Şaar Aşamayım ve Beit İsrail havraları bu plan şeması ile inşa edilen örneklerdir.

Havraların iç mekânları dış mekanlarının tersine renkli ve süslüdür. İç mekânda tavanın ve sütunların alçı işçilikleri, tevyanın ve tora dolabının ahşap işçilikleri çok etkileyicidir. Kullanılan motifler geometrik olup çiçek örnekleri ile bezelidir ve İzmir’deki camilerin ve zengin Rum evlerinin bezemelerinin etkisini taşımaktadırlar. Zemin kaplamaları ahşap veya mermerdir.

Günümüzdeki Havralar

Kemeraltı’nda Neve Şalom, Sinyora Giveret, Algazi, Bikur Holim, Etz Hayım, Talmud Tora
Karataş'ta Beit İsrail, Roş Aşaar
Alsancak'ta Şaar Aşamayım
Karşıyaka'da Kaal Kadoş

Bazı Sinagog Terimleri

Minyan: Dua
Geruş: Sürgün edilen
Sefarad: İspanya (İber Yarımadası)
Suka: Çardak bayramında havra avlusunda kurulan, şarap yapılan ve ürün depolanan çadır
Hekal: Kıble
Tevya: Dua edilen kürsü
Tora Dolabı: İçerisinde kutsal kitabın saklandığı, Hekal duvarına yaslanan dolap
Neb-i Amid: Ruhları şâd etmek için devamlı yanan mumu temsil eden lamba
Bet Midaş: Havra avlusunda bulunan etüt evi
Yeşiva: Din eğitimi verilen okul

Yorumlar - Yorum Yaz