Levanten Diyarı İzmir

LEVANTEN DİYARI İZMİR
İzmir'de bir Levanten malikanesi

1 Mart 2018, Perşembe

İzmir'de bir Levanten malikanesi

Levantenler Osmanlı topraklarında yaşayan Avrupalılardır. İzmir serüvenleri boyunca her türlü sosyokültürel etkileşimde bulunmuşlardır. Ekonomi, eğitim, sağlık, spor gibi birçok alanda İzmir’in kalkınmasına katkıda bulunmuşlardır. Cumhuriyet döneminden sonra yabancılara tanınan birçok ticari ayrıcalığın sona ermesiyle İzmir’in Levanten nüfusu çok azalmıştır. Bugün sayıları azalmış da olsa Aliberti, Arkas, Baltazzi, Forbes Aileleri hala İzmir ekonomisine katkıda bulunmaktadır.

Levantenler, 1600'lü yıllardan itibaren Osmanlı topraklarının liman bölgelerine yerleşen Fransız, İngiliz, Hollandalı, İtalyan ve Almanlardır. Müslüman olmadıkları halde Osmanlı milletiyle münasebet tesis ederek, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlar dahilinde aynı çatı altında yaşamayı başarmış, ticari faaliyetleriyle sivrilmişlerdir. Levantenlerin hemen hepsi mütareke yıllarında ve işgal zamanında Türklerin yanında yer almışlardır. Levantenler günümüzde İzmir ve İstanbul gibi şehirlerde faaliyetlerini sürdürmektedir. Osmanlı tarihinde önemli bir yeri olmalarına rağmen, Levantenler tarihçilerimiz tarafından fazla rağbet görmemiştir.

İzmir tarih boyunca Anadolu’nun önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Milat öncesi 3000 yıllarında kurulmuş olan, birçok medeniyetin yaşadığı bu şehir, özellikle 17-19'uncu yüzyıllarda Levantenlerin yoğun olarak yaşadığı bir şehir hâline gelmiştir. Bu dönemde İzmir'in önemli bir ticaret merkezi olmasında ve İzmir'in ticaret hayatının gelişmesinde Levantenler çok önemli rol oynamışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan çeşitli milletlere mensup yabancılar, Osmanlı'nın kendilerine tanıdığı ticari ayrıcalıklar (kapitülasyonlar) nedeniyle ekonomik güç sahibi olmuşlardır. Bu yabancılar ülke, ırk, dil, din, mezhep farklılıklarına rağmen, azınlık psikolojisi nedeniyle ortak yarar ve akrabalık ilişkilerine dayanan bir yaşama düzeni oluşturmuşlardır.

Levanten kelimesi Fransızca "güneşin doğması" anlamında da kullanılan “lever” kelimesinden türemiştir ve "doğulu", "doğuda yaşayan" manalarına gelir. Doğu'dan kasıt, Akdeniz’in doğu kısmıdır. Bu sıfatın yaygınlaşması, Venedikliler ve diğer Avrupalı tüccarlar aracılığıyla, Haçlı seferleri sonunda Suriye'deki Sur (Tir) ve Sayda (Sidon) gibi kentler ile ticaretin geliştiği döneme rastlar. Anadolu'yu ve Doğu Akdeniz kıyılarını kapsayan Levant, bazen Yunanistan ve Mısır’ı da içine alacak biçimde geniş tutulmuş, bazen de Anadolu anlamında ya da Ortadoğu ve Yakındoğu ile eşanlamlı olarak kullanılmıştır.

Kesin ve net bir tarifi olmayan Levantenler, yerli azınlıklar ile Batı Avrupalılar arasında kalan farklı bir toplum ve kültürün insanlarıdır kuşkusuz. Avrupalı ailelerin soyundan olup, bu ülkelerde doğup büyümüş, bu yüzden bulunduğu yerin kültürünün az çok tesirinde kalmış, bununla birlikte Avrupalılık iddiasında olan kimselerdir. Levanten tarifleri aşağıya sıralanmıştır.

  • Levantenler Roma Katolik Kilisesi'ne mensup olup Doğu'ya yerleşmiş Batılı insanlardır.

  • Levantenlerin menşei Haçlı seferlerine kadar gidip, o zamanlarda Ortadoğu’da kurulan Latin devletlerinin artıklarıdırlar.

  • Levantenler Batı Avrupa ve Akdeniz kökenli Katolikler olup, Osmanlı topraklarına göç eden topluluklardır.

  • Levantenler Avrupalıdır. O halde Levanten, “Osmanlı topraklarında yaşayan Avrupalı” anlamına gelmektedir.

  • Levantenler, Yakındoğu’da uzun zaman kalıp yerleşmiş veya evlenerek soyu karışmış Avrupalılardır.

  • Levantenler aslen Batılı olup, Müslüman olmadıkları halde Osmanlı topraklarına yerleşen, ticari başarılarıyla ön plana çıkan insanlardır.

  • Levantenler Batı’dan gelip Doğu’ya yerleşen ve nesiller boyunca Doğu'da kalan Hristiyanlardır.

