Erken Hristiyanlık Dönemi

ERKEN HRİSTİYANLIK DÖNEMİ
İlk Metropolitler, İlk Azizler, İlk Mabetler
İlhan Pınar

İlhan PINAR
7 Mayıs 2015

6-7 Şubat 2015 tarihlerinde İzmir Ticaret Odası Meclis Salonu'nda gerçekleştirilen Birinci İzmir'in Azizleri Sempozyumu'na tek Türk olarak katılmıştım. Sempozyumun gerek duyuru bakımından, gerekse başka nedenlerle yeteri kadar İzmirlilere ulaşmadığı, o tarihlerde çok konuşulmuştu. Dolayısıyla sempozyum çok fazla İzmirli tarafından maalesef izlenemedi. Ancak daha o günlerde, sempozyumun hemen sonrasında haberdar olanlar izleyemedikleri sempozyumda sunduğum bildiriyi mutlaka okumak istediklerini iletmişlerdi.

Bu bağlamda sempozyumda sunduğum bildiri metnini biraz daha zenginleştirilmiş haliyle meraklılarına sunmayı bir sorumluluk olarak gördüm.

Helenistik ve Roma Dönemleri

Makedonya kralı Büyük İskender'in Helen Birliği'ni kurmasından sonra Batı Anadolu'ya gelerek bölgeyi Pers egemenliğinden kurtarması İzmir'in de tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bilinen efsanedir, Büyük İskender İzmir'de avlanmaya çıktığı bir günde Nemesis Mabedi önündeki çitlembik (ya da çınar) ağacı önünde uykuya dalar ve rüyasında nemesisler (su perileri) ona yeni Smyrna'yı Pagos eteklerinde kurmasını söylerler.

Klaros'taki Apollon Tapınağı kâhini rüyayı şöyle yorumlar: "Yeni Smyrna'da yaşayacak olanlar eski Smyrna'ya göre 3-4 kat daha fazla mutlu olacaklardır." Ve kentin kurulma iradesi ortaya konmuştur. Rüyanın bu yorumu aynı zamanda yeni kurulacak kente insanların yerleşmesi için iyi bir motivasyondur da!

Büyük İskender'in generallerinden Antigonos ve Lysimachos büyük ölçüde kentin kurucuları olmuştur. Bir süre sonra Selevkosların egemenliğine giren kent, bir dönem de Bergama Krallığı'nın yönetiminde kalır. Milat öncesi 133-129, Roma egemenliğinin İzmir'de başladığı tarih olarak kabul edilir.

İzmir Roma Dönemi'nde Efes ve Bergama ile birlikte en ünlü ve önemli Roma kentleri arasında yerini alır. Asya'nın İncisi, Asya'nın Gözü gibi tanımlamalar bu döneme aittir.

Roma'nın parlak kentlerinden olan İzmir, Tiberius, Hadrian, Caracalla tarafından olmak üzere üç defa "Neokori" ilan edilmiştir. Hatta M.S. 3. yüzyıl başlarında Caracalla, Marcus Aurelius Antoninus tarafından İzmir Asya'nın birincisi ilan edilmiştir.

Bu dönemde İzmirlilerin inanç sisteminde Dionysos, Nemesis, Janus ve Kybele yer almaktaydı. Özellikle Nemesis İzmirlilerin yaşamında en önemli tanrı idi diyebiliriz. Özellikle Büyük İskender'in İzmir'e gelmiş olasılığında Çifte Nemesis Mabedi önünde uykuya daldığı efsanesinden yola çıkarsak, Pagos eteklerinde henüz kent yokken bir Nemeseion'dan söz edebiliriz. M.S. 3. yüzyıl ortasında öldürülen Pionios'dan Nemesis Mabedi'ne kurban vermesi istendiğini düşünürsek, neredeyse 500 yıllık bir Nemesis gücü bu kentte egemen olmuştur.

