İzmir İşgalinde Bornova

İŞGAL DÖNEMİNDE BORNOVA
Evren Ünlü

Evren ÜNLÜ

21 Kasım 2011, Pazartesi

İzmir'in işgali - 15 Mayıs 1919


Bornova 1789 yılına kadar Türklerle Rumların yaşadığı bir köy niteliğinde iken, Fransız Devrimi'nden kaçanların etkisiyle Fransızların yerleştiği, Fransızca konuşulan bir köy haline gelmişti. Bu tüccar aileler Bornova'da köşkler ve bahçeler yaptırmaya başladı. Fransızları İngiliz ve İtalyanlar izledi. Ermeni ve Yahudi ailelerle birlikte Bornova kozmopolit bir köy haline gelmişti.

İngiliz Whittall Ailesi zamanla Bornova'nın en güçlü ve etkili ailesi haline gelmişti. Kurduğu akrabalık ilişkileri ve Bornova içinde yaptığı bayındırlık faaliyetleri, etki ve otoritelerini iyice artırdı. Whittall'ların Bornova'da birçok köşkü, arazisi, kilisesi, depoları bulunuyordu. İngiliz Kulübü'nü Bornova'da kuranlar da onlardı. Bornova'ya yollar, su tesisatları, spor alanları vs. yaptırmışlardı. Whittall Ailesi'ni Giraud, Paterson, Paggy, Aliberti, Braggiotti gibi birçok aile izliyordu. Levantenlerin kendilerine ait bir dünyası bulunurken, Bornova'da yaşayan diğer milletler bu göz kamaştırıcı dünyayı dışarıdan izliyorlardı.

Yirminci yüzyıl başında Bornova
Bornova, yirminci yüzyıl başı. Kızılay (Yaka) Mahallesi ile Havuzbaşı arasındaki bölge

O dönemde Bornova'nın nüfus ve sosyoekonomik durumuna kısaca göz atarsak şöyle bir tablo ile karşılarız:

4300 Türk
4000 Rum (2500 yerli, 1500 adalardan göçen)
300 Levanten, Ermeni, Musevi

Bornova'da 1894 yılında 1065 ev, 2 cami, 4 mescit, 1 türbe, 1 Katolik kilisesi, 1 Ermeni kilisesi, 1 Rum kilisesi, 2 Rum şapeli, 1 Anglikan kilisesi, 2 havra, 3 İslam mektebi, 2 Rum mektebi, 1 Fransız okulu (Saint Vincent, 152 öğrenci) 1 İngiliz okulu (Turrel, 20 öğrenci), 1 Yahudi okulu, 1 kütüphane, 2 hamam (Türk ve Rum), 3 gazino, 10 imalathane, 2 lokanta, 1 rumhane, 4 yağhane, 7 değirmen, 45 kule, 5 kahvehane bulunuyordu.

Bornova'nın karışık nüfus yapısını anlamak için 1881-1922 yılları arasındaki belediye başkanlarına bakmak yeterlidir:

Hurşit Ağa, Raşit Ağa, Hakkı Bey, Hacı Rüştü, Kulalı Yanko, Yağcı Nikolaki, Emil Gazık, Vitago

Dikkat edilirse, Rum nüfusun artması ile birlikte belediye başkanları da Rum olmuştur. Bu, normal bir artış değildi. Sürekli olarak Yunan adalarından İzmir ve çevresine Rumlar getiriliyordu. Bu, Yunan işgal döneminde Yunanların politikası olmuştu. Amaç, İzmir Rumlarının çoğunlukta olduğunu ispatlamaktı.

Bornova'da hayat bu şekilde devam ederken, Birinci Dünya savaşının başlaması ile birlikte Osmanlı ile savaş durumunda olan İngiliz, Fransız, İtalyan devletlerinin vatandaşları olan Levantenler hakkında İstanbul Hükümeti tutuklama kararı vermiş olsa da, dönemin İzmir valisi, Bornova'da ikamet eden Rahmi Bey Levantenlerle olan iyi ilişkilerinden dolayı bu emri uygulamamış, sadece Bornova'da aileleri gündüz saatlerinde bir evin bahçesine toplamak, gece evlerine gidebilme serbestisi vermek gibi göstermelik uygulamalar yapmıştı.

Dünya Savaşının bitmesi ve Osmanlı devletinin yenik sayılması yeni bir devrin başlangıcı olmuştu.

İşgal döneminde Bornova'da Yunan askeri
İşgal döneminde Bornova'daki Yunan ordugahı

İzmir'in işgal edileceği haberleri özellikle bütün İzmir'deki gibi Bornovalı Rumları da heyecanlandırıyor, zaman zaman taşkınlıklar yapmalarına neden oluyordu. İşgalden önce Rumlara ait bir çete, Işıklar Köyü (Işıkkent) civarından geçen jandarma müfrezesine mezarlıkta pusu kurmuştu. 3 Nisan 1919 tarihinde Harbiye, Hariciye ve Dahiliye Nezaretlerine gönderilen raporda, Bornova ve Urla'da asayişsizliklere neden olan Rumların ve bunları destekleyen Kızılhaç teşkilatının faaliyetlerine mani olunması istenmiştir.

İşgal başlamadan ve işgal döneminde Rum çeteler Türklere baskı ve yıldırma politikası uyguluyordu.

