Tamaşalık Taraçaları

TAMAŞALIK TARAÇALARI
Talat Ulusoy
Talat ULUSOY

Altınpark'taki Tamaşalık Yokuşu
Altınpark'taki Tamaşalık Yokuşu

Tilkilik’ten Kale’ye yokuşun orta yeri Tamaşalık. Siz deyin Türkçe ses uyumunun azizliği, o desin hor görülen sakinlerinin yoksulluğuna taş; “Temaşalık” olmuş “Tam-aşağılık”. Oysa İzmir en güzel Tamaşalık’tan seyredilir. Ne kıyı ne de Kale körfezi “temaşa”da Tamaşalık’ın yerini tutamaz. Orada cümle fakirhanelerin taraçaları vardır ve seyre dalan, Şadırvanaltı’dan Punta’ya düzlüğü, körfezi ve Papaz’a kadar karşı kıyıyı ayağının altına alır. Daha ötesi puslar dünyası.

Berrak havalarda, hele öğle vaktiyse, taraçadan bakan göz “deniz taşmış” der. Sadece Tamaşalık taraçalarından bakan gözü körfez böylesine aldatır ve bu kadarla da kalmaz, her kılığa girer, binbir surattır. Yeni ayda simsiyah bir ovaya döner, matemlenir; dolunayda yakamozlar takınır, gümüşlenir; lodosta kabaran kasvettir, yıldıran şiddettir; kuzeyli rüzgarlarda cam gibi perdahlanır ve dinlenmeye çekilir soğuk bir suratla; en çekici, en çapkın hali hiç kuşku yok imbat halidir. Boğucu yaz gecelerinin ilahi esintisidir imbat ve sadece İzmir’e ikram olarak bilinir. İmbat İzmirliye çağrıdır. Serinliğin koynuna kürek çeker kayıklar ve körfez ateş böcekleriyle çiçeklenir ve o yakada da, bu yakada da sahil insana doyar.

Yoksul evlerin yorgun sakinleri akşam namazından sonra doğru taraçaya tırmanır. İslam evlerinin mahrem düzeninde ev evi, taraça taraçayı görmez. Gün çekilmiştir, gök de su da mor donanır. Yorgun gözler gemilerin geldiği, güneşin gittiği yöne dalar gider bir süre. O sıra alçacık bir masaya benzer sofra kurulmaktadır yerdeki hasırın üstüne; bir kasnak, üstte serili sofra bezi ve kasnağı merkezine alacak biçimde yerleştirilmiş bakır sofra tepsisi. Her şey elbirliğiyle ve elden ele taşınıp hazır edildiğinde, bağdaşlar kurulup sofraya oturulur. Solak olmanın yasak olduğu zamanlardır. Sağ diz tepsi altına sokulu, sofra bezi kasığa çekili düzende yemek faslına geçilir. Yemek sahanına dalıp çıkan kaşıkların sesini bastırır sofradaki sessizlik ve öylece biter yemek. Yarabbi şükür.

Sabah ezanıyla ayaklanır Tamaşalık. Eskaza ezanı duymayıp da cemaat dağılırken uyandıysan eyvah, öğlen olmuş bil! Kale’den, Ballıkuyu’dan, Tamaşalık’tan aşağıya inen öksürük ve kalabalık ayak sesleri uzaklaşmaktadır. Yokuşu tırmananların ayakları sessizdir ve öksürmeye mecalsizdir. Ballıkuyu yokuşundan ağır adım Kale’ye tırmanır ve ancak nefesi boşa alıp Yeşildere tabakhanelerine doğru akarken soluklanırlar.

İnenler üç koldan dağılır düzlüğe: Birinci kol Namazgah, Havralar Sokağı üstünden Kemeraltı’na; ikincisi Dönertaş, Mezarlıkbaşı üstünden Eski Mahkeme Önü, Şadırvanaltı, Hisar Önü ve Kale Arkası’na; üçüncüsü Altınpark, Çorakkapı üstünden Osmaniye Caddesi ve Kemer’e... İşe koşanların ekserisi küçük esnaf veya sanatkar, esnaf yanında tezgahtar, sanatkar yanında kalfa-çırak sınıfından çorbayla güne başlayan insanlardır. İnenlerin kalanı ya Darağacı’ndaki fabrikalarda çalışan işçiler ya da çoğu kadın tütün işçileridir. Zenaat erbabının gözünde el işinde çalışmak zuldür ve işçilik eden hor görülür. İşe gitmeyenler vardır bir de, yani mahalleyi bekleyenler, çoğunlukturlar; kadınlar, tıfıllar, yaşlılar ve illa kahveci.