Çifte Nemesis

İzmirliler intikam ve gazap tanrıçası Nemesis'e büyük önem verirlerdi. Gecenin veya gece ile okyanusun kızı olduğuna inanılan Nemesis'e İzmir'de, alışılmışın dışında tek değil çift Nemesis olarak tapınılırdı. Efes'te de Çifte Nemesis olmasına karşılık İzmir'in Çifte Nemesis'i kent ve hatta ülke dışına taşan bir üne sahipti. Örneğin İspanya'nın kuzeybatısında Asturica bölgesinde yapılan kazılarda İzmir'in Çifte Nemesis'ine adanmış bir Nemeseion ortaya çıkarılmıştır.

İntikam ve gazap tanrıçası olan Nemesis, adaletin kin ve intikam yoluyla sağlanmasına, insanların kibirden arınmasına aracılık ederdi. İzmirlilerin yanlış bir iş yaptıklarında Nemesis'in gazabından korunmak için şöyle hafifçe sağa dönerek yere tükürdükleri aktarılanlar arasındadır.

Çifte Nemesis
Çifte Nemesis

Yeni Smyrna'da Toplumsal Yaşam

Anadolu'da Roma egemenliğinin başlamasıyla birlikte ortaya çıkan huzursuzluklar ortadan kaldırıldıktan sonra İzmir, imparatorluğun Batı Anadolu'daki en önemli kentleri arasındaki yerini alır. Bu dönemde kentin Roma kent anlayışına uygun olarak imar edildiğini, stadyum, agora, tiyatro ve tapınak gibi yapılarla donatıldığını biliyoruz.

Bu dönemde kentte Helenler, Lidyalılar, Frigyalılar, Karyalılar, Galatlar, Makedonlar, Persler, Romalılar ve Yahudiler yaşamaktaydı.

Özellikle M.S. 1. yüzyılda kentin önemli bir çekim merkezi olduğu bilinmektedir. Bu dönemde kentin nüfusunun yaklaşık 100 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Halkın çoğunluğunun zanaatkârlar, sanatçılar, tarımla uğraşanlar, balıkçılar ve kentteki hamam sayısına bağlı olarak hamam çalışanlarından oluştuğu ileri sürülmektedir.

Yahudi Göçleri

Yahudilerin İzmir'e ilk olarak M.Ö. 3. yüzyıl sonları ile 2. yüzyıl başlarında geldiği tahmin edilmektedir. Özellikle M.S. 37 olayları, M.S. 70'de Kudüs'ün imparatorluk tarafından yerle bir edilmesi ve M.S. 132-135 yıllarında meydana gelen Büyük Yahudi İsyanı sonrasında bölgeden İzmir ve Batı Anadolu'ya çok sayıda Yahudi yerleştiği bilinmektedir. Bu bağlamda kentte hatırı sayılır bir Yahudi nüfus, varlığını hep sürdürmüştür. Sadece M.S. 6. ve 9. yüzyıllar arasında bu izleri sürmek mümkün olmamaktadır. Roma döneminde İzmir'de Yahudilerin bir sinagogu olduğu tahmin edilmektedir.

Yahudilerin İzmir'de yöre kültürüne uyum sağlayarak kültürel anlamda Helenleştikleri ileri sürülebilir. Bunun en iyi kanıtı, İzmir Yahudilerinin, biri Helen diğeri Yahudi adı olmak üzere iki isim taşımalarıdır. Bir diğer önemli kanıt ise Batı Anadolu'da Yahudilere ait bulunan 250 mezar taşı kitabesinin yüzde 95'inin Grekçe, yüzde 5'inin ise İbranice bolmasıdır.

Havarilerin Batı Anadolu'ya Gelişi

M.S. 30'lu yılların ortasından sonra havarilerden Aziz Yuhanna ve Aziz Pavlos'un Batı Anadolu'ya ve adalara gelmesiyle birlikte bölgede Hristiyanlık da görülmeye başlamıştır. Batı Anadolu kentlerinde yeni dini kabul edenler ortaya çıkmıştır. Bölgenin bu ilk Hristiyanları yeni dini doğrudan havarilerden öğrenmişler ve yayılması için büyük çaba harcamışlardır. Bu bağlamda İzmir'de Hristiyanlığın görüldüğü tarih, Georgios Lampakis'e göre 50'li yılların ortalarıdır.

