Vali Rahmi Bey

VALİ RAHMİ BEY
İzmir valisi Rahmi Bey

Ahmet MEHMEDEFENDİOĞLU

(Derleme Tarihi: 31 Ocak 2020)


Rahmi Bey’in Yönetiminde İzmir

Rahmi Bey İzmir valiliğine, bu göreve ikinci defa atanmış olan Nazım Bey'in 16 Eylül 1913 tarihinde istifası sonrasında getirilmiştir. Basın, Nazım Bey'in istifasından sonra çeşitli yorumlarda bulunurken, “Vilayetimize namzet olmak üzere birkaç isim işitiyoruz. Fakat bunlardan hangisinin tayin olunduğu yahut olunacağı bizce henüz meçhuldür. Hepimizce öteden beri meçhul olmayan bir husus var ki, o da gerek bizim, gerek Aydın vilayetinin, diğer vilayetlerimizin böyle sık sık vali tebdilatına kalmaları yüzünden...” ortaya çıkan olumsuz gelişmeden bahsediyordu. Rahmi Bey, Nazım Bey’den boşalan İzmir valiliğine 19 Eylül 1913 tarihinde atanmıştır. İzmir basını Rahmi Bey'in atama tarihinden göreve başladığı tarih olan 29 Eylül'e kadar olan süre içindeki gelişmeleri yakından takip ederek okuyucularına duyururken, göreve başladığı tarihten bir gün sonra yayınlanan bir yorumda da, “Biz en büyük muvaffakiyetleri menaf-i memlekete ait en büyük hizmetleri vali beyefendiden istiyor, bekliyoruz. Bunda yerden göge kadar hakkımız vardır. Çünkü vilayetimizin yalnız sair vilayetler arasında değil, Avrupa’da bile büyük bir şöhreti olduğu halde şimdiye kadar hakikaten zavallı, acınacak, ağlanacak bir halde, gayet elim ihtiyaçları içinde bunalmış kalmıştır. Vilayetin bugün hangi cihetine baksanız, tetkik etseniz derin bir mahrumiyet ve yokluktan başka şeye tesadüf etmeyeceğiniz muhakkaktır.” denilmekteydi.

Rahmi Bey’in İzmir valiliğine getirilmesindeki en büyük etken İttihat ve Terakki’nin bölgeye verdiği önemden kaynaklanıyordu. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte direk olarak yönetime katılmayıp perde arkasında kalan İttihat ve Terakki, gelişen olaylar karşısında önce kabine değişikliğiyle, daha sonra da yönetimi tekeline geçirerek iktidara gelmiştir. “İttihat ve Terakki elinde olmayan siyasi iktidarı ele geçirmek için nasıl çeşitli yollara başvurduysa, dayanmak istediği toplumsal kesimi de güçlü olarak ayakta tutacak imkânlarla donatmak zorundaydı. Bunun da yolu milli bir burjuvazi yaratmak olarak tespit edilmişti. Bunu gerçekleştirmek için izlenen politika içten ve dıştan engellemelerle, direnişle karşılaşmış ve çatışmalar-sorunlar bu yüzden çıkmıştı. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Aydın vilayeti ve merkezi olarak İzmir bu çatışmalardan yeterince payını almıştı. Aydın vilayeti açısından önem taşıyan, Balkan Savaşları sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen Birinci Dünya Savaşı'na girişi arasında kalan kesiti, bilindiği gibi olağanüstü bir dönem izledi. Savaş şartlarında daha etkin bir politika izlendi. Aydın vilayeti için söz konusu kesitin başlangıcı, İstanbul'un bölgeyle yakından ilgilenmeye başlaması, sivil ve askeri kesime önemli atamaların yapılmasıydı...” İttihat ve Terakki'nin bölge için aldığı tedbirler askeri, siyasi, idari ve iktisadi noktalarda toplanmaktaydı. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar sonucunda askeri tedbir olarak İzmir ve Saruhan vilayetleriyle Aydın, Isparta, Muğla ve Antalya mutasarrıflıklarında yeni kolordular kuruldu. Pertev Paşa da bu kolorduların başına getirildi. Siyasi tedbirler doğrultusunda ise Celal (Bayar) İzmir katib-i mesullüğüne getirildi. İttihat ve Terakki katib-i mesullerinin günün şartları içinde hem etkili siyasi nüfuzları hem de yetkileri vardı. Balkan Savaşı yenilgisinden sonra Yunanlar Megola ldea’yı gerçekleştirmek için uygun bir fırsat yakaladıklarına inanıyorlardı. Ege Bölgesi’nde Rumların ve yabancıların hem nüfuz ve hem de ekonomik etkinlikleri vardı. Celal (Bayar) katib-i mesul olarak Türk halkını siyasi ve ekonomik yönden güçlendirmek için İzmir'e gönderilmişti. İdari ve iktisadi tedbirler doğrultusunda yapılacak olan çalışmalar için Rahmi Bey de İzmir valiliğine getirilmişti.

İkinci Meşrutiyet'in ilanında Aydın (İzmir) valiliği görevini Şeref Mehmet Paşa yürütüyordu. Daha sonra aynı görevde Mehmet Galip Bey (1909), Mehmet Ferit Paşa (1910), Celal Bey (1911), Ahmet Reşit Bey (1912), Hüseyin Nazım Paşa (1912, ikinci kez) bulunmuşlardı. Bu valilerden sonra göreve gelen Rahmi Bey'in bilinen resmi görevinin dışında özel bir siyasi görevi de vardı. Bu görev ekonomisi yabancılaşan Ege Bölgesi’nde Türkiye'nin çıkarlarını ne pahasına olursa olsun gözetmek ve birçok askeri, politik ve toplumsal etkinliklerin yanı sıra ülkenin ulusal güçlerini geliştirmek, Türk halkını ekonomik ve sosyal hayat içinde daha iyi bir biçimde ortaya koymaktı. Rahmi Bey'in göreve atandığı sırada Aydın vilayetinde görülen olaylar, çevresinde yaşanan olaylarla içiçeydi. Trablusgarp ve Balkan Savaşlarının etkileri, Muhaceret 12 ve Doğu Ege Adaları sorunu, Yunanistan'ın Doğu politikası, büyük devletlerin aralarındaki deyişle Doğu Sorunu (Şark Meselesi) ile Osmanlı İmparatorluğu’nun bunlara karşı tutumu, üzerinde durulmaya değer konulardır. Bu konularda yapılan çalışmalarda doğal olarak Aydın vilayetiyle ilgili bilgiler sorunun içinde birer parça olarak kalmaktadır. Aydın vilayeti açısından ise çevresinde meydana gelen olaylar, vilayetin toplumsal yapısının karmaşıklığı nedeniyle önem taşıyor, çok çabuk etkilenmesine neden oluyordu.

Rahmi Bey bu göreve getirildiğinde İzmir, 11.973 kilometrekarelik bir alan üzerine kurulu bir il merkeziydi. 19. yüzyıl ortalarında Aydın vilayetinin merkez durumuna getirildiği zaman vilayet merkez sancakla beraber Aydın, Saruhan ve Menteşe sancaklarını da içine alıyordu. 1914’te yönetimi 42.400 kilometrekarelik bir alan üzerine kurulu olup, 4 sancak, 35 kaza, 50 nahiye ve 2797 köyden oluşuyordu. 1914 yılında İzmir'de 85 mahalle ve 1100 sokak bulunuyordu. Merkez kaza İzmir ise bugünkü Bornova ve Buca dışında Karşıyaka'yı da içine alacak biçimde İzmir Körfezi'nin doğu ve güneyine doğru yayılı durumdaydı. 1914-1918 yılları arasında vilayetin bu yerleşim biçiminde bir değişiklik olmadı. Rahmi Bey'in göreve başladığı sırada meclis-i umumi vilayet azaları tanınmış kişilerden oluşmaktaydı. Vilayet meclisi ikinci reisi Tevfik Paşa idi. Üyeler arasında Uşakizade Muammer, Şerifzade Rıza, Bekir Behlül, Tacir Halil, Meşrup Simonyan, Urla'dan dava vekili Halit, Ödemiş’ten Hacı Mümtaz ve Fahri, Bayındır’dan Sadık, Bergama'dan Rahmi (Köken), Suat ve Mustafa, Tire'den Mustafa ve Hacı İsmail, Çeşme'den Abdüllatif ve Karabina Ali, Seferihisar'dan Sabri, Foça'dan Hasan Sim, Kuşadası'ndan Hasan, Karaburun'dan Kadızade İbrahim, Nif'ten Hasan Tahsin, Menemen'den Rıfat Beyefendiler bulunuyordu.

