Altmışlı Yıllarda Sayfiye Yerleri

ALTMIŞLI YILLARDA İZMİR'DE SAYFİYE YERLERİ
Şenay Savur

Şenay SAVUR

2017 Yaz Mevsimi

Yazarın, "1960'lı Yıllarda İzmir'de Sosyal Yaşam" adlı doktora tezinden alınmıştır.

İzmir'in yaz ayları çok sıcak olduğundan, bunaltıcı sıcaklar nedeniyle vatandaşlar akın akın deniz kenarlarına inerlerdi. Zengini, fakiri, kadını, erkeği, otomobillisi veya yayası, serinlemek ve deniz havası almak için sahillere koşardı. 1960'larda Karşıyaka, Göztepe ve İnciraltı sahillerinden denize girmek mümkündü. Bu nedenle evleri sahil kenarında olanlar veya sahile yakın mesafede oturanlar akşamdan hazırladıkları yiyecekleriyle yürüyerek sahile inerlerdi. Genellikle pazar günleri yapılan bu aktivite, İzmirlilerin yaz aylarındaki en büyük eğlencelerinden birisiydi. Bir gün önceden börekler açılır, hasır sepetler yiyeceklerle doldurulur, demlenen çaylar termoslara konur ve ertesi gün ailece deniz kenarına inilirdi. Trafiğin sıkışık olması, plajların hınca hınç dolu olması ve bunaltıcı sıcaklar kimsenin huzurunu kaçırmaz, önceden planlanmış olan bu gezinti, bütün aile bireylerine tatlı bir huzur verirdi.

İzmir'in imbatı ve meltemi meşhurdu. Denizden hafif bir esinti gelir, denize girmeyenleri bile rahatlatırdı. İzmirliler için deniz kenarına inmek, boş vakitleri değerlendirmek için en güzel yollardan birisiydi. Yazlık evleri veya arabaları olanlar diğerlerine göre nispeten daha şanslı olurdu. Gürültüden, kalabalıktan uzak sayfiye yerlerinde güneşin ve denizin tadını çıkarırlardı. Orta halli vatandaşlar ise otobüsle veya dolmuşla geldikleri plajlarda oturacak yer bulabilmek için sabahın erken saatlerinde evlerinden çıkarlardı. Gürültü ve kalabalığa rağmen huzurlu bir gün geçirir, güneşin batmasıyla birlikte evlerinin yolunu tutarlardı.

Altmışlı yıllarda deniz kenarları tesis anlamında oldukça boştu. İzmirliler kimi zaman çadırları ile sahile gelir, denizin hemen kenarına çadırlarını kurarlardı. Yan yana kurulan çadırlar bir süre sonra tüm kıyı şeridini doldurur, sahilleri adeta çadır kenti haline getirirdi. Çadır kurulmayan deniz kenarlarında ise, insanlar kumların üzerine oturup piknik sepetlerini açar ve yemeklerini ailece yerlerdi. Şezlonga yatarak güneşlenmek pek yaygın değildi. Özellikle bikinileriyle yatarak güneşlenen bayanlara çok az rastlanırdı. Denizden çıkanlar kurulandıktan sonra kumların üzerine oturmayı tercih ederlerdi.

Plaj sezonu açılır açılmaz Urla'nın Kalabak ve Çeşmealtı Mahallelerinde, Güzelbahçe'nin Yalı Mahallesi'nde evler ve köşkler dolmaya başlardı. Narlıdere'den Çeşmealtı'na kadar sahil boyunca küçük oteller, çardak gazinolar, sayfiye evleri ve kiralık evler bulunurdu. Okulların kapanmasıyla birlikte buralarda yazlıkları olanlar yazlıklarına taşınır, yazlıkları olmayanlar da ev kiralamak suretiyle tatillerini buralarda geçirirlerdi.