  • Levantenler dinlerini, âdetlerini, Avrupa ile bağlantılarını, düşünce ve hayat tarzlarını muhafaza ederek, kendilerini Osmanlı ile bütünleştirmiş (entegre etmiş) insanlardır.

  • Bazıları Levanten tarifine sosyoekonomik mana yükleyerek dinî kimliklerini göz ardı edip, onları Doğu'da yaşayan Batılı tüccarlar olarak ifade eder.

  • İstanbul ve İzmir gibi büyük liman şehirlerinde yaşayan Levantenler Türkiye’nin zencileridir.

  • Bir zamanlar Doğu Akdeniz topraklarına yerleşen Venedikli ve Cenevizlilerin (Cenovalıların) soyundan gelen, akıllı ve yetenekli olan, çoğunlukla birden fazla dil konuşan insanlardır.

  • Her ne kadar dünyayı algılayışları tamamen Doğulu olsa da, kendilerini Avrupalı olarak lanse edenlerdir. Çıkar beklentisi içinde oldukları insanlara her türlü mütevazılığı yaparlar, fakat kendilerinden alt tabakada olanlara tepeden bakarlar.

  • Ortaçağda izi sürülebilecek bir Latin kökene dayanan (Haçlı, Venedikli, Cenevizli, Katalan vs.) veya daha geç dönemlerde esasen Katolik ve Batı Avrupa ile Akdeniz kökenli olup Osmanlı topraklarında yerleşen topluluklardır.

  • Osmanlı ülkesinde yaşayan Batılılar için kullanılan Levanten ifadesi, Avrupa’nın dünya hakimiyeti kurduğu süreçte, karşısına çıkan her şeyi kendi tekelinde ve onun dışında tanımlama merakı sebebiyle Osmanlı ülkesinde yaşayan Batılıları kendilerinden farklı göstermek amacıyla kullanılan bir kavramdır.

Osmanlı topraklarında doğmuş Osmanlılar Avrupa asıllı insanlara "Frenk" demiş, Frenklik taslayan ve Batı âdetlerini taklit eden Rumlar ve Ermeniler gibi Doğulu Hristiyanlar için ise "tatlı su Frengi" tabirini kullanmıştır. Osmanlıların Levanten dediği ise, Avrupa asıllı olup Osmanlı topraklarına yerleşmiş kimsedir. Uzun yıllar Osmanlı idaresinde bulunan Yakındoğu ülkelerine -özellikle kapitülasyonların kabulünden sonra- çeşitli sebeplerle gelip yerleşmiş olan Avrupalılar, zamanla kendi aralarında başka ırktan olanlarla evlenerek çoğalmışlardır. İçinde bulundukları şartların neticesi olarak, şive vb. yönlerden değişik bir biçim almışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında daha ziyade deniz ticaretinin yoğun olduğu İstanbul, İzmir, Antalya, Beyrut, İskenderiye gibi merkezlerde toplanmışlardır.

Levantenler çoğunlukla Latin yani Katolik idi. Sonradan Protestanlık gibi diğer mezheplerden olanlar da Levantenler arasında yer aldı. Çoğu Bizans asıllı ve Fener Patrikhanesine bağlı olan Ortodoks Hristiyanlar, Osmanlılarca "Doğulu", Rum ve Avrupalılar tarafından ise "Grek" olarak adlandırılmışlardır.

Levantenlerin hemen hepsi Fransa, İngiltere, Hollanda, İtalya, Almanya tebaasındaydılar. Garnett’e göre Levantenlerin damarlarında neredeyse Avrupa’nın her milletinin kanı dolaşmaktadır. Garnett bu cemaatin diğer yabancılar gibi kendisini de şaşırttığını, "İzmir’de karşılaştığım birçok Levanten'in milliyetini sorduğumda, bana söylenen onların Katolik olduğuydu. 'Bunlar Fransız mı, İtalyan mı?' diye sorduğumda aldığım cevap 'hiçbiri' oluyordu." biçiminde ifade etmiştir. Levantenlerin bu tip sorulara tepkileri genellikle cevapsızlık olmakla birlikte, Katolik olduklarını saklamıyorlardı. Bu strateji belki de onların var olma mücadelelerinin bir parçasıydı. Levantenler hangi milletten olurlarsa olsunlar, Osmanlı diyarında yaşadıklarından dolayı asıl kimliklerinin çok fazla ön plana çıkmasını istemiyorlardı. Neticede başka bir milletin topraklarında yaşıyorlardı ve kimlik bildirimi hayat şartlarını zorlaştırabilirdi. Lakin tarihin belirli dönemlerinde Levanten kimliği onlara ayrıcalık kazandırdı. Özellikle kapitülasyonlardan sonra açık kimlikli hale geldiler.