Rahmi Bey İzmir valiliğine getirildiğinde iki temel sorun dikkat çekmekteydi. Bunlar 19. yüzyılın son çeyreğinden beri süren ve sürekli basını ve yönetimi işgal eden çekirge ve muhacir sorunuydu.

Çekirge sorunu Rahmi Bey'in göreve getirildiği tarihte üzerinde en çok durulan ve şehrin ticaret ve tarım hayatıyla doğrudan bağlantılı olan bir sorun olarak ortada durmaktaydı. Basın olayı sürekli olarak işliyor ve alınacak tedbirlerden bahsediyordu. Rahmi Bey’in valilik görevine başlamasıyla birlikte çekirge sorunuyla daha etkin bir mücadele yoluna gidilmiş ve bu doğrultuda alınan tedbirler kararlı bir şekilde uygulamaya konulmuştur. Rahmi Bey'in başkanlığında sürekli toplantılar yapan Çekirge Komisyonu bu doğrultuda alınacak tedbirleri halka basın aracılığıyla duyurmuştur. Bu komisyonun dışında Bornova, Torbalı nahiyeleri ve Buca, Karşıyaka gibi belediyesi olan yerlerde belediye reislerinin, diğer nahiyelerde ise nahiye müdürlerinin başkanlığında komisyonlar oluşturulmuştu. Bu heyetler bölgelerindeki çekirge mücadelesiyle yükümlü tutulmuşlar ve yaptıkları çalışmaları düzenli olarak Merkez Çekirge Komisyonu'na bildirmişlerdir. İzmir'de yerleşik bulunan halk, onar okka çekirge toplamakla yükümlü tutulmuştu. Çekirge toplamakla yükümlü kişi bunu yapmazsa, başkasına yaptırmak ya da kendisine düşen yükümlülük oranında para cezası ödemek zorundaydı. Çekirge sorunuyla daha etkin bir mücadele için öğrenciler ve devlet memurları da görevlendirilmişti. Bu görevliler çekirge takibine çıktıkları takdirde kaza kaymakamlıklarına, jandarma kumandanlıklarına 40, nahiye müdürlerine 25, yüzbaşılara 30, teğmenlere 20, jandarma çavuşlarına 5, askere 3 ve kaza çekirge komisyonlarının azalarının her birine 23, nahiye azalarına 20, merkez seyyar müfettişlerine 20 kuruş yevmiye veriliyordu. İzmir Merkez Çekirge Komisyonu yayınladığı bildirilerle halkı sürekli olarak mücadeleye davet ederken, daha etkin bir mücadele için de şehri dört bölgeye ayırmıştı. Kokaryalı, Bozyaka, Halkapınar ve Karşıyaka’dan oluşan bu bölgedeki mücadele muhtarların gözetiminde yapılıyordu. Bu bölgelerdeki güvenliği sağlamak üzere her bölge için bir zabitin gözetiminde on piyade ve iki süvari jandarması görevlendirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı süresince alınan bu tedbirlere rağmen çekirge sorunu yine sürekli olarak gündemde bulunmuş ve çekirgelerin tamamen ortadan kaldırılması mümkün olamamıştı.

Muhacirler sorunu Rahmi Bey'in göreve başladığı sıradaki bir diğer önemli problem olarak yönetimi meşgul ediyordu. 19. yüzyıl son çeyreğinden beri süregelen bu olay, Balkan Savaşları'nın sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun Yunanistan'a bıraktığı topraklarda yaşayan Türkler'in göçe başlamasıyla beraber büyük bir artış gösterdi. Muhacirlerin kafilelerle İzmir'e gelmesi, beraberinde birçok problemi de getirdi. Bunların iskânı, beslenmesi ve sağlık durumları önemli bir problem olarak vilayet yönetimini meşgul etti. Rahmi Bey'in göreve başlamasıyla birlikte bu sorunun çözümü yolunda da tedbirler alınma yoluna gidildi. Rahmi Bey'in başkanlığında faaliyetlerini sürdüren Muhacir Komisyonu, muhacirlerin yerleştirilmesi ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli girişimlerde bulundu. Muhtar Bey’in başkanlığında bulunan Mübadele-i Muhacirin Muhtelit Komisyonu ise İslâm ve Rum muhacirlerinin mübadelesi üzerinde çalışmalarda bulunuyordu. Vilayet Muhacir Komisyonu, gelen muhacirlerin yerleştirilmesi için de bir takım girişimlerde bulunuyordu.

Muhacirlerin daha sonra iskân edilmesi yoluna gidildi. Paralıköprü ve Punta civarlarında birer muhacir mahallesi oluşturulması için çalışmalara başlandı. Muhacirlerin köylerde yerleştirilmesi için de girişimlerde bulunuldu. 1914 yılı başlarında muhaceret olayının en yoğun şekilde görüldüğü Çeşme’de kaymakamlık yapan Hilmi Uran, olayın ne kadar geniş boyutlarda olduğunu şu şekilde anlatır: “Muhaceret 40 bini Rum olan 45 bin nüfuslu bir ilçeden 40 bin Rum'un burunları dahi kanamaksızın, hiç kimseye şikâyet etmeye mahal görmeksizin çekilip gitmeleri şeklinde olmuştu ve gidiş ayrı ayrı yerlerden, günlerce hatta haftalarca böyle devam etmişti. Çeşme limanında aynı zamanda demirli iki vapurdan birinin adalara götürmek için Rumları aldığı, ötekinin de Türk muhacirlerini Çeşme'ye çıkardığı oluyordu.” Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği tarihe kadar yoğun bir şekilde devam eden muhaceret olayı, bu tarihten sonra azalmış olmasına rağmen yönetimi sürekli meşgul eden bir olay olarak gündemde kaldı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle ortaya çıkan sıkıntıları en alt seviyeye indirmek için çeşitli girişimlerde bulunan Rahmi Bey, bu doğrultuda sivil ve askeri kesimlerin ihtiyacını karşılamak için çeşitli komisyonların kurulmasına yardımcı oldu.