Sahil boyunca çok sayıda doğal ve tesisli plaj vardı. Seferihisar ve Mordoğan o yıllarda doğal plajlarıyla bilinirdi. Ayrıca sahil boyunca veya sahile yakın bölgelerde kamplar kurulurdu. Seferihisar'ın Akkum Plaji meşhurdu. Kızılay, doğal güzelliklere sahip olan bu plajdan halkın faydalanabilmesi için 1959 yılında buraya çadırlar kurdu. Bu çadırlar günübirlik gelen vatandaşlar tarafından kiralanır, giyinip soyunmak ve dinlenmek amacı ile kullanılırdı. Ayrıca akşamları Akkum'da sandal sefası yapılır, güneşin batmasıyla birlikte halk mehtabı izlemek için denize açılırdı. 1960'ların başında bir gazino inşaatının tamamlanmasıyla birlikte Akkum Plajları 1960'lar boyunca İzmirliler tarafından daha sık kullanılmaya başladı. Plajda kabinler yapıldı, bir motel ve gazino inşaatı tamamlandı. Suyunun her zaman berrak ve serin olması, kamp kurmaya elverişli bulunması Akkum plajlarının popülerliğini artırıyordu.

Gümüldür ve Ahmetbeyli plajları, 1960'lı yılların başında yeni yeni tercih edilmeye başlamıştı. Bulgurca'dan itibaren, askeriye tarafından 14 metre genişliğinde yeni bir yol inşa edildiğinden, Gümüldür plajlarına ulaşım imkânı artmıştı. Klaros harabelerine giden yol da onarıldığı için, Ahmetbeyli Plajı da rağbet görmeye başlamıştı. Ahmetbeyli Plajı'nda bir otel ve gazino inşaatı tamamlanmış ve hizmete açılmıştı. Urla'daki Malgaca İçmeleri, Balçova'daki Agamemnon Ilıcaları, hem sağlık açısından, hem tarihi açıdan önem taşıyan merkezlerdi. Sağlık turizminin pek bilinmediği 1960'larda her iki ılıca da İzmirliler tarafından zaman zaman kullanılırdı. Ancak 1950'li yılların sonlarına kadar hem Malgaca İçmeleri hem de Agamemnon Ilıcaları basında sık sık yer alıyor ve olumsuz eleştirilere maruz kalıyordu. Tesisler yetersiz ve bakımsızdı. Halkın doktor önerisiyle değil, eskiden kalma inanışlarından dolayı bu merkezleri tercih ettikleri dile getiriliyordu. Özellikle Malgaca İçmeleri'nde tuvaletlerin su kaynaklarına yakın mesafede olması ve içinde birtakım mikropları barındırması en büyük eleştiri konusuydu. Her iki tesisin de restorasyona girmesi ve yeniden canlandırılması 1960'lı yıllarda oldu. Agamemnon Ilıcaları'nın yönetimi 1961 yılında İl Özel İdaresi'ne aitti. Halkın ılıcalardan yararlanabilmesi için 1961 yılında ılıcaların imarı ve yeniden canlandırılması gündeme geldi. Bir heyet tarafından hazırlanan raporda suyun durumunu tespit etmek üzere sondajlama yapılması gerektiği Devlet Su İşleri'ne bildirildi. Yapılan çalışmalar olumlu neticeler verdi ve 1961 yılında Agamemnon Ilıcaları'nın imarına başlandı. 1962 bütçesinden ayrılan ödenekle de tesisin diğer ihtiyaçları karşılanmaya çalışıldı.

