Kısaca İzmir Tarihi

KISACA İZMİR TARİHİ
Antik İzmir

23 Şubat 2018, Cuma

İzmir Ege’nin incisidir. Batı'nın en doğusu, Doğu'nun en batısıdır. İzmirli Homeros’un “gök kubbenin altındaki en güzel şehir” olarak tarif ettiği, Aristo’nun Büyük İskender’e “mutlaka görmelisin” diye tavsiye ettiği, Victor Hugo’nun hiç görmediği halde adına şiir yazıp prensese benzettiği şehirdir İzmir. Farklı kültürlerin, hayat tarzlarının, inançların binlerce yıldır bir arada barış içinde yaşadığı kavimler kapısıdır.

Kuvvetle muhtemeldir ki İzmir adı Smyrna adlı bir Amazon kraliçesinden gelmektedir. Smyrna kelimesinin tarihteki erken söyleniş biçimleri Samorna ve Smurna'dır. Ama İzmir, Cumhuriyet dönemine kadar Smyrna ismiyle tanınmıştır.

Antik çağlardan günümüze değin bir ticaret ve liman şehri olan İzmir, kuruluşundan bu yana bu özelliğini hiç kaybetmemiştir. Bu niteliği sayesinde farklı kültürler İzmir’de harmanlanmış, bu özelliği kentin mimarisine de sinmiştir. Yakın zamanlara kadar İzmir’in en eski yerleşim yeri olarak bilinen Bayraklı’daki Tepekule kazılarından elde edilen eserler 5000 yıl öncesine uzanmaktadır. Doğu Helen dünyasının en eski kutsal yapılarından birisi olan Athena Tapınağı ve yine Helen dünyasının çok odalı ev tiplerinin en eski örnekleri ve İyon medeniyetine ait en eski parke döşeli yol burada yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Ancak 2006 yılında Bornova’da bulunan Yeşilova Höyüğü’ndeki kazılar şehrin tarihini 8500 yıl geriye götürmüştür.

Çağlar boyunca çeşitli istilalara uğrayan İzmir, Milat öncesi 333 yılında Büyük İskender tarafından da ele geçirilmiştir. Efsaneye göre Pagos Dağı eteklerinde uyuyakalan İskender’in rüyasına giren iki su perisi İzmir’i burada kurmasını öğütlemiş, o da şehri Kadifekale yamaçlarında kurmuştur.

Kadifekale

Roma İmparatorluğu döneminde Roma’ya karşı Bergama kralı Attalos’un oğlu Aristonikos’un öncülüğündeki ayaklanmaya destek vermediği için imparatorluk tarafından "hür şehir" unvanını alan İzmir, Bizans döneminde dinî bir merkez haline gelmiştir. Böylelikle İzmir, kazandığı bu özelliği nedeniyle başkent İstanbul düzeyine çıkarılmıştır. Bizans İmparatoru Leon, İzmir’i İstanbul dışındaki şehirlerin başkenti ilan etmiş ve İzmir’e kendi kendini yönetebilen kent unvanı verilmiştir.

Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun yoğun Türk akınlarına sahne olmasıyla birlikte İzmir ve çevresinde ilk kez Türk hakimiyeti görülmeye başlamış, 1081’de Çaka Bey İzmir’i merkez alarak bir beylik kurmuş ve yaklaşık 16 yıl beyliğini sürdürmüştür. Çaka Bey’den sonra İzmir ve çevresinde Türk izlerini kuvvetlendiren asıl dönem, Aydınoğulları Beyliği’nin 1308’de Birgi’de kurulmasıyla başlamıştır. 1317’de İzmir’i ele geçiren Aydınoğlu Mehmet Bey İzmir’in yönetimini oğlu Umur bey’e vermiştir. Umur Bey döneminde İzmir’de özellikle Kadifekale sırtlarında yoğun bir Türkleşme hasıl olmuştur. Umur Bey’in İzmir ve Ege Denizi’nde elde ettiği başarılar karşısında Venedik ve Cenevizliler olumsuz olarak etkilenmiş ve Umur Bey’in hakimiyetine son vermek amacıyla 1345 yılında papalığı harekete geçirerek bir Haçlı donanmasını İzmir’e göndermişlerdir. Bu donanma İzmir’e baskın yaparak sahilde bulunan Liman Kalesi'ni zapt etmiştir. Yaşanan bu gelişmeler sonunda Umur Bey’in donanması ve tersanesi tahrip edilmiş, Türkler ancak Kadifekale eteklerinde tutunabilmişlerdir. Nihayet Kadifekale ve çevresi Müslüman İzmir, günümüzde Hisar Camii civarında bulunan Liman Kalesi ve sahil kesimi ise Hristiyan İzmir olarak kalmıştır.

Umur Bey Liman Kalesi'ni Latinlerden geri almak için çok mücadele etmiş, 1348'de kaleyi kuşatmış, kaleden atılan oklarla şehit olmuştur. İzmir 1425 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içine girmiş ve uzun yıllar Sığla Sancağı olarak anılmıştır.

Çok kullanışlı bir limana sahip olması ve zengin bir coğrafyanın çıkış özelliğini taşıması İzmir'i daha da geliştirmiştir. Yönetim açısından önceleri voyvodalık daha sonra da sancak merkezi olan İzmir daha sonra Aydın Vilayeti’nin merkezi olmuştur.

