Çocukluğuma Yolculuk

BÂKÎ KALAN BU KUBBEDE BİR HOŞ SADÂ İMİŞ
İzmir Agora

Ahmet AKAY
23 Şubat 2020 Pazar


Bugün baharın iyice yaklaştığının habercisi olan, dışarıdaki çimen ve çiçek esintilerinin eve doluştuğu ılık bir hava vardı. Fırsat bu fırsat deyip, doğup büyüdüğüm, çocukluğumun geçtiği mahallelere eşimle birlikte bir gezi yapmaya karar verdik. Öğle vakti evden ayrılıp bir taksi çağırarak Agora'ya (Namazgâh) doğru yola çıktık. Agora yakınlarına eriştiğimizde saat bir olmuştu. Agora harabelerinin giriş kapısında taksiden inip yürümeye başladık. Antik Agora Alanı çocukluğumdakine göre çok değişmiş, İkiçeşmelik Caddesi'ne kadar genişlemiş, birçok yeni buluntu elde edilmiş, Roma Hamamı bütün görkemiyle ortaya çıkmıştı.

Namazgah Hamamı
Tarihî Namazgâh Hamamı


Namazgâh'ta çocukluğuma dair ilk gördüğümüz dikkate değer yapı, tarihî Namazgâh Hamamı idi. Hamamın bitişiğindeki yazlık Gönül Sineması'nı daha doğrusu sinemanın kalıntısını gördüğümde hüzünlenmeye başladım. Babam, annem, ablam ve ağabeyimle birlikte gidip birçok film izlemiştim altmışlı yılların sonlarında. Bazen de çok sevdiğim Salise teyzemin eşi, en az teyzem kadar sevdiğim Musa eniştem götürürdü beni Gönül Sineması'na.

Gönül Sineması
Gönül Sineması'nın kalıntısı

Namazgah Camii
Namazgâh Camii (Çocukluğumdaki adı Namazgâh Mescidi idi.)

Sinemanın bitişiğindeki Namazgâh Camii'ne de uğradıktan sonra doğuya doğru devam edip ilk tahsilimi tamamladığım Kemal Atatürk İlkokulu'na geldik. Şimdiki adı Kemal Atatürk İlköğretim Okulu olmuş, her ne kadar tabelasında Kemal Atatürk Ortaokulu yazsa da! Eğreti ek binalarla, kaba ve yüksek tel örgülerle, siyaha boyanmış teneke duvarlarla okulluktan çıkıp adeta hapishane görünümüne sahip olmuş güzelim okulum.

Kemal Atatürk İlkokulu

Kemal Atatürk İlkokulu
Kemal Atatürk İlkokulu


Okulun karşısındaki bakkal dükkânı hâlâ yerindeydi. Eğitim-öğretim zamanında öğrenciler bu bakkala uğrayıp harçlıklarını tüketirlerdi.

Kemal Atatürk İlkokulu karşısındaki bakkal
Kemal Atatürk İlkokulu karşısındaki bakkal dükkânı

Okulun bitişiğindeki dik yokuşa Patlıcanlı Yokuşu derdik. Çocukluğumdaki adı Patlıcanlı Sokağı olan yokuşun şimdiki adı 806 Sokak olmuş. Ballıkuyu ve Kadifekale'ye çıkmak için bu yokuşu kullanırdım o çağlarda.

Patlıcanlı Yokuşu
Patlıcanlı Yokuşu


Patlıcanlı Yokuşu'nda, Kemal Atatürk İlkokulu'nun karşısındaki tarihî evler

Doğu yönünde yolumuza devam edip Pazaryeri'ne ulaştık. Pazaryeri Fırını ve Pazaryeri Kahvehanesi çocukluğumdaki gibi hâlâ yerlerinde duruyorlardı. Burası çocukluğumda dinî bayramların toplanma-eğlenme mekânıydı.  Salıncak, dönme dolap, kayık gibi tahtadan yapılan ve elektrik değil insan gücüyle çalışan çeşitli oyuncaklar kurulur, Pazaryeri Meydanı hınca hınç dolardı ramazan ve kurban bayramlarında.