Her caminin altında, yanında ya da yakınında bir kıraathane farzımekandır,yaz- bahar aylarında avlu ya da kapı önlerine atılı masalar, iskemleleriyle... Poyrazlı havaların bir açıp bir kapadığı kış günlerinde, “ikinci”den duman altı olmuş bu mekanlarda orta yaşı aşmış adamların dünya hali üstüne alçak perdeden sohbetleri hep kısa, hep kesik kesiktir. Gözler yere çevrildi mi lafın arkası gelmez. Yerin kulağı hatırlanır, lafın kalanı yutulur. Uzayan suskunlukta gözler bir yerlere dalar gider. Müezzinin ezanıyla kurtulur boğaza düğüm olan anılardan.

Bunaltıcı yaz akşamları çıkmaz kuytuları gölgelenirken, su serpilip süpürülen kapı önlerine atılan tokmaklara yaşlı kadınlar ve ellerinde “iş”leri ev yorgunu taze gelinler ilişir. Hal hatır ve günlük işten muhabbetler bir çırpıda bitiverince, kaygılı muhabbetlere dalınır ve söz, gelip gelip de gönül tellerine vurunca, akşamın inmesini beklemeden kararır içleri. Gözler hafiften ıslatılıp süpürülmüş sert toprağa çakılır, çaresiz sohbete noktası konur. Adamların çarşıdan gelmeleri yakındır; sofranın daha çok eksiği var, hadi bana müsaade komşum.

Gözlerin çevrildiği bu yer, gözlerin çakılı kaldığı bu toprak, daha dün başkalarının da “vatanım” dediği ve bu gün uzaklardaki bir başkalarının da “ah vatan” diye düşlediği yerdir. Kah toprağa çakılan, kah uzaklara giden gözlerde okunan şey, terk edilen vatanların özlemi.

Kimsesiz kimseler şehirlerde bulunur ve o sebepledir ki, şehir kabristanlarının az bir yeri “kimsesizler mezarlığı”na ayrılır. Ama bütün taşlarının altında sadece kimsesizlerin yattığı mezarlar vardır İzmir’de. Bu şehrin türlü dillerden hemşehrileri istavrozlu kabristanlarının mezarlarında kimsesiz uyumaktadır. Onlar İzmir’den zorla yollananlardan kalanlardır. İzmir’e zorla yollananlar ise, Fatiha bekleyenlerini pek uzaklarda bırakmıştır ve ziyadesiyle meraktadırlar: Önümdeki istavrozlu kabire dönüp okusam uzakta bıraktığımın ruhuna değer mi?. Peki ama, ata mezarları yerli yerinde duran Tamaşalıklı neden “ah vatan” der?

Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır; öyle mi? O İzmirli, Tamaşalık yoksulu vatan derken “kan” mı düşlüyor sanırsın sencileyin?! Yitirdiği komşusunu, dilde ve dinde renkli dünyasını, sanat ve sanatkarını, denizin batağını doldurup diktiği, külü göklere savrulan şehrini düşlüyor. Tamaşalık düşünde arkadaşını arıyor; minarelerinin Ermeni taş ustalarını, kubbe tezyinatını boyayan Rum kalemkarlarını, altın varak ustalarını düşlüyor! Frenk Caddesi’ni, Fasulya Meydanı’nı, Ermeni Mahallat’ı özlüyor. Düşler özlemlerin yattığı yer. Tamaşalıklının vatan dediği suya muhtaç bir kuru toprak değildi ki, hele hele sulamak için kana hiç muhtaç değildi.

Dillere destan şehrinin en güzel yerleri yanmış, en güzel eserlerin kül olmuş, tarihinde en kara günün o gün olmalı. Peki ama, bu şenlik niye, niye bu üç maymunu oynamaklar? 9 Eylül günü “istirdat”, yani “geri alış”, henüz “kurtuluş” lafı yok ortalarda. 13 Eylül günü bir uçta, Basmane’de bir yangın, az sonra bir daha, üç daha… 18 Eylül günü şehir bitiyor. Yani İzmir “kurtuluyor”.

İzmir Tamaşalık

Piromanları anlarım, ama vicdan sahipleri neden susar hala? Beyin hücrelerindeki bu aşırı bağlantı kopukluğunda bir garip hal var. Korkuyla beslenen bir unutkanlık olabilir mi? Unutmak çare olabilir mi?