Levantenler bulundukları coğrafyada kültürler arası uzlaşmaya giderek birçok kültürü bir arada yaşatmayı başarmışlardır. Elbette ki bu uzlaşma, bugün de hala Levanten kimliğinin yaşamasına vesile olmuştur. Ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal birçok tehditle karşılaşmış olmalarına rağmen kimlikleri yok olmamıştır. Kendilerine yöneltilen tehditlerle uzlaşmaya çalışmışlar, kültürlerine, hayat tarzlarına yeni unsurlar eklemişler, ama hiçbir zaman tam manasıyla asimile olmamışlardır. Yerli halkla (Türk ve tatlı su Frengi) her türlü iletişimi kurmuşlar, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmışlar, kız alıp vermişler, neredeyse melez bir yapı hasıl etmişler, yine de asıl kimliklerine sahip çıkmayı başarmışlardır. Başları Batı'da, ayakları Doğu'da olan bu melezlik onlara, Doğu'dayken kökenlerinin Batı'da olduğunu hissettirirken, Batı'ya göç edenlerde ise tam tersi bir duygu yaratmış, kökenlerinin Doğu'da olduğunu hissettirmiştir. Batılılar tarafından Batılı olarak görülmeyen, Doğulular tarafından doğulu olarak kabul görmeyen insanlardır Levantenler. Yani Levanten olmanın çok da kolay olmadığı açıktır. Çünkü daima iki dünya veya iki kültür arasında kalan, kâh bir o tarafa, kâh öbür tarafa çekilen ve hatta savrulan, adapte olmak (bazen de olmamak) için mütemadiyen direnen, fakat köklerinden kopmamak için de çaba gösterenlerdir Levantenler.

Levanten kimliğinin kökünde Avrupa olduğu şüphesizdir fakat buna ne kadar sahip çıkabildikleri Avrupalılara ve Türklere göre farklılık arz eder. Kesin olan şey, Levantenlerin Doğululaşmış Avrupalı olduklarıdır. Levantenler Avrupa’da Avrupalılık bilinci oluşmadan önce Avrupa’yı terk ettikleri için, Avrupalılık zihniyetine tam olarak vakıf olamamışlardır. Fakat Avrupalı olmanın kendilerine bir üstünlük sağladığı fikrini her zaman korumuşlardır.

İzmir şehrinin ismi tarih boyunca birçok şekilde söylenmiş, Smyrna, Smira, Smire, Semire, Zimire, Zmirra, Asmira, Esmira, Esmire, İsmira, İsmire gibi isimlere sahip olmuştur. Günümüze kadar Smyrna ismi ile yaşayan ve Türkçeye İzmir olarak giren bu şehrin adının kökeni konusunda antik yazarlar çeşitli yorumlar öne sürmüşlerdir. Herodot, Strabon ve klasik yazarlar, Smyrna kelimesinin bir kadın ismi olduğu konusunda birleşirler. Herodot’a göre Smyrna, imparator Theseus’un karısının adıdır. Lakin Smyrna’nın bir Amazon ismi olduğunu iddia eden rivayetlerin doğru olma ihtimali daha yüksektir. Amazon savaşçıları Efes veya Kolofon’dan Bayraklı’daki şehre (Naulochon) gelerek buraya kendi kraliçelerinin ismini verdiği rivayet edilir. Şehirde bulunan çok sayıda bakır sikke bu teoriyi destekler. Sikkelerde başında taç olan Amazon kraliçesi Smyrna, sağ elinde hilal şeklinde şilt ve geleneksel Amazon silahı olan iki uçlu balta resmedilmiştir.

Smyrna ismi yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. Ancak Türkler Smyrna ismini benimsemeyerek, Smür (veya Smir) kelimesini uygun görmüşlerdir. Bu kelime daha sonra İsmür (veya İsmir) biçimine dönüşmüştür. 1681’de İzmir’i ziyaret eden Hollandalı seyyah Dapper, Türklerin şehir için İsmir, Lamira, İsmira adlarını kullandığını yazar. Türklerin bin yıldır bu şehri İzmir olarak adlandırdığı kanaati de mevcuttur.

Birçok medeniyete ev sahipliği yapan İzmir, Milat öncesi 630-545 arasında en parlak dönemini yaşamış, Milat sonrası 1600'lü yıllardan başlayarak Levantenleri ağırlamıştır. Bundan sonra İzmir, öteki Levant şehirlerinden çok daha hızlı gelişmiş ve 17-19'uncu yüzyıllar arasında en parlak Levanten dönemini yaşamıştır. Bu nedenle İzmir’e gelen birçok seyyah, İzmir’den “Levant’ın başkenti”, “Levant’ın en parlak ticaret şehri”, “Levant’ın en önemli ticaret merkezi”, “Levant’ın incisi”, Anadolu kıyılarının Marsilya'sı”, “Anadolu kıyısında bir Marsilya” diye bahsetmişlerdir. Meşhur seyyah Tournefort İzmir ve İzmir Limanıyla ilgili olarak, “İzmir, Levant’a giden yol üzerindeki en güzel limandır ve dünyanın en büyük donanmasını içine alabilecek kadar büyük bir körfeze sahiptir. Küçük Asya’daki yedi kiliseye sahip şehirlerin arasında en ünlüsü olan İzmir, Levant’ın en büyük ve en zengin şehirlerindendir.” der.