Rahmi Bey’in himayeleri altında kurulan ve her birinin ayrı birer işlevi olan bu komisyonlar savaş süresince yararlı hizmetlerde bulunmuşlar ve halkın sıkıntısını en alt seviyeye indirmek için sürekli çaba göstermişlerdi. Levazım-ı Şitaiye-i Askeriye, İzmir Erzak-ı Asker ve Hedeya-yı Şitaiye Komisyonları ordunun ihtiyaçları doğrultusunda faaliyette bulunurken, Müdafaa-i Milliye, Beslenme Derneği, İaşe-i Muhacirin, Muavenet-i Milliye Komisyonları da halkın ihtiyaçlarını gidermek için çalışmışlardı. Rahmi Bey'in başkanlığında Tevfik Paşa, Binbaşı Hamdi, Fikri, Ziya, Mithat ve Çürükoğlu Nikolakin Efendilerden oluşan Hedeya-yı Şitaiye Komisyonu ilçelere kadar uzanan örgütlenmesiyle, ordunun ihtiyacı olan 171.902 parça giyim eşyası toplamıştı. Savaş süresince sıkıntı çeken sivil halkın da ihtiyaçlarını gidermek için çeşitli komisyonlar kurulmuş ve bunlar tarafından halka ayni ve nakdi yardımlarda bulunulmuştu. Halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için kooperatifler ve belediye bakkalları oluşturularak, halka daha yaygın hizmet verme yoluna gidildi. Rahmi Bey'in direktifleri doğrultusunda Kemeraltı, Tilkilik ve Fasulye'de hizmet veren belediye bakkalları, basın tarafından desteklenmiş ve halk buradan alışverişte bulunmaya davet edilmişti. Şehrin çeşitli yerlerinde oluşturulan Aşevleri ve Beslenme Derneği fakir halka, düzenli olarak 10.227 kişiye ekmek dağıtıyordu. Bu komisyonların maddi ihtiyacı, halktan toplanan paralar ve düzenlenen tiyatro temsilleriyle temin edilmeye çalışılıyordu. Basın bu girişimleri sürekli olarak kamuoyuna duyururken, halktan bu girişimlere yardımda bulunulmasını da istiyordu. Savaş süresince ekmek sıkıntısı çekilmemesi için çeşitli girişimlerde bulunulmuş ve bu doğrultuda tedbirler alınmıştı. Ekmeğin daha düzenli bir şekilde dağıtılması için nüfus başına ekmek verilme yoluna gidilmiş, fırınlar önünde meydana gelen kuyrukları ufaklık para sıkıntısını ortadan kaldırmak için Rahmi Bey'in önerisiyle birer kuruşluk kağıt paralar basılmıştı. Halk bu kağıdı kullanarak ekmek alırken, fırıncı da topladığı kağıtlarla belediyeden un satın alıyordu. Bir takım sıkıntıları da beraberinde getiren bu "yerel kağıt paralar" halk tarafından benimsenmişti.

Savaş yıllarının olağanüstü koşulları doğrultusunda zorlaşan şehir güvenliği Rahmi Bey'in gayretleriyle en alt seviyeye indirilmişti. Bu doğrultuda polis müdürü Hacı Muhiddin (Çarıklı) ve jandarma alay komutanı Avni Bey, Rahmi Bey ile uyumlu bir işbirliği içinde çalıştı. Polis müdürlüğü, Selvilimescit, Pasaport, Fasulya, Namazgah, Çalgıcıbaşı, Göztepe. Peştemalcilerbaşı, İkiçeşmelik, Keçeciler, Aziziye, Dolablıkuyu karakollarının güvenliğinin sağlanmasını da merkez olarak ele aldı. Örneğin Peştemalcilerde bulunan karakol, Mezarlıkbaşı, Sipahipman, Çakmak Fırını mevkilerinden sorumluydu. Güvenliğin sağlanmasında bunlarla da yetinilmeyip, Çorakkapı, Göztepe, Gümrük, Aziziye ve Kemer'de yeni karakolların yapımına başlanmış ve kısa sürede hizmete sunulmuştu. Yeni karakolların açılması ve şehiriçi güvenliğin sağlanmasında gösterilen titizlik basın tarafından sürekli olarak destekleniyor ve yarım milyonu mütecaviz nüfusu havi olan koskoca bir şehirde yalnız adi bir darb vakası olmuş, dün akşam da dört adi vakadan başka bir şey görülmemiş olunmasından duyulan memnuniyetler dile getiriliyordu. Güvenliğin sağlanmasında azınlık ve yerli ayrımı yapılmadan hizmet verilmeye çalışılmış ve bu doğrultuda alınan önlemler sonunda Paskalya'da silah atılması yasaklanmış, ayinlerde Zito Venizelos diyenler hakkında soruşturma açılmıştı. Frenk Mahallesi’nde havaya üç el silah attıktan sonra İtalyan Konsolosluğu'na sığınan bir kişi de Rahmi Bey’in devreye girmesi sonucunda teslim edilmiş ve hakkında soruşturma açılmıştı. Kimi zaman da suçluların takibinde ve aramalar sırasında sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve bu yasağa uymayanların tutuklanacağı gazetelerle halka duyurulmuştu. Şehir dışındaki güvenlik sorunlarıyla da yakından ilgilenilmiş, takipler için özel müfrezeler kurulmuştu. Basın bu takipler sonucunda yakalananları duyururken, Ahenk Gazetesi de “Rahmi Beyefendi bütün zabıta memurlarını vazifelerine davet etmiş oldukları takibata yeniden kermi verdikleri cihetle bu döküntü şakilerinden az zamanda tamamiyle tenkil ve izale edileceklerinden” duyulan ümidi dile getiriyordu. Nitekim kısa bir süre sonra bölge güvenliğinin önemli tehdit unsurlarından olan Kürt Ali ve Çerkez Kazım Çetesi de ele geçirilmişti.

Rahmi Bey, Birinci Dünya Savaşı içinde tüm imkânsızlıklara rağmen şehrin modem bir görünüm kazanması için çeşitli girişimlerde bulunmuştu. Bu girişimler Nafia Nezareti’nin de ilgisini çekmiş, Nafia Müsteşarı Muhtar Bey başta olmak üzere birçok yetkili bu gelişmeleri yerinde görmek için şehre gelip gitmişlerdi. Bugünkü Bahribaba Parkı'nın bulunduğu yerdeki mezarların şehir dışına çıkarılması, Kız Lisesi ve Milli Kütüphane gibi İzmir'in kültür yaşamında önemli olan binaların yapılması, Basmane'den Gümrük'e giden yolun açılması, mevcut bulunan su şebekelerinin ve yolların bakımı ve onarımı, şehir içinde yeni binaların ve parkların yapılması bu dönemde şehri daha düzenli bir hale getirme yolunda yapılan çalışmalardı. Bu çalışmalar sırasında oldukça fazla sayıda istimlâk yapılmıştı. Şehir içinde yapılan bu istimlâk çalışmalarını kolaylaştırmak için 1917 yılı başlannda oluşturulan istimlâk heyeti şu üyelerden oluşmaktaydı: Eski eytam müdürü Halil Hacı Osman Paşa, Kantarağasızade Ali Bey, Meclis-i Umumi azası Sabri Bey, tüccar Hacı Halil Efendi, Hacı Fehmi, Hacı Hasan Paşalar, Nazmi Bey, Hacı Rıza Efendi, Yosef Estrago ve Masrob Simonyan, eski nüfus nazırı Hacı Yahya Bey, eski vergi müdürü Fethi Bey, keresteci Filibeli Sabri Efendi, keresteci İbrahim Bey, manifaturacı Hafız Mehmet Bey, Bayraklı Nesim Levi Efendi, Hacı Atıf Hoca, Necibzade Hasan Bey, Giritli Raşit Efendi, Kökbasoğlu Zaharvadi Efendi, Panayot Nikolaidi Efendi, Tırhalalı Hüsamettin Bey, Elmasyan ve Artan, Hiristaki Etnasole, tüccardan İplikzade Said Bey, Mevlevi şeyhi Nuri Efendi, Sabri ve Rıza Beyler.

