Pagos'un Eteklerinde

PAGOS'UN ETEKLERİNDE
Oğuz Uçak

Oğuz UÇAK

2010


Yapılan araştırmalara göre İzmir'in tarihinin günümüzden 11 bin yıl önceki karanlık çağlara kadar uzandığı ileri sürülse de, tarihte İzmir adına ilk olarak Milat öncesi üçüncü bin yılda rastlanır. Bu tarihte Bayraklı Tepekule'de yerleşim vardır ve İzmir'in o zamanki adı Symrna'dır. Binlerce yıl boyunca çeşitli kavimlerin etkisi altında kalır bu topraklar. Sürekli el değiştirir. Defalarca yakılır, yıkılır. Milattan önce dördüncü yüzyıla gelindiğinde uygarlık namına pek bir iz kalmamıştır. Ta ki Büyük İskender İzmir'e gelene kadar. Günlerden bir gün (M. Ö. 334) Pagos Tepesi'ne (Kadifekale) çıkan Büyük İskender, o zamanlar ormanlık bir alan olan bu tepede bol bol avlanır. Av sonrasında dinlenmek üzere ulu bir çınar ağacının gölgesinde uyuyakalır. Rüyasında iki su perisi görür. Periler yüce kırala burada bir kent kurmasını öğütler. Gördüğü rüyayı hemen kâhinine yorumlatan Büyük İskender, kurulacak kent ile bu coğrafyada yaşayan ve yaşayacakların eskisinden çok daha fazla mutlu olacağı cevabını alır. Bunun üzerine komutanlarından Lycimachos'a Pagos'un en yüksek yerinde, 186 metrelik rakımda büyük bir kale yapılması emrini verir. Böylece İzmir yeniden kurulur. Bu, aynı zamanda Büyük İskender'den İzmir halkına, Pers savaşlarında kendisine gösterdikleri yardıma karşılık sunduğu bir armağan olur.

Su perilerinin dileği yerine gelmiştir. Ama daha da önemlisi kâhinin cevabında gizlidir. Çünkü o tarihten sonra İzmir, güleryüzlü ve mutlu insanların yaşadığı bir kent olacak ve uygarlık ateşi üzerinden bir daha hiç sönmeyecektir. Büyük İskender'in ölümünden sonra bir süre Bergama Kırallığı'nın egemenliği altına giren kent, M. Ö. 190 yılında Romalılarla tanışıp ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar ve Hıristiyanlığın gelişiminde önemli bir rol oynar. Bu dönemde İzmir büyük bir kültürel atılıma sahne olur. Roma'dan sonra Bizans'ın da zayıflamasıyla İzmir; Cenevizliler, Selçuklular, Araplar ve Rodos şövalyeleri arasında sürekli el değiştirir. Nihayet 1422'de, İkinci Murat zamanında kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girer.

İzmir 16'nci yüzyıldan başlayarak, özellikle 18 ve 19'ncu yüzyıllarda Fransız, İngiliz, İtalyan ve Hollandalı tüccarların göçüyle çok uluslu bir ticaret merkezi haline gelir ve Aydın Vilayeti'ne bağlı bir yerleşimken, 1868'de vilayet merkezliğine yükselir.

On dokuzuncu yüzyılda İzmir'de yaşayanların bölgesel dağılımı aşağı yukarı bellidir. Yerli Rum nüfus Punta (Alsancak) ile Göztepe arasındaki sahili mesken edinmiştir. Levanten tüccarlar kent merkezi yerine Buca ve Bornova'daki köşkleri tercih etmiştir. Karşıyaka o dönemde daha çok bir sayfiye yeri gibidir. Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölge Pagos'un etekleridir.