Bayramlarda el öperek topladığım paraları bu meydanda harcardım. 8-10 çocuk kapasiteli salıncağa bindiğimizde, salıncağın sahibinin çırağı olan bir çocuk sallardı salıncağı. Salıncağı daha hızlı ve şiddetli sallasın diye,

Kapıcıda iş yok
Ağzında diş yok

Diye bağırırdık koro halinde!


Pazaryeri
Pazaryeri


Meydandan güneydoğuya yönelen 952 Sokak'a girdik. Sokakta birkaç dakika yürüdükten sonra nihayet çocukluğumun ilk mahallesine geldik. Altmışlı yılların sonlarına kadar ikamet ettiğimiz evin mahalline vardığımızda büyük bir hayâl kırıklığı yaşadım. Çünkü ev yıkılmış, yerine üç katlı betonarme bir bina yapılmıştı. Yıkılmamış olsaydı, hali hazırda evde kalan Mardinlilerden rica edip evin içine girecek, bahçenin ve bahçedeki yuvarlak havuzun fotoğraflarını çekecektim. Heyhât! Kısmet değilmiş.

Rahmetli annem yaz günlerinde beni hep havuzun yanında yıkardı. Bahçenin uzak köşesindeki odada rahmetli babamın babası Tevfik dedem kalıyordu 1966 yılında vefat edinceye kadar. Bu evle ilgili unutamadığım anılardan biri dedemin vefatı, bir diğeri Fevzipaşa Bulvarı'nda bulunan İkbal Sineması 18 Nisan 1966'da yanarken, annemle birlikte evin çatısına çıkıp seyretmemdir.

952 Sokak çeşmesi
Mahallemizin sokağının başlangıcında yer alan tarihî çeşme


Evin tam karşısındaki bakkal dükkânı artık yoktu, sanki çocukluğum biter bitmez sonsuza kadar kapanmıştı. Mahallenin çocukları olarak Dede Bakkal adını verdiğimiz bu bakkalın sahibi olan "dede" diye hitap ettiğimiz yaşlı zât mahallemizin temel direklerinden biriydi.

952 Sokak
Dede Bakkal (sarı boyalı bina)


Bakkal dükkânının solunda, aile evi tarzında, birçok ailenin barındığı bir bina vardı. Bu binanın bahçesindeki dolgu tuğlalardan yapılmış su deposu sümüklüböceklerle doluydu. Binanın hemen solundaki evde "trenciler" dediğimiz Girit göçmeni bir aile kalıyordu. Karı-koca bana Ahmet değil "ameto", ağabeyime Mehmet değil "memeto" diye hitap ederlerdi; beni nasıl da severlerdi! Trenci bir TCDD çalışanı idi. Girit'ten kaynaklanıyor olsa gerek, trencinin hanımı leziz yemekler yapardı.

952 Sokak
Fotoğraftaki merdiven yoktu ve su deposu merdivenin tam altına denk geliyordu


952 Sokak'ta 100 metre kadar daha yürüdükten sonra, altmışların sonlarından 1970 yılına kadar ikamet ettiğimiz ikinci çocukluk evimin bulunduğu yere geldik. Maalesef bu ev de yıkılıp, yerine üç katlı bir bina dikilmiş. Yıkılmış olmasaydı, içinde Mardinli bir ailenin kaldığı bu eve de girecek ve çocukluk hatıralarımla dopdolu olan arka bahçesinin, bahçeden ileride, evden ayrı konumda bulunan mutfağın, o yıllarda beni çok korkutan, içinde kuyu bulunan bodrumun, mutfağın üstündeki teras katının (taraça), teras katında bulunan ve içinde çok zaman geçirdiğim küçük odanın teker teker fotoğraflarını çekecektim.