Şehre daha güzel bir görünüm verme yolundaki girişimlere, çoğu şehir içine sıkışmış mezarların şehir dışına çıkarılmasıyla başlandı. İkiçeşmelik’ten Bayramyeri'ne giden asfalt yolun -ki buraya Uluyol denirdi- sağı ve solu, Eşrefpaşa Evlendirme Dairesi'nin bulunduğu yer, Emir Sultan Dergâhı karşısına rastlayan, şimdiki Yıldırım Kemal Bey Okulu'nun bulunduğu yer, Agora mıntıkasından Dikilitaş'a uzanan iki taraflı geniş saha, Kazım Dirik Okulu'nun bulunduğu bölge, Altınpark, Bahribaba Parkı'nın hepsi birer mezarlıktı. Rahmi Bey'in şehir ortasında kalan bu mezarlıkları Kokluca ve Paşa Köprüsü civarında yeni tahsis edilen mezarlıklara çıkartma girişimi başlangıçta hoş karşılanmadı. Bu girişim şehirde büyük dedikodulara neden oldu. Birçok evliya türbesini baltalayan bu kişinin muhakkak çarpılacağını söyledi. Rahmi Bey bütün bu söylentilere rağmen belediye başkanı Evliyazade Refik Bey'in yakın desteğiyle Ahenk gazetesinin bulunduğu yerden Bayramyeri’ne kadar uzanan bölgede bulunan Yahudi mezarlığını şehir dışına nakletti ve yerine Bahribaba Parkı'nı yaptırdı. Rahmi Bey parkın yapımına başlandığı sırada Yahudi mezarlığının ortasına sıkışmış olan ve Bahribaba diye anılan türbeyi de şehir dışına nakletti. Bahribaba adı denizden çıkan ve kimliği bilinmeyen bir cesete izafeten verilmişti. Ceset denizden geldiği için "Bahri", babasına da "baba" adı takılarak gömülmüş ve o günden sonra da bu takma ad semt olarak kalmıştı. Bahribaba'nın diğer kabristanlarla beraber şehir dışına çıkartılacağını öğrenen Bahribaba Türbesi şeyhi Rahmi Bey'in huzuruna çıkarak, "Aman efendimiz, akşam rüyamda Bahribaba hazretleri, bendelerine bugün zatı alinizi ziyaret etmemi ve selamlarımı söylememi emir buyurdular. Mübarek oradan nakledilmemesini istiyorlar." deyince Rahmi Bey "Hayret, dün akşam hazreti ben de gördüm, kalabalıktan rahatsız olduğunu daha sakin bir yere nakledilmesini bizzat kendileri bana emir buyurdular." yanıtını verdi. Bornova'da bugünkü Kazım Dirik Mahallesi'nin sınırları içinde kalan mezarlık da Birinci Dünya Savaşı sırasında boşaltılmış ve yerine bugünkü Bornova Parkı yapılmıştı. Mezarlıkbaşı'ndaki kabristanların yerine de açık bir pazar yeri kuruldu.

Rahmi Bey'in bu girişimleri kendisine dosttan çok düşman kazandırmıştı. Mezarlıklar şehir dışına çıkarılırken, müftü Rahmetullah Efendi buna karşı çıkmıştı. Hristiyan cemaatinin başkanı Hrisostomos, mezarlıkların şehir dışına çıkarılması uygulamasında müftü Rahmetullah Efendi'nin yanında yer almış ve mezarlıkların kaldırılması işleminin dinen caiz olmadığını ileri sürmüştü. Hahambaşı ise "Ben dirilere karışırım, ölülere değil." diyerek bu uygulama karşısında tarafsız kaldı. Rahmetullah Efendi ve Hrisostomos takındıkları bu tavır nedeniyle görevlerinden uzaklaştırıldı.

Rahmi Bey İzmir Milli Kütüphanesi ile de yakından ilgilenmiş ve onun gelişmesine katkıda bulunmuştu. Valilik, sağlam temellere dayanması için büyük gayretler göstermişti. İzmir Milli Kütüphanesi, İzmir’de yerli Rumlar’ın kurdukları, çoğu Rum kiliselerinde büyük kitaplıklara karşı duyulan ezikliği gidermek üzere 1911 yılında gerçekleşen İlm-ü İrfan Encümeni’nin eseriydi. İbrahim Kadızade’nin teklifiyle teşkil edilen ve sonraları Milli Kütüphane adını alacak olan bu cemiyet 23 Haziran 1912 tarihinde İkinci Beyler Sokağı’ndaki Salepçizade Konağı’nın selâmlık kısmında açılmıştı. Milli Kütüphane’nin ilk öncü kurucuları şu kişilerden oluşuyordu: İbrahim Kadızade, Süleyman Ferit, Salih Akalın (İttihat ve Terakki Derneği muhasebe memuru), Süleyman Tüser, Eczacı Faik (Ener), Cevahirci Şükrü (tüccar), Mahmut Tahir, Celal Saygun (öğretmen ve besteci Ahmet Adnan Saygun’un babası). Rahmi Bey, Milli Kütüphane'nin projelerini Mimar Tahsin Sermet Bey'e hazırlattığı gibi, temelinin atılmasında da büyük katkılarda bulunmuştu. Rahmi Bey bunun dışında kütüphanenin geleceğini sağlamlaştırmak için il kanalıyla arsalar sağlamış, ve kütüphane binasının yapılması için geniş yardımlarda bulunmuştu. Bu yardımlar sonucunda Rahmi Bey, Bahribaba Parkı’nın Devlet Hastanesi yönünde kütüphane binası, şimdiki kütüphane binası alanına da bir patinaj ve eğlence yeri yapımına başlanmıştı. Elhamra Sineması ise bedeli icarından ödenmek üzere bir şirkete inşa ettirilmişti. Ancak, temel duvarlarının bir hayli yükseldiği bir sırada, İzmir’in Yunanlarca işgali üzerine, her üç binanın inşaatı da yarım kaldı. İzmir Milli Kütüphane yöneticileri Rahmi Bey’in kütüphaneye olan yardımlarını ve katkılarını, şeref holüne koydukları bir büstle, ona olan saygılarını ifade etmişlerdi. Hükümet dairesiyle Sarıkışla arasında yapılacak olan park için Yalı Medresesi'nin bahçesinin bir kısmı istimlâk edilmişti. İzmir Kız Lisesi'nin yapımına yine Rahmi Bey'in valiliği sırasında başlanmıştı. Bu okulun bir benzeri de Bergama’da yapılmıştı. Şehir ortasında bulunan hapishanenin yerine Balçova'da bir hapishane yapımına, bir darülmuallimin ve bir bimarethanenin yerlerinin ve planlarının tesbit edilmeleri de Rahmi Bey'in valiliği döneminde yapılmıştı.

Şehir içinde daha fazla su vermek için yeni su şebekeleri oluşturulurken, mevcut bulunan Vezir ve Osmanağa suyollarının tamiri için de Rahmi Bey'in gözetimi altında bir komisyon oluşturulmuştu. İkinci Osmanlı Mahallesi’nde halkın su sıkıntısı çekmesi üzerine Rahmi Bey’in buraya bir çeşme yaptırması mahalle halkı tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı.