İzmir sadece bugün değil, geçmişte de Anadolu’nun önemli ihracat ve ticaret merkezlerinden birisi olmuştur. İzmir’in dünya ticareti açısından yıldızı 17'nci yüzyılın ortalarına doğru parlamış ve Avrupa ülkeleriyle Osmanlı devleti arasındaki ticaretin en önemli bağlantı noktalarından biri haline gelmiştir. İzmir, Batılı seyyahların şehirdeki ticari hareketlilikten, şehrin zenginliğinden ve ticaretle uğraşanların ekonomik zenginliğinden övgüyle söz etmesi gibi sebeplerin de etkisiyle 18'inci asırda birçok Avrupa şirketinin ilgi merkezi olmuştur.

Levantenlerin İzmir'i tercih etme sebeplerinden birisi, Avrupalı seyyahların şehirdeki ticaret canlılığını ve ticaretle uğraşanların zenginliğini sitayişle yazmalarıydı. Diğer bir sebep, 1856 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda yabancılara mülk edinme hakkının verilmesiydi. Bu hak önemli miktarda yabancı nüfusun İzmir’e göç etmesiyle sonuçlandı. 1847-1880 yılları arasında İzmir’deki yabancı nüfus önemli artışlar gösterdi. 1847'de 15.000 olan yabancı nüfus, 1880'de 50.000'e ulaştı. İzmir’e yerleşen Avrupalı tüccarlar, aracılar, komisyoncular, toptancılar vs. hızla arttı ve şehir bir Levanten diyarı haline geldi. Nüfus dağılım durumuna bakıldığında bunu net olarak görmek mümkündür. Mesela ünlü seyyahlardan Jowett’in 1818 yılına ait İzmir nüfus tahmini, Türkler 60.000, Rumlar 40.000, Yahudiler 10.000, Latinler 3000, Ermeniler 7000 şeklindedir.

İzmir’i Levant’ın yıldızı yapan sebeplerin başında İzmir Limanı vardı. Körfezin uygunluğu nedeniyle mükemmel bir limana sahip olması, sahile yakın mesafede suların derinleşmesi sebebiyle gemilerin girip çıkmasına elverişli bulunması, Anadolu’nun Batı'ya açılan kapısı durumundaki İzmir’e dünyada rakipsiz bir yer sağladı.

İzmir’in Levantenlerin ticaret merkezi olarak öne geçmesinin bir diğer önemli sebebi de, Halep, İskenderun, Bağdat gibi diğer bölgelerden yapılan ticaret ürünlerindeki darlıktı. Bu ürünlere bakıldığında ipek, pamuk ve tahıl ön plana çıkmaktaydı. Bunlar, İzmir'de de mevcuttu. Ürün darlığının yanı sıra, sık yaşanan iç çatışmalar nedeniyle bu bölgeler güven vermiyordu. Buralardaki ticari darlık nedeniyle vergi oranlarında da artışlar hasıl olmuştu. Ayrıca taşımacılık güvenliği de yetersizdi. Korsanlar ve çeteler büyük ekonomik kayıplara neden olmaktaydı. Bu durum karşısında Avrupalı tüccarlar, daha güvenli ve daha ucuz olan İzmir’e yöneldi.

Bir başka neden ise, Osmanlı devletinin kapitülasyonlarla birlikte Batılılara verdiği ekonomik imtiyazlardı. Batılı tüccarlardan alınan vergilerin azaltılması, ihracat kotasının artırılması, bu konuda ciddi denetimlerin yapılmaması da sebepler arasındaydı. Osmanlı'nın neden böyle bir ayrıcalığa gittiği konusunda farklı yaklaşımlar vardır. Bu konuda, devletin gümrük gelirlerini artırma düşüncesi ön plana çıkmaktadır. Devlet, gelirlerini artırmak için çok cazip avantaj ve toleranslar tanımış, bu da tüccarları cezbetmiştir. Başlangıçta sadece ticaret için giden tüccarlar, zamanla buralara yerleşmeye başladılar. Goffman kapitülasyonların nedeni olarak devlet yapısındaki otoritesizliği sebep gösterir ama devletin ticareti canlandırma ve gelirleri artırma düşüncesi daha doğru olsa gerektir.

Nedenlerden biri de uluslararası sulardaki korsanların mevcudiyetiydi. Korunaklı bir körfezin içinde geniş bir limana sahip olan İzmir, korsanları püskürtmek açısından İskenderun, Sakız ve diğer doğu Akdeniz limanlarından daha iyi durumdaydı ve Batı Akdeniz limanlarına daha yakındı.

Bütün bu sebepler Batılı tüccarların İzmir’e olan ilgisini büyüttü. Hatta bir zaman sonra Batılı tüccarlar şehrin ekonomisinde tek söz sahibi oldu. İzmirli Levantenler arasında ticari alanda Fransızlar ve İngilizler daha çok söz sahibiydi. Sonraları bunlara Hollandalılar da eklendi. Ermeniler üretici veya yetiştirici durumunda kaldı. Rumlar çoğunlukla tamamlayıcı elemanlar olarak kaldı. Batılı zengin Levanten ailelerin hemen hepsinde Rum hizmetçiler çalışıyordu. İzmir'deki aşırı ticari hareketlilik Batı dünyasında geniş yankı bulduğu için, Batılı işçiler, kalifiye olmayan vasıfsız Avrupalılar bile akın akın Batı Anadolu kıyılarına yerleşmeye başladı.