Bu ikinci çocukluk evimin de tam karşısında bir bakkal dükkânı vardı. O da kayıplara karışmıştı ama kepengi duruyordu.

952 Sokak
Çocukluğumun ikinci evinin karşısındaki bakkal dükkânının kepenkleri


952 Sokak'ta, doğu yönünde ilerlemeye devam ettik ve Taslıçeşme Meydanı'na ulaştık. Cenaze varmış. Meydan taziye için gelenlerle doluydu çünkü mahallenin sakinleri olan Mardinliler meydana çok kullanışlı bir taziye evi bina etmişler kendi imkânlarıyla. Keşke belediyeler her semti hatta her mahalleyi birer taziye eviyle donatsa!

Taslıçeşme Meydanı
Taslıçeşme Meydanı


Cenaze yakınlarını bulup başsağlığı diledikten sonra sohbet etmeye başladık. Çocukluğumdaki mahalle arkadaşlarımdan Mardinli Seyfettin ve kardeşi Alaattin'den bahsettiğimde tanıdılar. İzmir'e ilk gelen Mardinlilerdenmiş Seyfettin ve Alaattin'in ailesi. Seyfettin taksi şoförlüğü yapıyormuş.

Taslıçeşme Meydanı
Taslıçeşme Meydanı (kırmızı halkanın içindeyim)

Taslıçeşme Meydanı
Taslıçeşme Meydanı (kırmızı halkanın içindeyim)


Taslıçeşme Meydanı'nın çocukluğumdakine göre biraz değişmiş olduğunu fark ettim. Meydanın ortasındaki antik yuvarlak beyaz mermer sütun yoktu; Osmanağa Çeşmesi (Taslı Çeşme) kaybolmuştu; çeşmenin arkasında bulunan şato gibi ev yıkılmıştı; mahalle çocuklarının ürktüğü, köşk görünümünde, çok geniş kapılı, bahçesi olağanüstü büyük ev târumâr olmuştu, kapısının yerinde çirkin bir duvar örülüydü, yalnızca bahçesindeki minare yüksekliğindeki ağaç çocukluğumdan beri yerinde duruyordu.

Taslıçeşme Meydanı
Ürkütücü evin giriş kapısının yerine örülen duvar

Taslıçeşme Meydanı
Ürkütücü evden geriye kalan ağaç


Köşk gibi diye tanımladığım ev benim için de çok ürkütücüydü. Bir keresinde rahmetli annemle o eve oturmaya gitmiştik ama korkum azalacağına daha da artmıştı. Birisi Afrikalı ve kömür gibi siyah tenli olan iki yaşlı kadın kalıyordu koskoca evde. Evin benim için tek güzel yanı, "Nejdet Abi" diye hitap ettiğimiz genç bir adamın ikamet ediyor olmasıydı. İki tane Harley Davidson motosikleti vardı ve motosiklet yarışmalarına katıldığını biliyorduk. Mahalleden gittiği zamanlarda, haftalar aylar sonra geri dönüyordu. Esrarengiz bir yaşantısı vardı. Mahallenin çocukları olarak hepimiz kendisine hayrandık.

Necdet Ağabey'in öncülüğünde olsa gerek, altmışlı yıllarda bu evin içinde Hülya Koçyiğit ve Tamer Yiğit'in rol aldığı bir filmin çekimi yapılmıştı bir yaz akşamında. Çekimin son sahnesi evin kapısının önünde gerçekleşmişti. İzmir itfaiyesi teşkilatının gönderdiği araç yağmur efekti yapmıştı son sahne çekilirken. Hatırımda kalan tek sahne, tepelerinden yağmur gibi yağan itfaiye suyunun altında Hülya Koçyiğit ile Tamer Yiğit'in birbirlerine koşup sarılmalarıdır.

Taslıçeşme Meydanı mahalle çocuklarının oyun alanıydı. Toplantılarımızı burada yapar, futbol maçlarımızı burada oynar, yaz akşamlarında burada toplanır, akşamları saklambaç oyunlarımızı burada gerçekleştirir, başka mahallelerin çocuklarıyla burada buluşup birbirimize meydan okuyarak kavga-dövüşe başlardık.