Rahmi Bey görevde bulunduğu süre içinde, şehrin ekonomik hayatını elinde bulunduran ve çoğunluğu İngiliz, Fransız ve Rumlardan oluşan yabancılara iyi davranmış, bu doğrultuda Merkez-i Umumi'nin emirlerini hiçe sayarak savaş süresince onları enterne etmemişti. Savaşa karşı olan ve birçok defa Talat Paşa’nın yanlış yolda olduğunu söyleyen Rahmi Bey, liberal siyaseti ve idaresi ile İzmir'i yabancı uyrukluların en az tedirgin oldukları bir bölge haline getirmişti. Savaş sırasında İzmir'deki İtilaf Devletleri tebaasında normal zamanlardaki yaşamlarına ve alışverişle bulunmalarına müsaade etmişti. Savaş süresince oldukça rahat bir durumda oldukları anlaşılan bu yabancı uyruklulardan biri 17. Kolordu Komutanı'nın isteğini yerine getirmeyince, bu kişi komutan tarafından Rahmi Bey’e şikâyet edilmiştir. 17. Kolordu Komutanı Frenk Mahallesi’nde oturan bir bayan terzinin eşine yardım için evine gelmemesi neticesinde Rahmi Bey'e gönderdiği mektupta "hâli harpte bulunduğumuz bir milletin tebaası olan bu kadının harb zamanında kemal-ı refah ve serbesti ile icra-yı ticaret ve taayüş ettiği bir memleketteki en büyük rütbeli bir askeri kumandalım evine gidemeyeceğini" söylemesinde duyduğu üzüntüyü belirtmiş ve terzinin evine gönderilmesi için Rahmi Bey'den yardım istemiştir. Bununla beraber savaşılan devletler uyruğunda olanların Osmanlı hidemat ve memuriyetlerinde kalmaları uygun görülmeyerek, sözgelimi Karantina enspektörü Bednaveski ve Urla Karantina Müdürü Doktor Kolaranın Fransız uyruğunda oldukları için, görevlerine son verilmiş. İtalyan uyruğundan Doktor Montella yerlerine atamıştır. Rahmi Bey savaş süresi içerisinde tutsak edilen İngiliz ve Fransız esirlerine iyi davranmış, onların ülkelerine gönderilmesinde gerekli kolaylıkları göstermiştir. 22 Aralık 1914 tarihli bir mektupta Rahmi Bey esirlerin değiştirilmesinden bahsederken "Benim elimden gelen herşeyi yaptığıma inanabilirsiniz" derken bu konudaki düşüncesini de dile getiriyordu. 1 Aralık 1914 tarihini taşıyan bir başka mektupta ise İzmir'deki Fransız konsolosluğu Rahmi Bey'e gösterdikleri kolaylıklardan dolayı teşekkür etmiştir. Rahmi Bey savaş süresince İngiliz esirlerine iyi davrandığı için İngiliz hükümetinden bir de teşekkür mektubu almıştı. 20 Kasım 1917 tarihini taşıyan ve İngiltere’nin Atina elçisi Lord Granville tarafından gönderilen mektupta İngiliz vatandaşlarına ekselanslarının gösterdikleri iyiliksever sempati ve güçlü koruyuculuk" dolayısıyla Rahmi Bey’e teşekkür ediliyordu. 9 Ekim 1915 tarihini taşıyan bir diğer mektupta da Bornova’da toplanan İngilizler Rahmi Bey'e kendilerine gösterdikleri yakınlıktan duyulan memnuniyet ifade edilirken "îngilizlerin korunması konusunda yakın ilgiden dolayı" İzmir'deki tüm İngilizler adına teşekkür ediyordu. Birinci Dünya Savaşının patlak vermesinden kısa bir süre sonra yazılan ve 20 Aralık 1914 tarihini taşıyan bir diğer mektup ise İzmir’deki yerleşik yabancı ailelerinin Rahmi Bey'e duydukları güveni göstermesi bakımından ilginçtir. Şehirde yerleşik bulunan İngiliz. Fransız ailelerinin önde gelen temsilcileri tarafından imzalanan bu mektupta şunlar söyleniyordu:

“Biz İzmir’deki İngiliz, Fransız ve Rus yurttaşları olarak, yıllardan beri yaşadığımız misafirperver ülkenin içinde bulunduğu güç koşullar karşısında kendimiz ve hemşerilerimiz adına derin saygılanmızı sunmaktan mutluluk duyarız. İngiltere. Fransa ve Rusya her türlü değişen koşullar içinde Türkiye ile olan ilişkilerini sürdürmeye özen gösterdiler. Bugün size içinde bulunduğumuz durumun ne kadar acılı olduğunu ve hepimizin gücünü aştığım açıklamak isteriz.

Aynı zamanda eneıji ve ileri görüşlü görevinize karşı duyduğumuz ilgiyi de dile getirmek isteriz. Şuna inanıyoruz ki bizim çıkarlarımız her türlü tehlikeden uzak olarak sizin elinizin altındadır.

Bizim açımızdan şuna kesin olarak inanmanızı istiyoruz ki; İyi niyetimiz ölçüleri içinde görevinizi kolaylaştıracak ve şehir halkını sükûnete çağıracak her türlü buyruğu yerine getirmeye hazır olduğumuzu bildiririz”.

Rahmi Bey valiliği sırasında şehirde yerleşik bulunan Rum ve Ermenilere de iyi davranmıştır. Rumlar. Vali Rahmi Beyin liberal siyasetinin ve idaresinin altında ticaret, ziraat ve zenaatlarında, mekteplerinde faaliyetlerini eksiksiz bir şekilde sürdürmüşlerdir. Bununla beraber Birinci Dünya Savaşı sırasında bölgedeki tehlikeyi azaltmak için çeşitli tedbirler alınmıştır. 1916-1918 yıllan arasında en sert biçimde alınan bu tedbirler doğrultusunda askere alma, Rum köylerinde yapılan aramalar ve asker kaçaklannın kovuşturulması, İzmir dışında başarıyla yürütülmüştür. İzmir'de kuyumculuk, el sanatları ve bankerlik ile uğraşan Ermeniler de diğer yabancı azınlıklar gibi iyi durumdaydılar. Sivrihisaryanlar, Avadikyanlar, Spartalyanlar savaş süresince yaptıklan büyük stoklarla milyonlarına milyonlar katmışlardı. Savaşın yarattığı heyecana ve Ermeni çeteleri tarafından yapılan tahriklerin yol açtığı coşkunluğa rağmen İzmir'de tehcir programı uygulanmamıştır. Harp yıllarını da kendi kanaat ve mesuliyetinin icabını yapmak cesaretini başından sonuna kadar gösteren İzmir valisi Rahmi Bey, tek bir Ermeniyi yerinden oynatmamıştır. Şehir güvenliğini bozan birkaç Ermeni militanın şehirden uzaklaştırılması dışında Ermeniler savaş süresince bir sorun olmamış, Rumlar gibi kültürel ve iktisadi alanlarda faaliyetlerini rahatça sürdürmüşlerdir. Dinsel faaliyetlerinde rahat bir şekilde yerine getiren Ermenilerin bazı ayinlerine Rahmi Bey de katılmıştır.

Valilik süresi içinde şehirde yerleşik İngiliz ve Fransız aileleriyle ilişki kuran Rahmi Bey, bu ailelerle daha yakın olmak için Göztepe'de bulunan evini Bornova’ya taşımıştır. Whittall ve Giraud aileleriyle kurulan yakın dostluk savaş sonrasmda ticari işbirliğine dönüşmüş ve ortak şirketler kurulmuştu. Rahmi Bey, valiliği süresince şehrin sosyal yaşantısının renkli ve zengin bir hale gelmesi için de girişimlerde bulunmuştur. Şehrin sosyal yaşantısında önemli bir yeri olan Hilal-i Ahmer, Müdafaa-i Milli ve Türk Ocağı gibi cemiyetlerin faaliyetlerini sürekli olarak destekleyen Rahmi Bey, bu cemiyetlerin daha iyi bir duruma gelmesi için de katkılarda bulunmuştur. Bu doğrultuda Müdafaa-i Milli ve Hilal-i Ahmer cemiyetlerinin yararına Rahmi Bey'in himayelerinde tiyatro ve sinema gösterileri düzenlenmiş ve buralardan elde edilen gelirler bu cemiyetlere aktarılmıştır. Hilal-i Ahmer'in bu yoldan 1917 yılı başlarında edindiği para miktan 918 liraydı. Zaman zaman şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmeler ve verdiği çay ziyafetleri ile şehrin çeşitli sosyal tabakalarından gelen bu kişilerden şehrin sıkıntıları ve problemleri hakkında bilgi alıyordu. Basın bu faaliyetleri kamuoyuna duyururken, memleketin eşrafıyla, ahalisiyle mümkün olduğu kadar sık temasta bulunmanın yararlarını da dile getiriyordu. Şehir içindeki spor faaliyetlerini de destekleyen Rahmi Bey 1915 yılı başlarında Türk spor kulüpleri arasında bir futbol müsabakası da düzenlenmiştir. Altay. Trablusgarp ve Midilli futbol takımları arasındaki bu müsabakaların birincisinde imzalı bir vazosunu hediye etmiştir. Türk spor kulüpleri arasında büyük bir memnuniyet uyandıran bu girişim Altay kulübü başkanı Vasfi Bey tarafından açık bir teşekkür mektubu ile de kamuoyuna duyurulmuştur. Basın hayatının gelişmesine de katkıda bulunan Rahmi Bey, 1918 yılında Halka Doğru dergisinin yayınlanmasına da öncülük etmiştir.