1964 yılında Balçova Ilıcaları'nın (Agamemnon Ilıcaları) yapımı tamamlandı ve hizmete açıldı. Özellikle romatizma ve siyatik hastalığı olan vatandaşların tercih ettiği ılıcalar, hem sağlık, hem de dinlenme amaçlı kullanılan tesislerdi. İl Özel İdaresi tarafından yüz bin liraya kiralanan tesisler İzmirliler tarafından büyük rağbet gördü. Odaların fiyatları konumlarına ve imkânlarına göre farklılık gösteriyordu. Müstakil mutfak ve banyolu lüks daireler 70 lira, üst kattaki daireler 50 lira, alt kattaki daireler 40 lira, banyolu daireler 20 liraydı. Yeni inşa edilen tesislerin dışında eski tesisler de hizmete açılmıştı. Eski tesislerden balkonlu olanlar 15 lira ve alt kattakiler 10 lira idi. Ayrıca dar gelirli vatandaşların kullanabilmesi için ayrılan, günlük fiyatı 6 lira ile 7,5 lira arasında değişen 52 oda daha vardı. Yeni hizmete giren kısımda birinci sınıf lüks bir mutfak inşa edilmiş ve isteyen müşteriler için bu mutfakta tabldot hizmeti de başlamıştı. Balçova Ilıcaları İzmirlilerin tatil günlerinde, hem boş zamanlarını değerlendirmek, hem de şifa bulmak amacıyla gittikleri önemli bir merkez haline gelmişti.

Altmışlı yılların başında Karşıyaka sahilinde oturanlar evlerinin önünden denize girerlerdi. Sahildeki köşklerin bir kısmının kendilerine ait deniz banyoları vardı. Banyosu olmayanlar veya civardan Karışyaka sahilinde denize girmek isteyenler için bir tesis yapılmamıştı. 1950'li yıllarda Karışyaka plajını onarmak ve bir de gazino yapmak amacıyla başlayan inşaat 1960'lı yıllarda hala tamamlanamamıştı. Denize kazıklar çakılmış, inşaat malzemeleri taşınmış, tonlarca demir getirlmiş, fakat fen işleri, mühendisler, inşaat yapılmasına onay veren yetkililer, bir süre sonra tam tersi görüş bildirerek inşaatı durdurmuşlardı. İnşaatın asıl durma sebebi ise, sahildeki köşk sahiplerinin, manzaralarını bozacağı gerekçesiyle inşaatı istememeleriydi.

İzmir'in en meşhur plajı İnciraltı Plajı idi. Geniş bir sahili ve incecik kumları vardı, fakat gazino ve tesis açısından yetersizdi. İzmirliler bulabildikleri ağaç gölgelerinde oturur veya sahil boyunca güneş altında vakit geçirirlerdi. Tesislerdeki personelin vatandaşlara uyguladığı muamele çoğu zaman şikâyet konusu olurdu. Garsonlar müşterilere kaba davranır, kavga eksik olmazdı. Belediye yetkilileri sık sık bu tür gazinolara kontrole giderdi. Kentten uzak olmanın verdiği avantajla yüksek fiyat isteyen, tarife uygulamayan işyerleri takip edilir ve ceza kesilir, bazan da kapatılırdı. Tesislerin yeterli olmaması ve var olanların da yüksek fiyat istemeleri, İzmirlilerin kendi yiyeceklerini dışarıdan getirmelerine sebep oluyordu. Filelere doldurulmuş sarmalar, dolmalar, rafadan yumurtalar, maydanozlu köfteleri ellerde sepetlerle, alışılagelen bildik tablolardı.

İnciraltı, 1960'lı yıllarda orta halli vatandaşın gidebileceği en yakın sayfiye yeriydi. Özellikle Çeşme ve Kuşadası gibi uzak tatil beldelerine gitme imkânı bulamayan vatandaşlar, İnciraltı Plajı'nı tercih ederlerdi. Ancak meyhanelerin ve gece kulüplerinin varlığı, bölgenin kente uzak olmasından dolayı asayişin sağlıklı yapılamaması gibi sebeplerden dolayı, İnciraltı Plajı vatandaşların huzur ve güvenle gittikleri bir sayfiye yeri değildi. 1960'lı yılların ikinci yarısından itibaren durum değişmeye başladı. Plaj, Balçova Belediyesi tarafından kiralandıktan sonra İnciraltı'nın çehresi de yavaş yavaş değişime uğradı. Girişteki meyhaneler ve gece kulüpleri kaldırıldı. Belediye kendi imkânlari ile bir karakol inşa etti ve güvenliği sağlayacak memurlar görevlendirdi. Orta halli vatandaşın denize güvenle ve huzurla girebilmesi için deniz temizletildi ve plaj modernize edildi. Yüzme bilmeyenler için emniyet çizgisi belirlendi ve cankurtaran motoru hizmete sokuldu. Etrafı rahatsız edebilecek insanlara karşı bir emniyet kadrosu oluşturuldu. Plajda mayosu olmayan vatandaşlar için bir liraya mayo kiralanıyordu. Böylece senelerdir verimli şekilde kullanılmayan tesisler, Balçova Belediyesi tarafından yeniden düzenlenerek vatandaşların hizmetine sokulmuş oldu.