Batı Anadolu'da ilk Hristiyan cemaatler Efes, Laodikeia, Kolossea, Hierapolis ve Galat gibi merkezlerde kurulmuş, çok kısa sürede hedeflenen diğer kentlere yayılmıştır: Smyrna (İzmir), Thyatira (Akhisar), Sardes, Philadelphia (Alaşehir).

Bölgenin sahip olduğu refah düzeyi ve politik istikrarlı ortam yeni dinin kısa sürede kabulünü ve yayılmasını sağlamıştır. M.S. 1. yüzyılda Hristiyanlığın yayıldığı 50 kentten 24'ü imparatorluk sınırları içindeydi. Bu yayılma 2. yüzyılda artarak devam etti. 2. yüzyıl sonunda Hristiyanlığın yayıldığı 101 kentten 57'si imparatorluk sınırlarında kalıyordu.

İzmir'in İlk Metropolitleri ve İlk Azizleri: Aziz Bukolos, Aziz Polikarp, Aziz Pionios

Birinci yüzyılda İzmir Hristiyanlığı için en önemli isimlerin başında kuşkusuz Bukolos gelmektedir. Bukolos havarilerden öğrendiği ve kabul ettiği yeni dinin İzmir'de yayılması için uğraş vermiştir. Aziz Yuhanna tarafından İzmir Metropolitliği ilan edilmiş ve Aziz Bukolos ilk metropolit olarak atanmıştır. 105-110 yılları arasında öldüğü tahmin edilen Bukolos, yanında yetiştirdiği ve erken yaşlarında Hristiyanlığı kabul eden Polikarp'ı kendinden sonraki metropolit olarak bırakmıştır.

Hristiyanlık tarihinde ve İzmir Hristiyanlığında önemli bir isim olan Polikarp, 155-177 arasına tarihlenen bir dönemde Kadifekale'de yakılarak öldürülmüştür.

İzmir'in Hristiyanlık tarihi açısından oynadığı önemli rolü azizler bağlamında üç aşamada ele almak yerinde olur:

- İzmirli olarak İzmir'de Hristiyanlığı kabul etmiş ve burada bu yeni din için mücadele ederek katledilmiş olanlar: Aziz Polikarp, Aziz Pionios, Aziz Germanicus, Aziz Dimas, Aziz Michael, Aziz Prokopoius ve diğerleri.

- Başka bir merkezin metropoliti olarak İzmir'de katledilenler: Eumene metropoliti Thraseas, Girit metropoliti Aziz Mark, Athos Dağı metropoliti Aziz Prokopios ve diğerleri.

- İzmirli olup başka merkezlerde Hristiyanlık için mücadele ederken öldürülenler: Lyon metropoliti Aziz İrenaeus, Sakız'da katledilen İzmir metropoliti Aziz Mark ve diğerleri.

İzmir'in ilk on Hristiyan önderi ve metropoliti:

1) Aristo I
2) Strateas (Efes metropoliti Aziz Thimoteus'un anne tarafından akrabasıdır ve Aziz Yuhanna Galat'a giderken İzmir'e uğramış ve Strateas'ın evinde kalmıştır.)
3) Aristo II (Apeleus)
4) Bukolos
5) Polikarp
6) Papyrius
7) Camerius
8) Thruseas
9) Eudemon
10) Pionios

Elbette bu isimler arasında Aziz Polikarp ve Aziz Pionios ayrı bir öneme sahiptir. Aziz Pionios'un M.S. 250'de imparator Decius zamanında öldürüldüğüne dair bilgilerimiz kesin ise de, Aziz Polikarp ile ilgili tarihler değişkendir.

Aziz Polikarp

İzmir'in Hristiyanlık tarihinde öncü rol oynayan Aziz Polikarp'ın doğum tarihinin tartışmalı olması kadar ölüm tarihi de tartışmalıdır. 65-70 yılları arasında doğduğu tahmin edilen Polikarp'ın dönemin Hristiyan önderi olan Bukolos tarafından genç yaşta öğrenci olarak yetiştirildiği bilinmektedir. Yeni dinin dirayetli bir savunucusu olan Polikarp'ın Bukolos tarafından bizzat ölümünden sonra İzmir metropoliti olarak atandığını da kesindir. Bukolos'un ölümünün 105-110 arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Polikarp'ın yaşamı ve dönemi ile ilgili bilgiler, İzmirli bir inanç maktulü olan Lyon metropoliti Irenaeus'un aktardıklarından öğrenilmiştir. 135-140 yılları arasında İzmir'de dünyaya gelen Irenaeus, Polikarp'ın öğrencisi olmuş ve onun yaşamına tanıklık etmiştir. Aziz Photinus'un ölümünden sonra Lyon metropoliti olan Irenaeus, kendisi de burada inançları uğruna 202-203 tarihinde öldürülmüş ve aziz ilan edilmiştir.