İzmir valisi Rahmi Bey

İzmir'in Bombalanması


Çanakkale Savaşları sırasında. Osmanlı kuvvetlerini dağıtmak ve Ege Bölgesi'nin bir kaç yerinde uğraşması düşüncesinden hareket eden İtilaf Kuvvetleri savaş boyunca İzmir'i birçok kere bombalamışlardır. Geniş kapsamlı amaçlarla girişilen bu saldırıların görünürdeki hedefi Osmanlı İmparatorluğu nu savaşta saf dışı etmekti. İzmir'e yönelik saldın için bunu iddia etmek biraz güçtür. Çünkü Osmanlı İmparatorluğunun zengin vilayetlerinden biri olmakla birlikte İzmir, yapılacak bir saldırı veya İzmir'in işgali yoluyla gerçekleştirmek mümkün değildi. O halde İtilaf donanmasının Çanakkale Boğazı'na paralel olarak dönemin Aydın vilayeti kıyılanna ve İzmir'e yönelik saldırılan çok yönlü amaçlara hizmet etmekteydi. 1915 yılının ilk günlerinden itibaren uygulanmaya konulan bu plan doğrultusunda İzmir Körfezi'nin giriş ve çıkışı kontrol altına alınmış, daha sonraları da İzmir ve çevresindeki limanlar ve askeri tesisler bombalanmıştır. Psikolojik ve yıldırma şeklinde başlayan bu saldırılar savaşın gelişimine paralel olarak sivil kesimlere de yönelmiştir. Bu saldınların başladığı ilk günlerde Albay Deeds adındaki bir İngiliz subayı, İngiliz tüccar Eric Whittall aracılığıyla Rahmi Bey’le görüşme isteğinde bulunmuş, Rahmi Bey de resmi olmayan bu görüşme teklifini kabul etmiştir. İngiliz entelijans servisinin bir elemanı olan Albay Deeds Rahmi Bey’den İzmir ve çevresine asker çıkarma izni ister. Rahmi Bey'in bu hizmetine karşılık da İzmir'de İngiltere'nin himayesine kurulacak bir prenslik teklif edilmiştir. Albay Deeds Rahmi Bey'den umduğu karşılığı alamadı. İngilizlerin yaptığı bu girişimi Çanakkale savaşlarına katılmış ve bu konuda bir de kitap yazmış olan Charles-Roux şöyle anlatmaktadır:

“İzmir'de böyle bir harekâta girişmenin taraftan olanlar vardı. Bunlara göre ekonomik çıkarları sayesinde oralarda İngiliz ve Fransızların bir hayli nüfuzlu olması, şehirde itilaf devletleri uyruklarına iyi muamele eden Vali Rahmi Bey'in elverişli durumu, nihayet böyle bir harekâtın Yunanistan’ın davranışını etkileyebilmesi gelecek bir takım hareketlerin köprübaşı olarak İzmir'i çok müsait duruma sokuyordu. Ne var ki bu fikirler fikirden öteye gidemedi. Yine de galiba İngilizler bir zaman İzmir'de, İstanbul Hükümeti’ne karşı bir hükümet darbesi ümit ve hayalini beslediler, fakat onun da sonu çıkmadı.”

İtilaf donanmasının Çanakkale Boğazı'nı geçme çalışmalarına hız verdiği 20 Şubat 1330 tarihinden sonra İzmir’e yönelik saldırılar yoğunlaşır. Aliağa Çiftliği, Reşadiye ve Şakran civarlarını bombalayan İtilaf donanması, olayı takip eden günlerde de yerleşim birimlerini ve İzmir savunmasında önemli bir yeri olan Yenikale'yi de bombalar. Olayları yakından takip eden basın olayları okuyucularına duyururken, “Bu günlerde pek mühim dakikalar yaşıyoruz. Böyle zamanlarda vazifemizi, mevcudiyetimizi muhafazaya yalnız ordumuza bırakılamaz.” deyip, büyük küçük, fakir zengin her ferdin kendine göre vazifeleri olduğunu da hatırlatarak halkı güvenlik kuvvetlerine yardıma çağırıyordu. Şehre karşı saldırıların yoğunlaşmasıyla birlikte, Kordonboyu'na kum torbaları ve toplar yerleştirilmiş, şehrin güvenliğinin sağlanması için de devriyenin sayısı artırılmıştır. Rahmi Bey'in çarşı pazar dolaşarak halkı sükûnete davet etmesi büyük bir memnuniyet uyandırmıştır, ilk anda halk arasında görülen panik havası da kısa süre sonra ortadan kaybolmuş, halk yüksek yerlere çıkarak bombardımanı yakından takip etmiştir. Savunma önlemlerinin dışında bir takım uygulamalara da gidildi. Bu doğrultuda ilk olarak 22 Şubat 1330 tarihinde düşman devletler tebaasma verilmiş olan dört arsenik madeni imtiyazı feshedildi, itilaf Devletleri tebaasına mensup kişilerde 23 Şubat 1330 tarihinde Eşrefpaşa. Tilkilik, Namazgâh semtlerine, Guraba Hastanesi dolaylarındaki Türk evlerine yerleştirildi. Başta Whittall, Giraud, Giffre aileleri de olmak üzere itilaf Devletleri tebaasının süngülü nöbetçilerin beklediği Türk mahallelerine yerleştirilmesindeki amaç, eğer Türk mahallelerine bomba atılmasına devam edilirse kendi tebaalarının da zarar göreceğini anlatmaktı.

Basın, Rahmi Bey'in aldığı bu tedbirlerden övgü dolu sözlerle bahsederken, ”Koç Bilekli Valimiz" tabirini kullanıyordu. Şehre yönelik saldırıların alman bu tedbirlere rağmen devam etmesi üzerine Rahmi Bey 24 Şubat 1330 tarihinde kendisinin ve şehir halkının kararlılığını ifade eden bir beyanname yayınladı. Bu beyannamede Rahmi Bey kararlılığını şöyle ifade ediyordu:

“Düşman gemileri kalemize ve istihkâmlarımıza taarruzda devam ediyor. Avn-i hakla bu taarruzlarının kendilerine pek pahalıya mal edilmesi ve şehrin müdafaası sevgili kumandanlarımız ve bil-cümle kahraman zabitan ve askerlerimiz tarafından temin edildiğinden bütün vesait-i müdafaa ve istimal, sonuna kadar müdafaa sebat edilecektir. Kalede yapılmakta olan müdafaanın bir aynı ve hatta daha müthişi İzmir'de yapılacak, şehir baştan başa düşman kanıyla boyanacak. düşmanlar maksatlarına nail olamayacaklardır.

İzmir şehrinin saha-yı harb olması halinde Osmanlılığın tarihi şan ve şerefiyle mütenasib bir surette vuku bulacak harekat-ı askeriye esnasında ahaliyi gayr-ı müsellaha ve bil-hassa kadın ve çocukların, yağacak güllelerin, atılacak kurşunlann tesirinden masun kalması nokta-ı nazarından bunların şimdiden dahile gitmeleri muvaffıktır. Gerek İslâm ve Hristiyan bilcümle Osmanlılara ve bîtaraf düvel-i ecnebiye tebaasına dahilde şimdiden gidip, yerleşecekleri mahallerde kendilerine her surette teshîlât ve muavenet icrası bil-cümle memurine tebliğ edilmiştir. Şehir muharebesinde bütün vazifesi müdafaa-i vatandan ibaret kalacak olan kuvay-i hükümetten o sırada sekam şehirle uğraşmaya pek de vakti olamaz.

Binaenaleyh öyle bir hal vukuunda düşmanın layık olduğu derecede kahır ve tedmiri hususunda hükümeti tamamen gaileden azade bir halde bulundurmuş olmak ve kendilerini her türlü tehlikeden azade kalmak üzere halkımızın gaileleri ile şimdiden dahile gitmelerini, ordunun bu kudsi vazifesini bu suretle de teshil etmelerini tavsiye ederim.”