İzmir’in gelişimi 17'nci asırdan itibaren ivme kazanmıştır. 1425’te başlayıp o zamana kadar kasaba irisi bir şehir özelliği taşıyan İzmir, 17'nci asırla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı'ya açılan kapısı olmuştur. İç bölgelerinde verimli tarım arazileri olan İzmir’in Batı'yla ilişkili bir liman şehri olarak gelişimi, Batı’nın Osmanlı coğrafyasına yayılma emellerine başlamasıyla paralellik taşır. Anadolu’nun zengin tarım ürünlerinin tek ihraç kapısı durumundaki İzmir, bu tarihten itibaren Batılı şirketlerin ve onların aracısı konumundaki Levanten aile şirketlerinin en önemli ilgi odaklarından birisi haline gelmeye başlamıştır. Bu durum şehrin görünümünü ve sosyolojik yapısını önemli bir değişime uğratmış, farklı kültürler İzmir’de bir arada barış içerisinde yaşamayı öğrenmişlerdir. 1800'lü yılların bütün Batı kaynaklı seyahatnamelerinde Küçük Paris olarak adlandırılan İzmir, giderek Batılı hayat tarzının artarak yaşandığı bir şehir haline gelmiştir. Farklı dillerde yayınlanan gazeteleriyle, Batı Avrupa’daki herhangi bir şehri aratmayan kafeleriyle, tiyatro ve konser salonlarıyla İzmir, kültürel olarak doğu Akdeniz liman kentleri içinde ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuştur.

Baltalimanı Ticaret Anlaşması’nın yapıldığı 1838 yılından sonra İzmir, gümrük sisteminde yapılan düzenlemelerle sanayileşmiş Batı Avrupa ülkelerinin ithal mallarının yoğun işgaline uğramıştır. Bu ithalat patlamasıyla birlikte İzmir’de meydana gelen ticarî canlılık, 1908 yılındaki İkinci Meşrutiyet’in ilânına kadar sürmüştür. Bu zaman zarfında İzmir Limanı, adeta Asya ile Avrupa arasında bir köprü olmuştur. Anadolu’nun tarım ürünlerinin deve kervanlarıyla İzmir’e getirilerek, limandan Avrupa’nın değişik şehirlerine ihraç edildiği bu süreci, 1860'ların ortalarından itibaren demiryollarının Batı Anadolu’daki yapımı izlemiştir. Bu gelişmeler ışığında İzmir-Aydın demiryolunun açılmasıyla Gediz ve Menderes Ovaları’nın tarım ürünleri İzmir Limanı’na daha rahat ve kolay bir şekilde taşınmıştır.

Kordonboyu

Bütün bu gelişmelerle birlikte Osmanlı merkezî otoritesinin ticaret faaliyetleri üzerindeki denetiminin zayıflaması ve konsolosluk mahkemelerinin yargı alanlarının genişlemesi, yabancı tüccarların İzmir’e akın etmesine neden olmuştur. 1856 yılında yabancılara mülk edinme yasasının çıkarılmasıyla birlikte İzmir nüfusunda önemli değişimler meydana gelmiştir. 1847’de yaklaşık 15 bin olan yabancı nüfus, 1880’de 50 bin kişiye ulaşmıştır. Artan ticaret hacmi yabancı sermayeli kuruluşların İzmir’de faaliyet göstermelerine neden olmuştur. Örneğin 1843 yılında İngiliz Commercial Bank of Izmir, 1860 yılında Fransız Credit Lyonnais ile 1863 yılında İngiliz-Fransız Osmanlı Bankası İzmir’de şubeler açmıştır. 1850’de 20 ülkenin tüccarları İzmir’de ticaret evleri kurmuş, bu durumun doğal sonucu olarak şehirdeki 17 konsolosluk bu yabancı tüccarlara hizmet vermeye başlamıştır. Tabii ki bu durum İzmir’in sosyoekonomik yapısını tamamıyla değiştirecek gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Konsolosluklar, Levanten aile şirketleri ve yabancı sermayeli kuruluşların geliştirdikleri yeni yaşam biçimleri, İzmir’in başta Kordon olmak üzere görünümünü de değiştirmiştir. İzmir Rıhtım Şirketi’nin denizi doldurarak oluşturduğu bölgede ve Kordon’da yabancılar kendi hayat biçimlerini sürdürecek mekânlar yaratmışlardır. Özellikle yüksek gelir gruplarına yönelik pek çok kulüp ve dernek binası bu civarda konuşlanmıştır. Örneğin Avrupalılar Derneği (Club Europen), Tüccarlar Derneği ve Kulübü, Avcılar Kulübü, Sporting Club, Concert America Tiyatro Salonu bu zamanda inşa edilen muhteşem yapılar olmuştur. Ayrıca Kramer Palas Oteli ile onun üst katındaki Club Hellenique de bu Batılı dokuyu tamamlamıştır. Artık şehrin insan popülasyonunda büyük farklılaşmalar olmuştur. Söz konusu bu kitle, Kordon’da konutlar da edinmeye başlamış, Pasaport'tan kuzeye doğru konutlar yoğunlaşmıştır. Sakız’dan gelen tüccarların oturdukları ev anlamına gelen "sakız tipi mimarî" yani iki katlı cumbalı konut mimarisi İzmir’de giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. Ayrıca Whitall, Giraud, Charnaud, Forbes, La Fontaine, Paterson gibi zengin Levanten aileleri Buca ve Bornova'da geniş araziler satın alıp ihtişamlı malikâneler yaptırmışlardır.

İzmir'in canlanan ekonomisi, beraberinde ticari organizasyonları da yaratmakta gecikmemiş, 1850’li yıllarda İngiliz, Fransız, İtalyan ve Hollandalı tüccarlar ayrı ayrı ticaret odaları kurmuşlardır.1885 yılında bütün bu odalar birleştirilerek İzmir Ticaret Odası tesis edilmiş, daha sonra 1892 yılında İzmir Ticaret Borsası kurulmuştur.

Kordon'da Levanten ve Frenk kadınlar


Yorumlar - Yorum Yaz