Aziz Polikarp'ın öldürülmesi ve yaşı uzun tartışmalara konu olmuştur. Örneğin kendisinin söylediği "86 yıl bu inanca hizmet ettim" sözü, onun 86 yaşında öldürüldüğünü mü yoksa Hristiyanlığa geçtikten sonraki ömrünü mü ima ettiği konusu tartışmalıdır.

65-70 yılları arasında doğduğu kabul edilen Aziz Polikarp'ın ölüm tarihi de tartışmalıdır. Bu konuda 155-156 (Barnes Timothy, 1968), 166-167 (Baron Hans von Campenhausen, 1957), 177 (Grégoire, Henry-Orgels, Paul, 1951) gibi üç tarih bulunmaktadır. Kabul edilen tarih 155-156 olmasına karşılık, Marcus Aurelius dönemi (161-180) göz önüne alınırsa, bu tarih de tartışmalı hale gelmektedir. İzmir'de meydana gelen yıkıcı 178 depremini Hristiyan İzmirlilerin Aziz Polikarp'ın öldürülmesine yorması, bu tarihin 177 olabileceğini akla getirmektedir.

İzmir'in koruyucusu olduğuna inanılan Aziz Polikarp'ın kerametinin kulak ağrılarını iyileştirmek olduğuna inanılır.

Aziz Polikarp tasviri
Aziz Polikarp tasviri

Aziz Pionios

Pionios'un İzmir'de katledilmesi genellikle Anadolu'daki ilk inanç maktullerinden kabul edilen Polikarp'ın isminin gerisinde kalmış ve İzmir için önemi yeteri kadar ortaya konmamıştır. Pionios İzmir Hristiyanlık tarihi açısından önemli olduğu kadar, şehitnamesinde yer alan bilgiler bağlamında İzmir'in tarihsel topografyası bakımından da önem kazanmaktadır.

İmparator Decius döneminde öldürülen Pionios'un şehitnamesi üzerine yapılan incelemeler, metnin son bölümü olan katledildiği bölüme kadar olan bölümlerin Pionios'un kendisi tarafından yazıldığı şeklinde yorumlanmaktadır. Polikarp'ın şehitnamesinin de yazarı olarak bildiğimiz Pionios'un ölümünden sonra son bölümünün şehitname yazma tekniğine göre eklenmiş olabileceği güçlü bir olasılıktır.

Pionios'un adı Vita Polycarpi adlı eserin yazarı olarak geçmektedir. Ancak metin üzerinde yapılan çözümlemeler, bu metnin 4. yüzyıl ortalarında yazıldığını ortaya koymaktadır.

Elimizde var olan Grekçe, Latince, Ermenice ve Slavca şehitnameler en kayda değer yazma eserlerdir. Bunlar arasında Grekçe olan en kapsamlı olanıdır.

Pionios'un şehitnamesi üzerinden yapılan okuma, dönemin İzmir'i hakkında da bilgi vermektedir. Bu bilgiler arasında Pionios'un Agora'da İzmirlilere hitaben yaptığı konuşma ve kendisinden Nemeseion'a kurban vermesi konusundaki taleptir. İzmir Agorası hakkında ve Nemesis Mabedi'nin İzmir için oynadığı rol hakkında fikir vermektedir. Ayrıca bu metinden Nemeseion'un Agora yakınlarında olduğu konusunda edinilen bilgi, İzmir topografyası için elde edilmiş değerli bir bilgidir. Ayrıca bugün ortaya çıkmış bulunan Agora'nın batı yakasındaki çifte kapının simetriğinde yani doğu yakasında da çifte kapı olduğu Pionios'un şehitnamesinden öğrenilmiştir. Çünkü Pionios Agora'ya bu kapıdan getirilmiştir.