İnciraltı sahili kadar olmasa da, denize girmek için Narlıdere sahiline de gidilirdi. Narlıdere sahili, İnciraltı sahiline göre daha tenhaydı ve denizi de daha temizdi. Pina Plajı ve Pina Gazinosu, mülk sahibi Orhan Halaç tarafından işletilir ve müşterilere güleryüzlü hizmet verilirdi. O dönemde tesislerin müşterilerine güleryüzlü hizmet vermesi pek alışık olunan bir durum değildi. Sadece sahibi değil, bütün personel müşterilerle yakından ilgilenir ve onları memnun etmeye çalışırdı. Orhan Halaç titiz bir kişiliğe sahip olduğu için gazinosu da pırıl pırıldı. Gazinoya ait soyunma kabinleri vardı. İsteyenlere şezlong verilirdi. Burası tam bir aile gazinosuydu.

İzmir dışında en çok ziyaret edilen plajlar ve sayfiye yerleri Çeşme, Gümüldür, Kuşadası ve Foça sahilleri idi. Sadece İzmirliler tarafından değil, yabancı turistler tarafından da bu yerleşim bölgeleri ziyaretçilerin akınına uğrardı. Özellikle İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve Çekler yaz tatillerini geçirmek için sıklıkla Ege sahillerine geliyorlardı. Plajlarda kendi aralarında düzenledikleri güzellik yarışmaları en büyük eğlenceleri olurdu.

Foça, İzmir'in kuzeydoğusunda yer alan sakin bir dinlenme yeriydi. Denizi ile olduğu kadar mesire alanlarıyla da meşhurdu. Sahillerinde zeytin ve çam ağaçları vardı. Kamp kurmak için uygun yerlerdi. Tatilin başlamasıyla birlikte okullar Foça sahillerinde kamp kurarlardı. Foça plajlarında içkili ve içkisiz gazinolar ve lokantalar bulunurdu. Gece konaklamak isteyenler için otel, motel ve pansiyon bulmak mümkündü. İzmir ile Foça arasında devamlı otobüs seferleri yapılırdı. Foça sapağına dönmeden devam edilirse Çandarlı'ya ve oradan da Dikili'ye gitmek mümkündü.

Çandarlı'da hiç otel yoktu fakat Çandarlı halkı, evlerini kiraya vererek pansiyon olarak çalıştırırdı. Böylece 1200 kişinin konaklamasına yetecek kadar pansiyon bulunurdu. Ayrıca Batı Plajı'nda kiralık evler bulmak mümkündü. Plajda içkili yemekli gazinolar, kır kahvesi ve plaj kabinleri olurdu. Elektriği ve suyu vardı. 18.00'dan 24.00'a kadar elektrikten faydalanılırdı. Dikili Çandarlı'ya göre biraz daha gelişmiş bir sayfiye yeriydi. 24 saat elektriği ve suyu olurdu. Misafirlerin konaklaması için iki otel mevcuttu. Belediye, Bademli ve Makaron Plajları ünlüydü. Dikili'ye İzmir'den direk otobüs seferleri yapılırdı.