İzmir’de Levanten dünyasını oluşturan Batılı ve diğer azınlıklara baktığımızda, tarihi süreç içinde farklılıkların artığını görmekteyiz. Farklılıktan maksat, mensubu olunan reaya sayısının gün geçtikçe artmasıdır. İlk başlarda sadece İtalyan ve Fransızlar varken, daha sonra İzmir milletler topluluğu haline gelmiştir. Bu da normaldir çünkü Levantenlerin İzmir tercihinin ortak paydası, Osmanlı devletinin, özellikle İzmir’in sunduğu benzersiz özgürlükten yararlanma ve çok para kazanma arzusudur. İzmir Limanı'nın kullanışlılığı ve etkinliği, gümrük gelirlerini artırma düşüncesiyle yerel yöneticilerin toleranslı yaklaşımları, İzmir’i batılı göçmenlerin ve tacirlerin ilk tercihi yapmıştır.

Türkler Avrupa’ya "Frengistan", Türkiye’ye yerleşen Avrupalılara Frenk" der. Doğu Akdeniz ile ilişkileri çok eskilere dayanan İtalyan ve Fransız Frenklere, daha sonra sırasıyla İngiliz, Hollandalı ve Alman Frenkler katılır. Frenk olarak ilk akla gelen, Venedikli ve Cenevizli İtalyanlardır. Bunların Levanten dünyasının ilk çekirdeğini oluşturdukları söylenebilir. Ortaçağ’da Bizans’tan imtiyaz elde eden Cenevizliler, İstanbul gibi İzmir'de de koloni kurdular. Venedikliler Doğu Akdeniz ticaretine hakim olduklarında, öncelikle Sakız Adası başta olmak üzere Ege adalarına yerleşip sonra İzmir’e geçmişlerdir.

İzmir’in eski İtalyan ailelerinden bazıları günümüze kadar gelmiştir. Aliotti Biraderler adıyla ün salan aile bunlardan birisidir. Bu aile 17'nci asra kadar Sakız Adası'nda bulunup, daha sonra İzmir’e yerleşmiştir. Floransa kökenlidir. 17'nci asır başlarından itibaren İtalyanların ticaret ağları öneminden çok şey kaybeder. Bu sonucun ortaya çıkmasındaki en büyük sebeplerden birisi Fransızların İzmir'e yoğun ilgi göstermeleri ve ticarette söz sahibi olmaya başlamalarıdır.

İzmir’de yaşayan Avrupalılar arasında kronolojik gelişimleri ve mazileri en iyi izlenen Levantenler Fransız asıllı olanlardır. Özellikle 1640 yılından sonra Fransızların İzmir’e gelişi hız kazanır. (Bu göçmenlerin geldikleri şehirler Paris, Bourgogne, Berry, Lyon, Dauphine, Grenoble, Toulose, Carcasson, Narbonne, Montpellier, Toulon ve Marsilya'dır. Fransız tüccarların neredeyse tamamı Marsilya’dan, sanatkar ve hizmetliler ise çoğunlukla Güney Fransa'dan göç etmiştir.) Sonraları Fransızlar İzmir'de ağırlıklarını iyice hissettirip, en etkin millet olmuşlardır. Fransızca, Levantenler arasında kullanılan ortak dil hâline gelmiştir. Fransızları İngilizler takip etmiş, sonra Hollandalı, Alman ve hatta Portekizliler bile İzmir'e yerleşmeye başlamışlardır. Ama hiçbiri Fransızların ağırlığını kıramamıştır.

Doğu Akdeniz ticaretine sonradan katılan Fransız ve İngiliz tüccarların İzmir'e yerleşmeleri belki de eski İtalyan ailelerinden hanımlarla evlilikleri yoluyla olmuştur. Fransa hem bayrağı, hem de diliyle Levanten dünyasına damgasını vuran ülke olmuştur. 1536 yılında Fransızları Almanlara karşı koruma amaçlı olarak Osmanlı-Fransa arasında gerçekleşen askeri-ticari anlaşmaya göre Venedikliler dışında Osmanlı limanlarında kabul gören tek bayrak Fransa bayrağıydı. 17'nci asırdan başlayarak, yalnız Musevî ve Hristiyan Osmanlı halkı değil, diğer Avrupalılar arasında da pek çok insan, özellikle 18'inci asırda bu bayrağın altında himaye aramıştır. Bu durumun ortaya çıkmasında Fransızlara verilen kapitülasyonların etkili olduğu kesindir. Bunun sonucu olarak Fransızca Levantenler arasında âdeta bir ticaret dili olmuştur. Zaten başarılı bir Levanten olmanın kurallarından birisi, bir Fransız okulunda tahsil görmekti.

İzmirli Levantenler arasında Fransızların sayısı resmi rakamların üzerindedir. Çünkü kaçak yollardan gelip kendisini kamufle ederek yaşayanların sayısı az değildir. Özellikle ticaret yoğunluğundan kaynaklanan ve kaptanların bu kişileri oturma iznine bakmaksızın gemilere almalarıyla kaçak olarak İzmir’e gelen göçmenler, dikkat çekmeden dolaşabilmek ve işlerini yürütebilmek için Türk usulü giyim tarzını tercih ediyorlardı. Saç sakal tıraşlarını bile Osmanlı kültürüne uyduruyorlardı. Aynı şey kadınlar için de geçerliydi. Dolayısıyla, o zamanın şartları da düşünüldüğünde, gerçek nüfusu bilmek mümkün olamamıştır.

