Altmışlı Yıllarda Mesire Yerleri

ALTMIŞLI YILLARDA İZMİR'DE MESİRE YERLERİ
Şenay Savur

Şenay SAVUR

2017 Yaz Mevsimi

Yazarın, "1960'lı Yıllarda İzmir'de Sosyal Yaşam" adlı doktora tezinden alınmıştır.

Göztepe semtinde bulunan Susuz Dede, 1960'lı yıllarda en sık ziyaret edilen yerlerden birisiydi. Ayrıca, Fuar'a katılan sanatçılar ve sporcular Susuz Dede'yi ziyaret etmeden gitmezlerdi. Susuz Dede cuma günleri ziyaretçi akınına uğrar, mezarı taşıma sularla sulanırdı.

İzmir içinde en çok tercih edilen mesire yerleri Kültürpark, İnciraltı, Üçkuyular, Şirinyer ve Pınarbaşı idi. Levantenler zamanından beri mesire yeri olarak kullanılan Pınarbaşı, özellikle nar bahçeleri ile dikkati çeken, ağaçlıklı ve sulak bir yerdi. İzmirliler pazar günleri ve resmi tatillerde piknik yapmak ve dinlenmek için Bornova'nın dört kilometre güneydoğusundaki Pınarbaşı'na akın ederlerdi. İzmir'de Levantenler tarafından tercih edilen diğer bir piknik alanı da Kemalpaşa idi.

Pınarbaşı'na pikniğe giden Levantenler
Pınarbaşı'na (Bounarbachi) pikniğe giden Levantenler

İzmir'in muhtelif semtlerinde çeşitli meyve bayramları (festivalleri) düzenlenirdi. Bunların en meşhurları Kemalpaşa'nın kiraz bayramı, Pınarbaşı'nın nar bayramı ve Buca'nın üzüm bayramıydı. Bu bayramlar üst üste iki üç hafta sürerdi. Buca, büyük bahçelerle kaplı şirin bir sayfiye yeriydi. Buca'nın çam ağaçları arasındaki parkları meşhurdu. Otobüs veya trenle Buca'ya gitmek mümkündü. Şirinyer'de bulunan tarihi su kemerleri de İzmirliler tarafından sık ziyaret edilen yerlerden birisiydi. Tıpkı Buca gibi Bornova da İzmirlilerin dinlenmek ve hoş vakit geçirmek için gittikleri küçük bir sayfiye yeriydi. Buraya da otobüs ve tren seferleriyle ulaşım sağlanırdı. Bornova meyve bahçeleri, suları ve gazinoları ile meşhurdu.

Kemalpaşa'ya pikniğe giden Levantenler
Pınarbaşı'ndan (Bounarbachi) Kemalpaşa'ya (Nymphio) pikniğe giden Levantenler

Kemalpaşa'ya pikniğe giden Levantenler
Pınarbaşı'ndan (Bounarbachi) Kemalpaşa'ya (Nymphio) pikniğe giden Levantenler

Karşıyaka taraflarındaki Yamanlar'da piknik alanı vardı. Deniz seviyesinden 900 metre yüksekte, yoğun çam ağaçlarının bulunduğu bu bölge kamp alanı olarak da kullanılıyordu. 1960'lı yıllarda Bayraklı sırtlarında Atatürk Ormanı kurularak, dinlenme alanlarının tek bir bölgede toplanması planlanmıştı. Oysaki İzmirliler dinlenmek için, ulaşımı zor olmasına rağmen Karagöl ve çevresindeki Yamanlar Kampı'nı tercih ediyorlardı. Havasının temiz olmasından dolayı 1950'li yıllarda bu bölgede Sağlık Bakanlığı tarafından bir sanatoryum inşa edilmesi kararlaştırılmıştı. Fakat 1960'larda verem hastalığının büyük oranda azalması, Yamanlar Kampı'nın dinlenme alanı özelliğini ön plana çıkardı. Yapılan sanatoryum binası da Kızılay'a devredildi ve otel olarak işletilmeye başladı.