Tilkilik Dönertaş Sebili

1970'lere kadar işçisi, memuru, emeklisi, tüccarıyla eski mahalle hayatının iki üç katlı müstakil evlerde, iç avlusunda havuzların bulunduğu konaklarda devam ettiği, inişli çıkışlı ve bol yokuşlu, manzarası güzel, havadar, bir zamanlar son derece nezih Pagos'a yolumuz düştü bugün.

Tilkilik Dönertaş Sebili
Yetmişlerden sonra aldığı yoğun göç dalgasıyla günümüzde daha çok Mardin ve Urfalı sakinlerinin yurt bellediği eski Türk mahallelerindeyiz. Bir gece önce yağan şiddetli yağmurdan eser yok. Bütün sokaklar yağmurla birlikte yıkanıp pırıl pırıl olmuş, tertemiz. Hava aralık ayı ortalamalarının çok üstünde ve sıcak. Nefis bir gün. Adet olduğu üzere Mezarlıkbaşı'ndan Agora'ya doğru yöneliyoruz. Rotamızda Tilkilik üzerinden Dönertaş'a ulaşmak, oradan da Basmane Oteller Sokağı'nı boylu boyunca geçip Altınpark'a dönmek var. Ama önce Dönertaş Sebili'nin sırasındaki Hatuniye Camii manzaralı kahveye oturup birer çay içiyoruz.

Tilkilik Hatuniye Camii

Bir zamanlar İzmir'in en canlı konaklama yeriyken, Basmane Meydanı'ndaki İzmir şehirlerarası otobüs garajının taşınmasıyla kaderine terk edilen, mezbele hale gelen, ama yakın geçmişte Konak Belediyesi'nce teker teker restore edilerek tekrar turizme kazandırılmaya çalışılan Oteller Sokağı'ndayız. Yan yana sıralanan otellerin, moda deyimle butik olma sevdaları devam etse de, eski günlerin yeniden canlanmaya başladığının izlerini görmek elbette sevindirici bu güzel sokakta.

Basmane Karakolu
Tarihi Basmane Karakolu'nun tam karşısında acıktığımızı hissediyoruz. Adresimiz kesinlikle belli: Urfalı Bedir'in Yeri. Yemekten sonra niyetimiz, köşedeki iki metrekarelik tatlıcı dükkânından ayaküstü katıksız enerji almak. Ama öylesine doyduk ki, hepsi günlük yapılan aşure, irmik helvası, lokma ya da kuru baklavanın tadına bakmayı istemiyor midemiz.

Kebapçı Urfalı Bedir

Konak Belediyesi'nin ek bina inaşatı için istimlâk edip çalışmalara başladığı, ancak Roma Yolu'nun kalıntılarına rastlayınca projesini değiştirmek zorunda kaldığı geniş alandayız. Söylenenler doğruysa proje şu şekilde devam edecekmiş: Üstü cam gibi saydam bir plaka ile örtülüp altı ışıklandırılacak ve bina bu sistemin üzerinde yükselecekmiş.

Hatuniye Camii
Tilkilik, Hatuniye Camii

Dondurmacı Yokuşu, Patlıcancı Yokuşu derken, Namazgâh'a kadar geliyoruz. Yol boyunca ilköğretim öğrencilerinin "hello" diye takılmalarına genelde aldırmıyor ama bazen şakalaşıyoruz. Hatta içlerinden biri, karışık sokaklarda kaybolmayalım diye Mumcu Yokuşu'na kadar rehberliğimizi bile yapıyor.


Pagos'un doğu eteklerinde başladığımız yolculuğumuz, kuzey eteklerindeki Koruluk'ta, Roma Yolu'nun ilk adımlarında son buluyor. Damlacık'ın üst kısımlardan önce aşağıda uzanan Konak'a, sonra başımı kaldırıp yukarıdaki Kadifekale'ye doğru bakıyorum. Büyük İskender'i, uykusuna giren perilerini ve en çok da kâhini saygıyla selamlıyorum.



Tavsiye Link

Pagos'un Etekleri


Yorumlar - Yorum Yaz