Fransızların sosyoekonomik etkinlikleri Levant Kumpanyası’nın kurulmasından önce ve sonra büyük farklılık göstermektedir. 1670 öncesinde, daha çok ülkelerinde bulamayacakları bir hayat şartı veya bir iş bulmak için gelen çeşitli meslek dallarına mensup olanlar koloni içinde çoğunluktaydı. Bu dönemde tüccarlar krala bağlı olmaksızın kendi hesabına çalışmakta, ticaret etkinlikleri Marsilyalı tüccarların özel girişimine bağlı olarak seyretmektedir. Aslında çocuk ve kadınlar haricinde her iki dönemde de şehirde 75 Fransız var. Ancak bir dönemden ötekine tüccar ve sanatkâr sayısı azalırken, din adamlarının ve himaye altına alınanların yani beratlıların sayısı artmaktadır. Bu durum, nüfus sınırlaması politikası ve 1740 kapitülasyonları ile açıklanabilir.

On yedinci asırda İzmir’de genç bir Fransız nüfusu vardır. Kadın ve çocuklar bir yana, kolonide 20-40 yaş arasındakiler çoğunluktadır. 1670’lerden itibaren diğer Osmanlı limanlarında olduğu gibi İzmir’de de evli Fransızlar yani Fransız aileler boy göstermeye başlar. Fransız yetkililerce kadınların Osmanlı limanlarına girmesi yasaklanmış olmasına rağmen, çoğu zaman göz yumulmuştur. Karma evlilik 1750’de serbest bırakıldıktan sonra, İzmir’de 1750-1760’lı yıllarda kendi gibi Fransız veya diğer Frenklerle evlenmiş 18’i sanatkar, 11’i tüccar, 12’si yardımcı olarak çalışan olmak üzere toplam 40 kişi mevcuttur. Fransızların gayrimüslim reaya ile evlilikleri yeni hukuki problemler hasıl etmiştir. Mesela Fransız büyükelçisinin tercümanı Fanton, 1792’de Osmanlı hükümetine başvurarak, İzmir’de saatçilik yapan ve reaya kızı ile evli bir Fransız esnafın (Berthold), İzmir cizyedarı (vergi tahsildarı) tarafından ahitnamelere aykırı olarak cizye (gayrimüslim vergisi) vermeye zorlandığını bildirip şikâyet etmiştir. İstanbul’dan İzmir gönderilen emirde, saatçinin satın aldığı emlak ve araziler var ise bunları tekrar Müslümanlara satarak işyerinde ve meskeninde kiracı olarak oturması gerektiği belirtilir. Aslında Fransız hükümeti de vatandaşlarının Osmanlı topraklarında mülk edinmesini yasaklamıştır. 18'inci yüzyıl ortalarındaki bu yasak İzmir’deki tüccar ve görevli sayısının azalmasına neden olmuştur. Buna rağmen İzmir'deki Frenkler içinde Fransızlar yine de çoğunluktadır.

İzmir’in dönüşüm geçirdiği 19'uncu yüzyılın başlarından itibaren Fransız Levantenlerin etkisi hep olumlu olmuştur. Bu aktif etkiye katkıda bulunan La Fontaine, Whithall ve Giraud gibi önemli Fransız aileler vardır. Bunlar ticaret alanında ileri düzeylere gelmişler, şehrin çeşitli önemli kurumlarında yönetici olmuşlar, şehrin yönetiminde bile rol almışlardır.

La Fontaine Ailesi'nin ilk üyesi James La Fontaine, İngiltere’deyken Levant Kumpanyası'nın üyesiydi. İzmir’e gelip Edwards Hayes ile Hayes La Fontaine & Co. firmasını kurarak ortaklık tesis etti. Büyük oğlu Charles Constantine, babası öldüğünde firmanın büyük ortağı oldu. Firma 1852’de kapandıktan sonra Trakya’daki Pelion gümüş ve kurşun madenlerinde yöneticilik yaptı. 1855’te Osmanlı Bankası’nın İzmir şubesi müdürlüğüne başladı ve sonra bankanın genel müdürü oldu. Bu üst düzey yöneticilik yeteneği, ailenin diğer üyeleri tarafından farklı iş alanlarında devam etti. Bu gelişmelerden sonra La Fontaine Ailesi Osmanlı topraklarında kök salmış Levanten ailelerinden biri oldu.