Üçkağıtçı Faruk, Çokbilmiş Atilla, Mardinli Hasan, Trenci'nin oğlu Sarı Ali, Denizlili Şuayip ve kardeşi Mehmet, Mardinli Seyfettin ve kardeşi Alaattin, Konyalı Mehmet Ali, Ali Kocagöncü, Aksekili İbişler! Hani, şimdi nerelerdesiniz? Sesleriniz, cıvıltılarınız geliyor kulağıma!

Ne güzel yerdi Taslıçeşme, mâsumiyetin hüküm sürdüğü zamanlarda

Ne özel komşumuzdun sen Necdet Abi

İstikbâle mâzimizden kopmadan erişeceğimizi sanırdık oysa

Savrulduk hepimiz bir yerlere, gönlümüzden uçup giden değerlerle


Taslıçeşme Meydanı'ndan kuzeydoğuya yöneldik. Çocukluk mahallemin sokağı olan 952 Sokak bitmiş, 953 Sokak başlamıştı. Sokağın sağ tarafında yazlık Efe Sineması'nın kalıntısı vardı. Bu sinemada çoğunlukla insanları ağlatmaya yönelik (acıklı) yerli filmler oynatılırdı. 953 Sokak bittiğinde Kubilay Mahallesi'nin meydanına gelmiş olduk. Meydandaki çocukluğumun ünlü "köşe bakkalı" yerli yerinde duruyordu zamana meydan okumuş olarak.


Kubilay Mahallesi
Köşe Bakkalı


Meydandan kuzeybatıya yönelip Yıldırım Kemalbey İlkokulu'na geldik (şimdi ilköğretim okulu). Çocukluğumdan beri benim için enteresan bir sokaktı burası. Okulun karşısında Emir Sultan Türbesi ve Haziresi vardı. Türbe yerli yerinde duruyordu ama İzmir Büyükşehir Belediyesi kapsamlı bir restorasyon yaptığı için çocukluk yıllarımdakine göre daha güzel görünüyordu.

Yıldırım Kemalbey İlkokulu
Yıldırım Kemalbey İlkokulu (öndeki yeşillik alan Cem Sineması'nın kalıntısıdır)


Türbenin arka bahçesinde bulunan mezarlığı da ziyaret ettik. Çocukluk çağımda bu türbede büyüleyici bir sessizlik vardı. Aynı etkileyici sessizliği yine hissettim; günümüzdeki onca kalabalığa ve gürültüye rağmen türbe ve çevresinde derin bir sükûnet hâkimdi.

Emir Sultan Türbesi Mezarlığı
Emir Sultan Türbesi'nin Hazîresi


Türbenin hemen öncesinde yazlık Cem Sineması vardı ama şimdi yerinde yeller esiyor.

Yola devam edip Dönertaş Yokuşu'na (945 Sokak) geldik. Yokuşun başında bulunan yol ayrımının köşesindeki bakkal dükkânı çocukluğumdaki gibi yerinde duruyordu.

945 Sokak
Dönertaş Yokuşu'nun bitimindeki bakkal dükkânı


Yokuştan aşağı inmeye başladığımızda, sol koldaki Altınordu Spor Kulübü'ne ait tarihî ve gösterişli binanın yıkılmış olduğunu üzüntüyle gördük. Biraz daha aşağı indik ve yokuşun sağındaki yazlık Atlas Sineması'nın da diğerleri gibi tarihe mâl olduğunu gözlemledik. Çocukluk yıllarımın üçüncü ve son evine taşındıktan sonraki en çok gittiğimiz sinemaydı bu sinema. Ağabeyimle birlikte sinemanın giriş kapısında çiğdem (ayçiçeği, ayçekirdeği) satardık yaz akşamlarında.