Pionios'un şehitnamesi Eusebius'tan öğrenildiği için, metnin onun ölümünden yani M.S. 339-340 tarihinden önce yazılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Pionios'un İzmir Agorası'nda İzmirlilere hitaben yaptığı tarihi konuşma şöyledir:

"Şehirlerinin güzelliğiyle ve ozanları Homeros ile övünen İzmir'in yurttaşları ve siz Yahudiler! Hepiniz ölmemi istiyorsunuz ve bunun sizleri memnun edeceğini biliyorum. Ancak siz Helenler! 'Bir insanın ölümü üzerinden mutlu olmak iyi bir şey değildir' diyen Homeros'un bu öğretisini unutmayın!

Ve siz Yahudiler! Musa peygamber, 'Eğer düşmanının eşeği ağır yük altında eziliyorsa geçip gitme, kayıtsız kalma, ona yardım et' diye emretmiyor mu? Ve Süleyman peygamber 'eğer düşmanın düşerse onun düşmesine sevinme, hatta onun düşmüşlüğünün üzerinden yükselmeye kalkma' demedi mi?

Ben ustamın öğretisini takip etmeye ve onun yolundan gitmeye çalışan birisiyim. Ona olan sadakatimi yitirmektense ölmeyi yeğlerim. Yıllardır başkalarına öğretmeyi amaç edindiğim ustamın öğretisini yok sayamam."

Erken Dönem Hristiyanlık Yapıları

Erken Hristiyanlık dönemindeki İzmir kilisesi ve yeri konusunda kesin bilgi mevcut değildir. Ancak bugün Cicipark olarak bilinen ve Osmanlı döneminde de Ulu Mezarlık ve Karagümrük adıyla bilinen Müslüman mezarlığı yerinin yani Roma dönemindeki Efes Kapısı olarak kullanılan bölgenin İzmir'in ilk Hristiyan mezarlığı olduğu kuvvetli bir olasılıktır.

Hristiyanlığın Milano Sözleşmesi (312-313) ile kabul edilmesinden sonra, orta vadede kentteki pagan yapıların kiliseye dönüştürülmüş olabileceği düşünülebilir.

Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra İzmir'in büyük ölçüde önem kaybetmiş olduğu bilinmektedir. Çevrede en erken bilgi sahibi olunan yapı 13. yüzyıl başlarına tarihlenen ve Nif Dağı eteklerinde bulunan Lembos Manastırı'dır. Manisa'da bulunan ve 1387 yılında İzmir metropolitliğine bırakılan Krytzes Manastırı, 1387 yılında İzmir ve Efes metropolitlikleri arasında anlaşmazlık konusu olan ve bu iki kent arasında lokalize edilen Ambriulios Manastırı çevredeki erken dönem manastırlarıdır.

İzmir'deki bir diğer önemli yer, 1588 yılından itibaren ziyaret yeri olarak kullanılan Aya Vukla Kilisesi'nin bulunduğu alandır. Burası Aziz Bukolos'un şehir surlarının yakınında defnedildiği yerdir. Büyük olasılıkla buradaki apsisin altındaki Aziz Bukolos'un sandukasının yanı sıra, İzmir'de inanç maktulü olan ve Aziz Bukolos'un yanına defnedilen Eumene metropoliti (Denizli iline bağlı Çivril ilçesinin Işıklı beldesi) Aziz Thraseas'ın sandukası da bulunmaktadır.

Ayrıca Değirmendağı (Eşrefpaşa) eteklerinde olduğu bilinen Azize Veneranda Kilisesi, Dibekbaşı'nda varlığı bilinen, Kıbrıs'taki Panagia Kykkou Manastırı'na bağlı olarak inşa edilen Panagia Kykou (Meryem Ana) Şapeli ve hemen bu şapelin aşağısında Panagia Galatoussa (Sütveren Meryem, Sütveren Tanrı Annesi) Ayazması erken dönem Hristiyanlık yapılarıdır. Ancak bu yapılarla ilgili bilgiler oldukça kısıtlıdır. Meryem Ana adına bu kadar yakın iki yapının bulunması, bölgenin Meryem Ana ile ilişkisini düşündürmektedir.