İzmir’in yangını bir “çağ yangını”dır. Bombalar yağmamıştır bu şehrin üstüne, lanet yağmıştır. Osmanlı’nın eline geçmeyen tek Osmanlı şehridir İzmir. Tek bir hatuniye camii biliyorum bu şehirde, ama bildiğim bir tek selatin camii yok. Gayrımüslim nüfus hep çoğunlukta olmuştur bu şehirde, yani hep “gavur”dur İzmir. Zaten ticarette şöhrettir ve en önemlisi hızla gelişen sanayidir. Hem de öyle payitahtın feshane ve çul-çaput işleri gibi değil, basbayağı ağır sanayii ile, üretim araçları üreten sanayii ile kapitalizmin erken küresel şehridir İzmir. İzmir yükselen zihniyete, tek uluslu devlet dünyasına bol gelmiştir. Yani devlet dediğin tek uluslu olmalıdır, onların tek uluslu devleti vardır, bizim yeni devletimiz de tek uluslu olmalıdır. Bu uğurda varsın yansın İzmir.

İzmir hem yüreği yananların yangın yeridir, hem külleri ve molozları yıllarca orta yerde kalmış bir yanık şehirdir. Denizine küsmüş bir şehirdir İzmir lodos olup köpürmedi, alevleri öldürmedi diye. Hala aklını başına toplayamamıştır İzmir ve ondandır ki, her eylül, o kara yangın günlerinde ağıt yakmak yerine zafer taklarının altından geçişi seyreyler.
Ege tarihin tanıdığı en büyük yangının ve sürgünün suyudur. Sürülüp gidenler ve sürülüp gelenler ayrı dillerden, ayrı sahillerdendir ama aynı derdin, aynı çilenin, aynı azabın ortaklarıdır onlar: İster suyun öte yanından sürülüp gelmiş olsun, ister Nif’in öte yanından sürüklenip gelmiş olsun, isterse bir kaç göbektir bu şehrin yerlisi olsun; onlar hasrete kaderlenmiş insanlardır. “Ah”ı aynı, vatanı ayrı insanlardır onlar.

İzmirlinin sırları ve sırlanmış soruları vardır ve “ah”ında saklar bunları. Ondandır belki, evvel zaman İzmirlisi bir başkasının acısını deşmeye çekinir. Sorulmamış sorularla sırlanmış, sarmalanmıştır o acı. Hep acılar sırlanmaz ama; cürümün de, günahın da sırlara sarılmışı vardır ve bunlar nedametli sırlardır. Nedamet getiren insan suçunu saklar mı? Saklar! Eğer ikrar iltifata tabi hale geldiyse, eğer suçtan kahraman yaratılıyorsa, vicdanlı nadim suçunu sır eder de mezara taşır. İzmir mezarlarında yalnız ölüler değil, sırlar da yatar.

Tamaşalık’ın taraçalarının kuzluk yerinde sırlı testiler durur. Sırlı testinin iyisi hafiften sızdırır, hafiften terler. Suyu serin olur, lezzetini ve tazeliğini uzun müddet korur. Sadece susuzluğunuzu gidermez, içini de ferahlatır içenin. Her yanı sırlı testilerin dışı kupkuru kalır, hamam suyu gibi gelir içtiğin, su ağırlaşır, kokar. “Sır küpü”dür onlar. Sanki sırlı testi sır saklar da su ondan kokar. Tamaşalık testisi bile çok şey görmüştür, duymuştur, bilmiştir.

Osmanlıyı görmüştür, iyi bilir. Osmanlı çöküştedir, ama “devlet kapısı” yerli yerindedir. Zabitler Sarıkışla’da, katipler Hükümet Konağı’nda oturur. Sarıkışla Konak’a bakar. Konak’a adını veren Konak, Katipzadelerin üç katlı ahşap köşkünün yerine mi konmuştur? Bey dediğin hem ayandır, hem eşraftır, hem de devlettir; bey dediğin hem ittihattır, hem terakkidir, hem de teşkilattır.

İzmir amuda kalkmış şehirdir. En alttakiler tepelerde oturur İzmir’de, orta halliler deniz seviyesinde ve fakat içerilerde. En üsttekiler ise deniz kıyısında, konaklarda, yalılarda. İzmir’in Ayan’ı Katipzadeler konağı kıyıya yapar. Yanıbaşlarına da yeni “beyler” yerleşir: Birinci, İkinci, Üçüncü Beyler sokakları… Yeni beyler beceriklidirler, çok iş becerirler İzmir'de.

Ve Tamaşalık temaşa ederken körfezi, Beyler sokaklarında olanları görmüştür; Basmane’de, Osmaniye caddesinde, Meyvedar Gümrüğü’nde, Frenk Sokağı'nda, Bella Vista’da olanlara görmüştür. Tanıklıklar suçlu bulunmuş, kısa ve ürkek sohbetlere hapsolunmuştur.

Tamaşalık çok şey görmüştür İzmir'de, çok yutmuştur. İzmir tarihsiz kalmış bir öksüzdür.

İzmir, aslı gitmiş, adı kalmış bir yadigardır.

Yorumlar - Yorum Yaz