Rahmi Bey'in bu beyannamesi basında geniş bir şekilde yer alırken, böyle en müthiş tehlikelere, felaketlere maruz kaldığımız zamanlarda başımıza Rahmi Bey gibi cidden müstesna, mümtaz faziletlere malik zevatlar görmekten duyulan memnuniyet de dile getiriliyordu.

Beyannamenin yayınlanmasını takip eden günlerde çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan şehir halkının iç bölgelere gönderilmesine başlandı. Halk, sefere konulan özel trenlerle Aydın, Denizli, Salihli ve Cumaovası’na gönderiliyordu. Şehir halkının kalabalık gruplar halinde istasyonda toplanması üzerine, vilayet makamınca yayınlanan bildirilerde, telaşlanacak bir durum olmadığı, herkesin işiyle gücüyle meşgul olması gerektiği bildiriliyordu.

Bu sırada İzmir’de bulunan Berliner Tageblat gazetesinin muhabiri Emil Ludwig, gazetesine gönderdiği haberde şehrin terk edilmesi hakkında vali tarafından ahaliye tebliğ edilen beyanname ile maksat, bizzat Vali Bey tarafından bana beyan olunduğu vechle, şehrin ikmali ciddiyetle müdafaa olunacağım düşmana anlatmaktan ibaret idi. Onun için beyanname ahali arasında umumi bir heyecana mucib olmadı. Ancak bir kaç kişi şehri terketti. Şehri korkutmak için İngiliz amirali tarafından icra edilen teşebbüsün bugün azim bir blöften ibaret olmadığı tebyin etmişti. Şimdi şehir ahalisi işi ve gücüyle meşgul olmaktadır. Fransız sermayesi ile vücuda getirilen İzmir rıhtımı üzerinde İzmir ışıkları eskisi gibi boy gösteriyorlar derken, bombardımanın Yunan kralını ikna için İngiltere’nin İzmir konsolosu Smith tarafından yapıldığı görüşüne de yer veriyordu.

İtilaf donanmasının İzmir’e yönelik saldırılan Şubat ve Mart boyunca giderek yogunlamıştı. İzmir'in savunmasında önemli bir yere sahip olan Yenikule'nin susturulmasından sonra harekete geçen lngilizler Rahmi Bey’e bir ültimatom vererek şehrin teslimi, İzmir limanındaki mayınlann temizlenmesini isterler. 9 Mart 1915 tarihini taşıyan ve Euryalus gemisinden gönderilen bu ültimatomda şunlar ifade ediliyordu:

"Kalelerimizi ateş kesmek zorunda bırakacak, bazı isteklerde bulunmayı görevim saydığımı size bildirmekten şeref duyarım.

a) Şartsız teslim ve İzmir Körfezi kıyısındaki bütün kale ve güçlerin imhası.

b) İzmir limanına serbest giriş sağlamak için mayından arındırılmış bir kanal açılması.

Bununla birlikte müttefik devletlerin daha fazla kan dökmek ve İzmir şehri ve vilayetinizi savaş dehşetinden kurtarmak için insancıl arzularla canlandıklarını size temin ederim. Bu yüzden onlar ekselanslarının ünlü merhamet ve kişisel iyi niyetinin itaati güçlendirmeyi gerekli sayabileceğim herhangi bir yönde beni askeri operasyonlara devam etmek gibi hoş olmayan bir işe zorlamaksızın bu isteklerin kabulüne neden olacağını ümit etmektedirler.

Şu sıralarda ekselanslarının, Almanya'nın Türkiye için hiç bir dostluk gütmeksizin kendi çıkarları doğrultusundaki kışkırtmaları sonucunda Enver Paşa ve adamlarının Türkiye'yi içine düşürdükleri acıklı durumun tamamen farkında olması gerekmektedir.

Türkiye yanlış dostlarının öğütlerini kabul ederek, kendisini İngiltere ve müttefiklerinden uzaklaştırmış, böylece çok daha eski nesillerden beri varolan dost ilişkileri koparmıştır.

Sonuç Türkiye için felaket olmuştur. Rus kuvvetleri Kafkasya’da kesin zaferler arkasında ilerlemektedir. Mısır'ın saldırı girişimi tamamen başansız olmuştur. İstanbul müttefiklerin eline düşmek üzeredir.

Bu yüzden son zaferin bütün dünyada, İslâm dostu olarak kendini gösteren müttefiklerle sağlanacağı ekselanslarına açıklanmaktadır.

Müttefik devletlerin hiçbir kötü niyete tahammül edemeyeceklerini ve yukarıda belirttiğim şartları kabul ederek, daha ileri görüşmelere gidilmesinin ekselanslannın avantajına olabileceğini anladığınızı ümit ederim.

Müttefiklerin politikasında masum insanların üzerine savaş açmak gibi bir madde yoktur. Ancak şehir vilayetinizin halk savaşın getirdiği tahriplerin bir sonucu olarak yoksulluk ve sıkıntı içine girecektir. Bu sıkıntıların hafifletilmesinde kullanılacak olan dikkate değer araçların benim emrime olduğunu ekselanslarına bildiririm.

Ekselanslarının, yarın 10 Mart Çarşamba sabahı saat 10.00'a kadar yukarıdaki istekler konusunda bana İngilizce ya da Fransızca cevap göndermelerini rica ediyorum.

Ekselanslarına en derin saygılarımı gönderirim.

Rahmi Bey'e gönderilen bu mektupta sömürgelerde veya sömürgeleşmesi beklenilen ülkelerdeki ileri gelenlere karşı takınılan tavn görüyoruz. Yusuf Hikmet Bayur'a göre, halkı büyük yıkımlarla tehdit etmek, onun hükümetini kötülemek, kendi durumunu parlak, karşı tarafı karanlık göstermek. İslâm dinini sömürmek gibi, karşıdaki adamı bir takım vaadlerle satın almaya çalışmak, halka iyilik edileceği ümidini uyandırmak gibi bütün sömürgeci incelikler bu mektupta vardır. Mektubun 7. maddesinde "Müttefik devletlerinin hiçbirinin kötü niyete tahammül edemeyeceklerini ve yukarıda belirttiğim şartlan kabul ederek, daha ileri görüşmelere gidilmesinin ekselanslannın avantajma olabileceği" söylenirken. Rahmi Bey'in barış için bir takım girişimlerde bulunması kapalı bir şekilde isteniyordu. Rahmi Bey'in bu istekleri red etmesi üzerine mektubu getiren İngiliz arabulucu, "İzmir limanının hiçbir devlet tarafından üss-i bahri yapılmamasının vaad olunmasını vali Rahmi Bey'e teklif etmiş" ancak bu öneri de Rahmi Bey tarafından kabul edilmemiştir. Ingilizlerin bu girişimi İstanbul basmımnda da yer almış, mektup Tanin ve Servet-i Fünun tarafından yayınlanmıştır. Olayı "Şaşkınlık Alametleri" başlığı altında okuyucularına duyuran Tanin Gazetesi yorumunda. "Hiçbir muharibin düşmana karşı böyle garip tekliflerde, tekliflerde değil adi şantajlarda bulunduğu görülmemiştir. Eğer İngiliz Amirali, kalesi veya şehri teslim için alelade bir teklifte bulunmuş olsaydı, bu pek tabii bir şey olurdu. Halbuki diğer taraftan okunan vesikanın şekil ve muhteviyatından garabet ve adilikten sarf-ı nazar. Amiralin ne istediği ve istediklerini de niçin istediği bile anlaşılmamaktadır." diyordu.