Whithall Ailesi'nin ilk üyesi, 1809 yılında bir İngiliz Breed et Co. firması tarafından İzmir’e gönderilen Liverpoollu tüccar Charlton Whithall’dur. Charlton, Giraud evlerinden birini kiralayarak Bornova’ya yerleşti. Hemen arkasından kardeşi James ve diğer aile üyeleri İzmir'e göç etti. Charlton Whithall, Jean Baptiste Giraud’nun aile şirketi J.B & Giraud et Cie'yi 16 yaşındaki oğlu Alexandre Giraud’ya bırakarak vefat ettiği 1881 yılında, kendini İzmir’e gönderen İngiliz şirketinin de içinde yer aldığı La Societe C. Whithall Co. şirketini kurdu.  Bu şirket zamanla Anadolu’nun en önemli ticaret firması haline geldi. Whithall Ailesi zamanla diğer Levanten ailelere de örnek oldu. Özellikle Fransa’dan birçok kişi bu şirket aracılığıyla İzmir’e yerleşme imkanı buldu. Ticaret imparatorluğu sahibi haline gelen Whithall Ailesi, Kurtuluş Savaşı sonrasında ortaya çıkan olumsuzluklar neticesinde, diğer Levantenlerin çoğu gibi İzmir’de tutunamayıp şehri terk etti.

Giraud Ailesi İzmir’in köklü Levanten ailelerinden biriydi. Ailenin İzmir tarihi 1760’lı yıllarda İzmir’e yerleşen tüccar ve armatör Jean Baptiste Giraud ile başladı. Baptiste, J.B & Giraud et Cie adlı bir şirket kurdu. 1780’li yılların sonlarında, kendisi gibi Bornova’da yaşayan Venedik konsolosu Lucas Cortazzi’nin kızıyla evlendi ve zamanla İzmir’in en zengin tüccarlarından birisi oldu.

Levanten aileleri sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin de ticaret ve sanayisinde büyük rol oynadılar. Mesela Giraud Ailesi'nin tekstil alanında büyük katkısı vardı. Aile tekstil alanında birçok fabrika ve üretim tesisi kurdu. Bunlardan biri İzmir Pamuklu Mensucat T.A.Ş. idi. Giraud Ailesi yün mensucatı konusunda da söz sahibiydi. (İzmir’i terk etmeyen ender Levanten ailelerdendir.)

Fransızların İzmir'deki üstünlüğü sonuna kadar sürmedi. Sanayi Devrimi'nden sonra Osmanlı limanlarında İngiliz gemileri daha çok görülmeye başladı. Fransızların etkisi azalarak İngilizlerin sanayi ve ticaretteki etkisi artmaya başladı. Ayrıca Osmanlılar, Katolik olmamaları ve dolayısıyla dini taassuplarının aşırı olmaması nedeniyle Hollanda ve İngiliz milletlerine daha açıktı. Osmanlı ve İngiliz devletleri arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin tesisinden başka, İngilizlerin dünya ticaretindeki artan rolü de söz konusuydu.

Hollandalılar ise İngilizler karşısındaki dezavantajlı durumlarına rağmen İzmir’deki konumlarını güçlendirirken, Osmanlı merkezi otoritesinin kısmen zayıflamasından yararlandılar. İzmir’deki Hollandalılar 17'nci yüzyılın ilk on yıllarında ortaya çıktılar. Nicolini Orlando İzmir’deki ilk Hollanda konsolosuydu. Yeni kurulan Hollanda Levant Kumpanyası, rakip devletlerin çoktan yerleşmiş konsolosluklarıyla rekabet edebilecek kadar bilgili ve tecrübeli adamlarının bulunmadığını görünce, yerli gayrimüslim cemaatleri yani Ermeni, Rum ve Yahudileri kullandı. Böylece Hollandalılar da İzmir’in Levanten dünyasına sağlam bir giriş yapmış oldular.

İzmir’i bir Levanten şehri yapan önemli unsurlardan biri de şehirdeki yerli gayrimüslimlerin azımsanmayacak popülasyonlarda olmasıydı. Kendilerinde önce Türklerle gayrimüslimlerin İzmir'de bir arada, huzur ve barış içinde yaşadıklarını gören Avrupalılar, Osmanlı’nın engin hoşgörüsü sayesinde kendi kültürlerini, inançlarını, hayat tarzlarını özgürce yaşayacaklarının farkındaydılar. Zaten İzmir'in muhtelif yerlerinde bulunan ve iç içe geçmiş olan ibadethane, hastane, okul gibi kurumlara bakıldığında bunu görmek çok kolaydı.

Rumlar tarih boyunca Anadolu’nun önemli bir azınlık grubu olarak Osmanlı hakimiyeti süresince hep var oldular. Rumlar, yüzyıllardır bu coğrafyada yaşamış ve Anadolu’nun yerli kültürü ile yoğrulmuş Hristiyan bir halktı. Grek kültürü Anadolu’nun diğer kültürleriyle karışmış ve dolayısıyla Yunan kültüründen apayrı bir kültür oluşmuştu. Hatta birçok yerde Rumlar Rumcayı unutup anadil olarak Türkçeyi kullandı. Mesela İzmir-Manisa demiryolu üzerindeki 4500 nüfuslu Horozköy kasabasında anadili Türkçe olan Rumlar yaşıyordu. Tıpkı bunun gibi, Batı Anadolu sahillerinde bulunduğu halde, anadili Türkçe olan birçok yerleşim birimi mevcuttu.