Sinemanın hemen aşağısında, Dönertaş Yokuşu'nun sol tarafında çocukluğumun üçüncü evi olması gerekiyordu ama yazık ki o da yıkılıp yerine dört katlı bir otel kondurulmuştu. Bu eve 1970 yılında taşınmıştık. Üç katlıydı; zemin katında Doktor Mehmet Öncel'in muayenehanesi vardı, birinci katta biz oturuyorduk, üstümüzde Akseki'nin Çimi köyünden Mehmet Fidan ailesi kalıyordu. Apartmanın adı yoktu ama Görücüoğlu Apartmanı deniliyordu çünkü mülkün sahibi İzmir'in varlıklı-ünlü kişilerinden İbrahim Görücüoğlu idi.

Apartmanla aynı hizada, hemen aşağıda Doktor Yaşar Olcaş'ın muayenehanesi vardı. Hastalar bizim apartmandaki doktordan ziyade bu doktora itibar ederlerdi hatırladığım kadarıyla.

945 Sokak
Doktor Yaşar Olcaş'ın muayenehanesinin olduğu sarı boyalı bina


Sonunda Dönertaş'a gelebildik ve Doktor Yaşar Olcaş'ın muayenehanesinin bulunduğu binanın bitişiğindeki Dönertaş Kıraathanesi'nde oturup birer yorgunluk çayı içtik.

Bu mekân Dönertaş Sebili'nin tam karşısındadır ve nargilesiyle ünlüdür. Rahmetli babam da nargile içmek için hep bu kahvehaneye gelirdi.

Kahvehanenin üst katındaki Paşa Konağı Oteli'nin çocukluğumdaki durumunu aynen korumuş olduğunu gördüm.

Tilkilik Nargile Kıraathanesi
Nargile kıraathanesi ve Paşa Konağı Oteli


Tilkilik bölgesinde ve Dönertaş Yokuşu boyunca Suriyelilerin ikamet ettiği evlerin kapısında siyah yağlı boyayla yazılmış büyük birer "S" harfi vardı. Yani birileri Suriyelilerin kaldığı evleri teker teker işaretlemiş!

Tilkilik Dönertaş
Dönertaş Sebili

1627 yılında inşa edilen tarihî Hatuniye Camii'nin avlusu, yapılan ek binalarla ve sınırlarındaki çitlerin kaldırılması nedeniyle avlu olmaktan çıkmış. Güvercinler de artık yok yazık ki. Çocukluk yıllarımın tamamında babam beni ve ağabeyimi bayram namazları için bu camiye götürürdü.

Hatuniye Camii
Hatuniye Camii

Hatuniye Camii
Hatuniye Camii

Tilkilik
Hatuniye Camii'nin kuzeybatısındaki tarihî ev

Hatuniye Camii'nin avlusunda günde üç öğün yemek dağıtılıyor yıl boyunca. Bu uygulamanın Afrikalılar ve Suriyeliler için olduğunu tahmin ettik. Burada o kadar çok Afrikalı var ki şaşırmamak mümkün değil. Kaldığımız kısa süre boyunca Dönertaş'tan Altınpark'a ve oradan Oteller Sokağı'na kadar yüzlerce Afrikalı ve onlarca Suriyeli gördük. Afrikalıların kendi dilleri dışında Fransızca da konuştuklarını fark ettik. Semtte gezerken yabancı bir ülkedeymişiz gibi hissettik kendimizi. Konuşulan diller çoğunlukla Afrika dilleri, Arapça, Fransızca ve biraz da Kürtçe idi. Türkçe yok gibiydi.

Tilkilik'teki Gaziantep Bereket Sofrası'nı gördüğümde fazlasıyla duygulanıp hüzünlendim çünkü ellili ve altmışlı yıllarda babamın meyhânesi vardı bu mekânın bulunduğu yerde.