Şehre yönelik saldırılar Mart ayını takip eden aylarda da devam etmesi üzerine vilayetçe yayınlanan bildirilerde halk sükûnete davet edilirken, bombardıman sırasında halkın sokağa çıkmaması ve üst katlarda oturanların saldın sırasında evlerini terk etmeleri istenmiştir. Saldınlann yoğunlaştığı sıralarda düşman devletleri tebaasının Türk mahallelerine yerleştirilmesi düzenli olarak uygulanmış, hava saldırılan için de bir erken uyan sistemi oluşturulmuştur. Bazı kaynaklar İzmir’in savunulması yolunda Rahmi Bey tarafından başka tedbirler de alındığını, okullara ve polis karakollarına teneke teneke gaz dağıtıldığını ve muhtemel bir saldın sırasında şehri yakma hazırlıklarının yapıldığım yazıyorlar. Yine bu kaynaklara göre Rahmi Bey "İzmir cayır cayır yanar, yine de İngiliz olamaz. Bu davranışlarınızla şehir içindeki tüm hristiyanlan ateş içine atıyorsunuz. Şehri dövüşerek alsanız bile tek bir lıristiyam sag olarak bulamayacaksınız" demiştir. İzmir'e yönelik saldırılar Çanakkale'de çarpışmaların kesilmesine paralel olarak azalmış, bununla beraber Birinci Dünya Savaşı süresince İzmir'e yönelik saldırılar sürmüştür.

İzmir valisi Rahmi Bey

Görevden Alınması ve Hakkında Açılan Soruşturma


Mondros Mütarekesinin imzalanmasından altı gün önce 14 Ekim 1918 tarihinde Dahiliye Nezaretinden gelen bir telgrafla Rahmi Bey'in İzmir Valiliği görevine son verildi. Rahmi Bey ile beraber Hüdavendigar (Bursa) Valisi İsmail Hakkı, Kastamonu Valisi Atıf, Musul Valisi Memduh Beyler de İzzet Paşa kabinesince "Muhalif-i Kanun" davranışlarından ötürü görevlerinden uzaklaştırılmışlardı. İstanbul gazeteleri Rahmi Bey'in evamirin aksini icra eylemekle olduğundan dolayı görevinden uzaklaştırıldığını yazıyordu. Bununla beraber Rahmi Bey'in İzmir valiliğinden uzaklaştırılmasında İttihatçılığı kadar adının tehcire, vagon-koli yolsuzluklanna karışmasının ve Mondros Mütarekesi öncesindeki barış girişimlerinin de etkili olduğu bilinmektedir. 25 Ekim 1918 tarihli Köylü gazetesinde Rahmi Bey'in şu veda mesajı yer alıyordu:

“Dahiliye Nezareti’nden aldığım bir emir üzerine, vilayet makamını terk ettim. Beş yıllık memuriyet hayatım sırasında, bu güzel memlekete elimden gelen hizmeti yapmaya çalıştım. Meydana gelen her başarı, bütün memur arkadaşlarımın içten yardımlarına, halkın güven ve yakınlığına. basmm desteğine çok şeyler borçludur. Hayatımın en unutulmaz hatıralarını İzmir şehriyle ilgili olanlar teşkil edecektir. Vefakâr İzmir halkının da kalplerinin bir köşesinden bana ait bir hatıra saklayacaklarını ümit ediyorum. Bu ümitle İzmir ilinin gencine, yaşlısına, kız ve erkek okul öğrencilerine, kısaca hepsine sonsuz sevgilerimi bildirerek ayrılıyorum. Elveda.”

Görevden alınışını takip eden günlerde İstanbul'a giden Rahmi Bey burada hükümetin ileri gelenleriyle görüşmüş, daha sonra da tekrar İzmir'e dönmüştür. İstanbul basınında kendisinin kaçtığı yolunda söylentilerin çıkması üzerine İkdam gazetesine bir telgraf gönderen Rahmi Bey, "İzmir’de oturuyorum. Kaçmaya hiçbir sebep olmadığı için firarımdan bahsetmek makul değildir." diyerek, söylentileri tekzip etmiştir.

Kısa bir süre sonra da Dahiliye Nezareti’nce hakkında soruşturma açıldı. Bu doğrultuda valiliği süresince yaptığı işleri ve yolsuzluktan araştırma için bir de soruşturma heyeti oluşturdu. Mustafa Arif, Nedim, Abdullah Naci ve Süleyman Beylerden oluşan bu heyet Kasım ayı içerisinde İzmir'e gelerek, Bulvar Şirketi, Ermeni tehciri, tütün mübayatı ve vagon-koli yolsuzlukları konusunda incelemelerde bulunmuştur. Aralık ayı sonuna kadar incelemelerde bulunan heyet 1 Ocak 1919 tarihinde Rahmi Bey'le beraber İstanbul'a dönmüştür. Bu süre içerisinde İstanbul basınında Rahmi Bey’in kaçtığı yolundaki söylentilerin tekrar çıkması üzerine bu söylentilerin doğru olmadığı, bizzat dahiliye nazırınca tekzip edilmiştir. Soruşturma heyetiyle birlikte İstanbul’a gelirken yolda Hrisostomos ile karşılaştığı yolundaki İstanbul ve Rum basınında çıkan söylentiler üzerine Yenigün gazetesi muhabirine bir demeç veren Rahmi Bey, bu karşılaşmayı doğrulamış ve bunun dostluğu takdir ve hürmete ilave ettiğini belirtmiştir.

Soruşturmayı başlangıcından beri yakından takip eden İzmir basınının bu süre içerisindeki tutumu da oldukça dikkat çekiciydi. Hukuk-u Beşer ve Müsavat gazeteleri sürekli olarak Rahmi Bey aleyhine yazılar yayınlarken, Köylü gazetesi onun hizmetlerini öven yazılar yayınlıyordu. 13 Ocak 1919 günü yayınlanan Güzel İzmirimiz ve Valilerimiz başlıklı yazıda bunu en açık şekilde görüyoruz. Yazıda Rahmi Bey'in İzmir şehri ve halkına yaptığı hizmet dile getirilirken, hakkında açılan soruşturma için de “Beşeriyet hatasız ve lekesiz olmaz. Bu itibarla kendilerinin azlini ve mesuliyeti mucib olmak üzere ortaya sürülen mesaili kurcalayanların gayet ulvi bir vatanperverlik ve kanunperestlik duygularıyla hareket ettiklerine kaniyiz. Fakat Rahmi Bey nihayet bir idare ve bir siyaset adamıdır ve böyle adamların hayatları icraatları murakabe edilirken hasenatı terazinin bir gözüne seyyiatı diğer gözüne konulup çekilmek lazımdır. Böyle hareket edersek, görürüz ki Rahmi Bey’in seyyiatı hasenat ve hadematı yanında zerre misalidir.” denilirken, onun İzmir'e yaptığı hizmetlerin unutulmaması gerektiği hatırlatılıyordu.

Soruşturmanın açılışını takip eden günlerde Rahmi Bey hakkındaki birtakım davalar açılmış, bu doğrultuda tüccardan Atanasula tarafından tütünlerinin zorla toplandığı ve bu nedenle de zarara uğradığı gerekçesiyle mahkemeye verilmiştir. Eski Bayındır kadısı Cevat Bey de Rahmi Bey'den intikam almak düşüncesiyle Rum muhacereti olayını ortaya atmış ve bu konuda gerekli yasal işlemlerin yapılmasını istemiştir.
Soruşturma Rahmi Bey'in İstanbul’a gelmesinden sonra da devam etmiş ve bu doğrultuda kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili savunması istenmiştir. Ancak kendisinin bu sırada hastalanması neticesinde savunmasının yazılı olarak verilmesi bildirilmiştir. Tokatlayan Oteli'nde hasta yatağında kaleme aldığı savunmasını 18 Ocak 1919 tarihinde Dahiliye Nezareti’ne teslim etmiştir. Kısa bir süre sonra İngilizlerin aralarında Hüseyin Cahit (Yalçın), Mithat Şükrü (Bleda), İsmail Canbolat gibi 30 kadar İttihatçı ile birlikte Bekirağa Bölüğü'ne hapsedilmesi nedeniyle soruşturma tamamlanamamıştır.

Tavsiye Linkler:

İzmir Valisi İzzet Bey

Atatürk ve İngilizler

İşgal Döneminde Bornova

Yorumlar - Yorum Yaz