Gümüldür Gümüşsuyu Plajı ile ünlüydü. Sönmez Gazinosu ve Gölgeli Plajı'ndaki Çardak Gazinosu İzmirlilere hizmet verirdi. Gümüldür koylarının üstleri ağaçlıklı alanlarla dolu olduğu için kamp kurmaya müsaitti. Kuşadası ise ince kumlu plajları, modern otelleri ve tesisleriyle İzmirliler tarafından daha çok tercih edilirdi. Kendi arabası olmayanlar için en kolay ulaşım otobüslerle yapılırdı. Şehirlerarası otobüsler Selçuk'a kadar yolcu taşır, Selçuk'tan sonra başka bir otobüse veya dolmuşa binilirdi. Ulaşım zor olmazdı zira her on dakikada bir vasıta bulmak mümkündü.

Çocukluk dönemi 1960'lı yıllara rastlayan Sancar Maruflu o döneme ait anılarını şu cümlelerle anlatır:

«Eskiden yaz mesaisi vardı. Erken işe gidilir, saat ikiye kadar çalışılır, sonra yaz mesaisi başlardı. Saatlerimizi ona göre ayarlar, Karşıyaka'dan Konak'a gelirdik. Rahmetli babamın işyeri o civardaydı. Babamla buluşur, vapura binip İnciraltı'na gider, öğleden sonraki saatlerimizi orada geçirirdik. Geç saatlere kadar İnciraltı Plajı'nda denize girer, akşama doğru orada yemeğimizi yerdik. O zaman oralarda halkın oturabileceği, yemek yiyeceği salaş balıkçılar vardı. Balıklarımızı seçer, pişiriciye verir, masalara otururduk. Salataları, soğuk mezeleri de alıp tabağımıza koyardık. O yıllarda iki çocuklu dört kişilik bir aile çok kolay balık ziyafeti çekebilirdi kendine. Dönüşte yine İnciraltı vapuruna biner gelirdik. Vapur önce Konak'a uğrar, yolcuları indirip Karşıyaka'ya geçerdi. Eğer vapuru kaçırırsak, Bussing marka otobüsler vardı. Onlara binerdik. İnciraltı bir harikaydı.

İnciraltı'ndan başka, biraz ilerisinde Kilizman vardı. Kilizman'a da otobüsler çalışırdı. Orada da yemek yeme yerleri vardı. Sonra Urla'ya da gidilirdi. Urla dağlık bir yerleşimdi. Her türlü lokanta mevcuttu. İcabında sıcak ev yemekleri de yenebilirdi. Urla'da bazı İzmirli ailelerin yazlıkları vardı. Varlıklı ailelerin yazlıkları ise daha çok Çeşme'deydi. Okullar haziranda tatil olunca varlıklı aileler Çeşme'ye taşınırlardı. Erkekler İzmir'de çalışmaya devam eder, yaz bekârlığı yaşarlardı. Çünkü ulaşım o kadar kolay değildi. Erkekler cumartesi ve pazarı aileleriyle geçirir, pazartesi sabahı İzmir'e gelir, cuma akşamına kadar İzmir'de kalırlardı.

Kuşadası daha az ilgi görürdü. Daha uzaktı ama Kuşadası'na gidenler de olurdu. Kuşadası ve Çeşme 1960'larda tatil amaçlıydı ve sadece yazlıklar vardı. 1960'lı yıllarda Aliağa da çok popülerdi. İzmirliler Aliağa'ya Aliağa Çiftliği derlerdi. Aliağa İzmirlilerin mesire yeriydi. Yeşillik alanları çoktu. Denize girme imkânı olurdu. Balık ucuzdu. Balık yeme yerleri vardı. İzmir'den Aliağa'ya otobüsler kalkardı veya insanlar kendi arabalarıyla giderlerdi. Aliağa'ya genelde piknik yapma amacıyla gelinirdi. 1960'ların ilk yarısında Tüpraş ve Petkim yapılınca yavaş yavaş güzelliği kayboldu, liman bozuldu, hava kirliliği başladı ve zamanla popülerliğini kaybetti. İzmirlilerin denize girme amaçlı gittikleri bir diğer yer Foça idi. Foça 1960'lı yıllarda en popüler dönemini yaşadı. Serindi ve konaklama tesisleri vardı. Fransızların ilk tatil köyü burada yapılmıştı.»


Yorumlar - Yorum Yaz