Tilkilik
Bir zamanlar babamın mekânı olan Gaziantep Bereket Sofrası


Anafartalar Caddesi'nde doğuya doğru Altınpark yönünde yürümeye başladık. Sağ tarafta kalan Mumyakmaz Hacı Veli Camii'ni görüp gezdik. Çocukluğumdaki ramazan aylarında babam teravih namazları için bu camiye getirirdi beni.

Mumyakmaz Camii
Mumyakmaz Camii

Mumyakmaz Camii
Mumyakmaz Camii

Mumyakmaz Camii
Mumyakmaz Camii


Acıktığımızı hissedip Fatih Restoran adlı bir kebap dükkânına girdik. Sipariş ettiğimiz Adana kebap, son yıllarda yediklerimizin en iyilerindendi. Yemekten sonra kebapçının ikramı olan kaçak çayı yudumlarken nasıl da keyiflendim! İşte, çocukluk yıllarımda olduğu gibi aynı sokakta, aynı ortamda vakit geçiriyordum! Çayın tadı çok hoşumuza gitmiş olacak ki, kebapçının karşısındaki dükkândan bir kilo kaçak çay satın aldık evimize götürmek üzere.

Yemekten sonra Altınpark'a yürüdük. Çocukluğumdaki Altınpark Fırını ve Altınpark Kıraathanesi aynı yerlerinde durup bana gülümsüyorlardı. Nasıl mutlu oldum! Tarihî Altınpark Kıraathanesi'nin bahçesinde oturup çay içerek yorgunluğumuzu biraz daha giderdik.

Altınpark

Altınpark

Altınpark

Altınpark'tan Basmane Tren İstasyonu'na doğru, Çorakkapı Caddesi'nde ilerlerken, sağda çocukluğumdaki adı Çorakkapı Hamamı olan Basmane Hamamı'nı ve karşısındaki Basmane Karakolu'nu çocukluk yıllarımda olduğu gibi durduğunu, kaybolmadığını gördüğümde hissettiğim mutluluk tarifsizdi. Ama beni çok üzen bir şey vardı ki o da gezimizin başından buraya kadar olan bütün sokak ve caddeler çocukluğumda kesme Napoli taşlarıyla döşeliyken, şimdi hepsi de kapkara, çirkin, sayısız yamalı, eğri büğrü asfaltla kaplıydı.

Basmane Hamamı

Basmane Karakolu
Basmane Karakolu


Biraz daha yürüdüğümüzde Basmane Garı'nın karşısındaki Çorakkapı Camii çocukluğumdaki ihtişamıyla karşımıza çıktı. Daha sonra bu caminin karşı sokağında başlayan Oteller Sokağı'na girdik (1296 Sokak). İzmir'in en değerli sokaklarından olan Oteller Sokağı barındırdığı tarih ile adeta bir müze havasındaydı. Çocukluğumda şehirlerarası otobüs terminali Basmane’de bulunuyordu. Bu yüzden ve tren istasyonunun da burada olması nedeniyle Oteller Sokağı ve Basmane çok canlı ve faaldi.

Çorakkapı Camii
Çorakkapı Camii ve Altınordu Altınpark Taksi İstasyonu

Basmane Tren Garı
Basmane Garı

Oteller Sokağı
Oteller Sokağı

Oteller Sokağı
Oteller Sokağı


Nihayet gezimizi bitirmeye karar verip Altınordu Altınpark Taksi Durağı'ndaki taksilerden birine binerek Gaziemir'e döndük. Eve girdiğimizde saat 16.30 idi. Nostalji kokulu daha doğrusu pür nostaljik gezimiz dört saat sürmüştü.

Altı buçuk aydır devam eden kemoterapi yüzünden, gezi süresince bacaklarım pelte gibiydi, adımlarımı zorlanarak, bacaklarım titreyerek atıyordum. Dahası, -yine kemoterapinin yan etkilerinden olan- yoğun sersemlik hissi ve hafif baş dönmesi gezi boyunca bana eşlik etti. Yine de bu dört saatlik kısa gezi benim için büyük bir moral, müthiş bir doping oldu.


Yorumlar - Yorum Yaz