Altmışlı yılların Balçova'sı da orman içi mesire alanları, badem ve narenciye ağaçları ile doluydu. Üçkuyular ile Balçova arasında atlı arabalar çalışırdı. Kır evlerinin yoğun olarak bulunduğu bu bölge İzmirliler için güzel bir mesire alanıydı. Biraz daha ilerleyince İnciraltı'nın mesire yerlerine gelinirdi. İnciraltı sadece denizi ve plajlarıyla değil, aynı zamanda kamp alanlarıyla da meşhurdu. Yazın okulların kapanmasıyla birlikte aileler İnciraltı'ndaki kamplara yerleşirler ve yaz boyu tatillerini burada geçirirlerdi. Bu kamplardan bir tanesi Belediye Kampı idi. Sadece belediye çalışanları bu kampta kalırdı. Kamp bugünkü Atatürk Öğrenci Yurdu'nun bulunduğu alandaydı. Evler; bir oda, bir mutfak ve bir tuvaletle banyodan oluşan, yan yana dizilmiş yerleşim birimleriydi. Genelde ikili veya dörtlü bloklar halinde sıralanmışlardı. Kampta, diğer evlerden biraz uzakta tek başına duran evler de vardı. Bu evler sadece üst düzey memur ailelerine kiralanırdı. Evler küçük olduğu için, kadınlar zamanlarının büyük kısmını kapının önündeki giriş teraslarında geçirirlerdi. Yemeklerini orada pişirir, komşularıyla sohbet eder, kahvelerini içerlerdi. Çocuklar zaten zamanlarının büyük kısmını denizde geçirirlerdi. Yemek saatlerine kadar ortada görünmezler, anneler de çocuklarını merak etmezlerdi. Kamplar güvenli, insanlar samimiydi.

Belediye Kampı'nın hemen karşısında Belediye Plajı ve Belediye Gazinosu vardı. Kampa gitme sürecinin tamamı büyük bir keyif olurdu. Belediye evleri boş olarak kiralandığı için, buzdolabından ocağa, kanepeden koltuklara kadar her şey, küçük kamyonetler kiralanarak taşınırdı. Eşyalar özenle sarılır ve kamyonete yerleştirilirdi. İğneden ipliğe, çarşaftan yorgana, çaydanlıktan kap kacağa kadar her şey tek tek düşünülürdü. Hazırlıklar daha okullar kapanmadan önce başlardı. Uzun bir hazırlık sürecinin sonunda kamp günü taşınma gerçekleşirdi.

Belediye Kampı'nın dışında, İnciraltı'nda bir de ESHOT Kampı vardı. ESHOT Kampı beton zemin üzerine kurulmuş çadırlardan oluşurdu. Kampın briket bir sinema perdesi vardı ve geceleri film gösterileri yapılırdı. Civar kamplardan film izlemeye gelmek serbestti. Herkes sandalyesini, minderini ve çekirdeğini yanında getirir ve boş bir yer bulup yerleşirdi. Film başlayana kadar konuşmalar ve uğultular devam eder, filmin başlamasıyla birlikte konuşmalar biter, hıçkırık sesleri başlardı. Filmler genelde acıklı olduğu için kadınların iç çekme sesleri ve yorumları eksik olmazdı.

Bir de Sami Bey Çadırları vardı. Burada herkes kendi çadırını kendisi getirir ve kurardı. Bir anda ortalık rengârenk çadırlarla dolup taşardı. Kamplardaki gece eğlenceleri keyifli olur, çocuklar ve kadınlar özgürlüğün tadını çıkarırlardı. Hafta sonları erkekler de ailelerine katılır, iki gün de olsa dinlenir ve İzmir'deki işlerine dönerlerdi.

Sonuç olarak İzmir, 1960'lı yıllarda Türkiye'nin en modern kentlerinden birisiydi. Eğlence ve boş zamanları değerlendirme anlayışı İzmirlileri diğer Anadolu kentlilerinden farklı kılıyordu. İzmir'in, körfezin çevresinde yarım ay şeklinde kurulu bir kent olması, onların denizle iç içe bir yaşam sürdürmesini sağlıyordu. Her kentin olduğu gibi İzmir'in de kendine özgü bir eğlence kültürü vardı. Tarihi ve turistik yerleri, deniz kültürü, İzmir Enternasyonel Fuarı'nın varlığı ve kent içindeki eğlence mekânları, İzmir'i bir çekim merkezine dönüştürüyordu. Özellikle fuar mevsiminde eğlence doruğa ulaşır, bütün sokaklar ışıklandırılır, adeta gece ile gündüz birleşirdi. Eğlenceler sabahlara kadar sürerdi. İzmir sadece İzmirliler tarafından değil, çevre il ve ilçelerden, İzmir'e uzak kentlerden ve dünyanın birçok bölgesinden ziyaretçi akınına uğrardı. Türk sinemasının usta oyuncuları, ses sanatçıları ve meşhur tiyatrocular, Fuar'daki bir gazinoda sahne almak için adeta birbirleriyle yarışırlardı. Bir sene önceden sözleşmeler yapılır, hangi sanatçının hangi gazinoda çıkacağı önceden belirlenirdi. Fuar'da sahne alan bir sanatçının kendini ispatladığı kabul edilir ve şöhreti artardı.


Yorumlar - Yorum Yaz