İzmir’de etnik cemaatler ayrı semtlerde yaşardı. Şehirde birer Türk, Rum, Ermeni, Yahudi ve Frenk Mahallesi vardı. Türklerden sonra en kalabalık nüfus Rumlardı. 1914 yılı resmi nüfus kayıtlarına göre 378.000 Müslüman-Türk ve 217.686 Ortodoks-Rum mevcuttu. ABD İzmir konsolosluğu kayıtlarına göre Cihan Harbi (Birinci Dünya Savaşı) öncesinde İzmir’in nüfusu 400.000 dolayındaydı ve bunun 165.000’i Türk, 155.000’i Rum idi (40.000’i Yunanistan uyruklu).

İzmir’de Rumlar kendilerini özgür ve mutlu hissediyorlardı. Türklerle sorunları yoktu ve Türklere göre çok yüksek bir refah düzeyleri vardı. Tüccarın, sanayicinin, esnafın çoğunluğu Rum'du. Tarım sektöründe bile Rumların ekonomik durumları Türklerden çok üstündü.

Rumlar, din konusunda çok tutucuydu. Bu taassup sadece Müslümanlığı kabul etmiş Rumlar için değildi. Bir Rum kızının 1809’da Katolik olmak istemesi şehirde büyük karışıklığa neden olmuş, başta papazlar olmak üzere Rumlar çeşitli toplu eylemlerde bulunup zor kullanma yolunu seçmişlerdi. Rumların dinsel hoşgörüsüzlükleri nedeniyle İzmir’de çıkardıkları olaylar çok fazlaydı. Din sebepli olayların en önemlisi “kan iftirası” nedeniyle çıkanlardı. Yahudilerin ekmek yapımında Hristiyan kanı kullandıkları şeklindeki asılsız ithamları yüzünden çıkardıkları olaylar mal ve can kaybıyla sonuçlanıyordu. Bir de Rumlar, paskalya bayramlarında taşkınlık yapıp olaylar çıkarıyor, sarhoş olup sağa sola saldırıyorlardı.

Mütareke ve işgal yıllarında İzmir Levantenlerinin hemen hepsi Yunan aleyhtarı olmuş ve Türkleri Yunanlara tercih etmiştir. Van der Zee, Wood, Giraud, Whittall ve Maltass Aileleri gibi birçok Levanten aile Türkleri desteklemiştir. Belki de kapitülasyonların sağladığı ayrıcalıklar sayesinde büyük bir servet yapan Levantenlerin, Yunanların hâkim olduğu bir İzmir’de, aynı düzeni devam ettiremeyeceklerinden korkuyorlardı. Nitekim dönemin Amerikan konsolosu Horton, 19 Temmuz 1919 tarihli raporunda "Bir tek atla çekilen eski püskü arabalardan oluşan İzmir’in tramvay sistemini ya da Ortaçağ'dan kalma ışıklandırma sistemini görenler, Türk hükümetinin himayesinde kötü hizmetleri pahalıya satarak zengin olan bu bayların niçin Yunan aleyhtarı olduğu anlaşılabilir. Hemen hemen bütün firmalar, Türk ortaklarla ya da Türk memurlarla birlikte çalışarak büyük kar sağladıkları ve büyük ayrıcalıklardan yararlandıkları için, İzmir'deki başlıca rakipleri olan Yunanların gelişinden hiç hoşnut olmadılar." yazmıştır. Uzun süre İzmir’de yaşamış olan, Kordon’da döviz bürosu bulunan Forbes adlı ünlü İngiliz işadamı 30 Nisan 1921 tarihinde Lord Riddell’e gönderdiği yazısında şöyle diyordu:

"Yunan işgali altında bulunan bölgelerde durumun oldukça kötü olduğunu belirtmekten üzüntü duymaktayım. Yunanlar Türkleri yönetecek yeteneğe sahip değiller. İngiltere’dekilerin Yunanların gerçek çehrelerini bildiklerini sanmıyorum. Nazilli bölgesinde bugüne dek yapılan kamçılama, artık kurşunlamaya dönmüştür. Tüm ülkede bir terör havası esmeye başlamıştır. Yunanistan’dan en son gelen askerlerin disiplinleri oldukça zayıftır. Gördükleri her Türk’ün başıboş bir köpek gibi öldürülmesini görev sayıyorlar. Hiçbir Türk bölgede güven içinde dolaşamıyor ve hatta Osmanlı Rumları bile Yunan askerlerince tedhişe tabi tutuluyor."

Forbes bir başka yazısında yine Riddell’e İzmir'de her iki tarafın da çirkin olaylar çıkardığını, bunun nedeninin Türkleri ürküten Yunan propagandası olduğunu, İzmir'i Yunanlara vermenin korkunç bir hata olacağını ifade etmiştir.

Francis adlı bir İngiliz 25 Şubat 1920 tarihinde İngiltere dışişleri bakanlığına gönderdiği bir yazıda "İzmir’i Yunan’a vermek, Liverpool’u Rusya’ya, Marsilya’yı veya Havr’ı Almanya’ya teslim etmeye benzer." ifadesini kullanmıştır.

Tavsiye Linkler

Levantine Heritage

İzmir Levantenleri 1

İzmir Levantenleri 2

İzmir Levantenleri 3

İzmir'deki Levanten Malikaneleri


Yorumlar - Yorum Yaz