Günümüzde varlığını kısmen sürdüren Agora yakınlarındaki Küçük Aya Yanni Kilisesi, 18. yüzyıl seyyahlarının aktardıklarına göre o tarihlerde kullanılan bir kiliseydi. 19. yüzyıl başlarında yeniden inşa edilen bu kilisenin önceki halinin eski bir kalıntı olduğu düşünülebilir. Belki de seyyahların ve din adamlarının yıllardır aradığı, İzmir'de Aziz Yuhanna adına yapılmış olduğunu düşündükleri kilise bu yapıdır. Aziz Pionios'un kurban vermesi için baskıya maruz kaldığı Nemeseion'un yerinin Agora yakınlarında olduğu lokasyonu göz önüne alınırsa, bu kilisenin yerinde olduğu düşünülebilir.

Küçük Aya Yani Kilisesi
Küçük Aya Yani Kilisesi

Bir diğer önemli yapı kalıntısı ise Kadifekale'de, kale ile doğusundaki antik stadyum arasında kalan bir yerde olduğu ileri sürülen, 1680'li yıllara dair nadir bir gravürü bulunan Aziz Polikarp adına yapılmış olan şapeldir. Bu şapel ile ilgili ilk bilgiyi 1630 yılında aktaran Fransız Kapusen rahibi Pere Pacifique olmuştur. 1824-1828 yılları arasında İzmir topografyası üzerine değerli bilgiler aktaran Baron Anton Prokesch von Osten ise 1825 yılında bölgeyi gezerken bu şapelin kalıntısını saptamış ve yapının mimari özellikleri hakkında bilgi vermiştir. Baron'un tespitine göre o yıllarda kilisede ayine katılmış Rumlardan hala kentte yaşayanlar ve bu ayine katıldığını aktaranlar bulunmaktaydı.

Aziz Polikarp Şapeli
Aziz Polikarp Şapeli

İzmir'in 15. yüzyıla kadar hac yeri olarak ziyaret edildiğini biliyoruz. Ancak bu ziyaretin Aziz Polikarp ile mi, yoksa Meryem Ana adına yapılmış şapel ve ayazma ile mi ilgili olduğu bilinmemektedir. Panagia Galatousa (Sütveren Meryem) adıyla bilinen ayazma, sütü olmayan kadınların süt sahibi olmak için ziyaret ettikleri bir yerdi; Batı Anadolu, Ege adaları ve Yunanistan'dan dahi ziyaretçilerin geldiği önemli bir merkezdi.

Aziz Polikarp'ın mezarı ile ilgili konu çok daha karmaşıktır. Onun için burada bu konuya değinmeyeceğim.

Sonuç

Aslında ister Helenistik Dönem, ister Roma Dönemi veya Erken Hristiyanlık Dönemi, isterse Osmanlı Dönemi ile ilgili bir araştırma yapılsın, tüm bu araştırmaların vereceği sonuçlar, İzmir'in tarihine ışık tutacak ve bilinmeyenlerini aydınlığa çıkaracak çalışmalar olacaktır.

Erken Dönem'de İzmir'de Hristiyanlık üzerine yapılacak çalışmalar, kentin tarihsel topografyası üzerine düşünme ve zenginleşme olanağı sunacağı gibi, kentin tarihinin bütünlük ve süreklilik içinde algılanmasında da önemli bir rol oynayacaktır.

Son sözü İzmir araştırmalarına önemli bir derinlik kazandırmış olan Wolfgang Müller-Wiener'in sözleriyle noktalamakta yarar var:

"İzmir kalıntı bakımından yoksul olsa da, aktarılan bilgi bakımından zengin bir kenttir."

Bu bilgi birikimini ortaya çıkararak kentin belleğine katkıda bulunmak, İzmir'e önemli bir hizmeti yerine getirmek, bilgi bakımından üvey evlat muamelesi gören bu kente vefa borcunu ödemek olacaktır.


Yorumlar - Yorum Yaz