15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan devletinin İzmir’i işgaliyle birlikte Bornova'ya da bir Yunan birliği yerleştirildi. Bornovalı Rumlar işgali sevinç gösterileri ile karşılamış, Levantenlerden bir kısmı sempati ile, bir kısmı ise kuşkulu ve isteksiz şekilde yeni yönetimi karşılamışlardır. Türkler ise evlerine kapanmış ve olan biteni sessizce izlemeye başlamıştır. Yunanistan’ın İzmir'i işgali sırasında bu bölgede yaşayan Rumlar kendileri için yeni bir dönemin başladığı düşüncesine kapılmışlardır. Bu yüzden, kurdukları çeteler vasıtasıyla Türklerin yaşadığı köylere baskınlar düzenlemiş, soygunlar ve katliamlar yapmışlardır. Yunanistan ise işgal ettiği Batı Anadolu’yu kendi toprağı olarak kabul etmiş ve buralarda yaşayan Rumları silâh altına çağırmıştır. Bu çağrıyı dikkate alan Rumlar, Yunan işgalinin sürdüğü yıllarda Yunan ordusuna her türlü desteği vermiş, ordunun bazı tümenleri Rumlardan oluşturulmuştur. Yunan ordularının Anadolu’da birçok şehri işgal ettiği haberlerini alan Rumlar bu durumdan son derece memnun olmuş ve eğlenceler düzenlemişlerdir. Ayrıca Rumlar, Yunan işgalini kolaylaştırmak ve işgalin kalıcı olmasını sağlamak amacıyla çeşitli teşkilat ve cemiyetler de kurmuşlardır. Fener Rum Patrikhanesi de, Rum çete teşkilatlarının oluşturulması, Osmanlı aleyhinde gösteriler düzenlenmesi ve Yunanistan lehine yapılan propagandanın yaygınlaştırılması gibi faaliyetlerde aktif rol almıştır. Özellikle Fener Patrikhanesi’ne bağlı metropolitler Yunan ideallerinin gerçekleşmesi için din faktörünü kullanarak Rumları Türkler aleyhine kışkırtmışlardır.

İşgalde sevinçle gösteri yapan Rum kızları
İşgal sırasında Bornova'da gösteri yapan Rum kızları

İşgal döneminde Bornova'nın merkezinde bir Yunan kulübü kurulmuş, burada Yunan subaylarının, Levantenlerin, yerli Rum ve Ermenilerin katıldığı yemekler ve partiler düzenlenmiştir. O zamanlar Türkler için ıstırap dolu günlerdi. Merkezde Rumların yaptığı sözlü taciz ve hakaretler dışında önemli bir olay yaşanmasa bile, köyün hemen dışında gerek yerli Rumların gerekse Yunan askerlerinin yarattığı tehlikeler başlamıştı. Kayıtlara geçmiş bazı olaylar şunlardır: 1919 yılında Bornova'daki Yunan askerleri tarafından tarlada çalışan 50 kadar Türk dövülerek gasp edilmiştir. Temmuz 1920 tarihinde Yunan askerleri iki İngiliz kadına tecavüz etmiş, İngiliz Konsolosluğu'nun isteği üzerine Yunan kuvvetleri Bornova'nın merkezinden çekilmiştir. 16 Mayıs 1920’de Bornova'da Sadık ve Hüseyin isimli şahıslar öldürülerek kuyuya atılmıştır. Bornova'da Yunan askerleri tarafından 2 okul, 2 camii, 1 fabrika, 4 ev ve 4 çiftlik yakılmıştır.

Milli Mücadelenin başarıya ulaştığı haberleri Yunanlılar tarafından sansürlense de, söylentiler Rumların moralini bozmakta, Türkler ise bekleyişlerini sürdürmekteydi.

Türk ordusunun 20'nci alayı 8 Eylül 1922’de Bornova sırtlarından İzmir’e yaklaşmıştı. 9 Eylül günü 13’üncü alayın bir kısmı Bornova'ya doğru yürüdü. Bu sırada 2’nci tümen bataryası Bornova’ya birkaç top atışı yaptı. Bornova'daki Levanten evleri, mensup oldukları milletlerin bayraklarını evlerine asarak bir bakıma koruma sağlamak istedi. Dördüncü süvari alayı, yüzbaşı İbrahim Hakkı Bey komutasında Bornova’ya girdi. Bornovalı Rumlar ve Ermeniler Liman'a doğru kaçmaya başlamışlardı. Xeros adlı Seydiköylü Rum çeteci bir kısım Rum ve Ermeni gençler ile Türk ordusuna karşı koymak amacıyla bir örgüt kurmuş, silahlı çatışmaya başlamıştı. Manisa yolunda, Büyük Camii arkasındaki Meyhane Boğazı'nda, şu an Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi önündeki Şehitler Anıtı'nın olduğu eski tren hattı boyunca çatışmalar yaşandı. Bugün anıtın olduğu mevkide biri Bornovalı, iki er şehit düştü.

Yerli Türklerin de yardımıyla, karşı koyanlar ordu tarafından yok edildi. Rum ve Ermenilerin çoğu Liman'a doğru kaçmaya başlamıştı. Bornova'da büyük bir karmaşa meydana geldi. Türkler sevinç gösterilerine başlamıştı.

Sonuçta, adalet dağıtmak için Batı Anadolu’ya geldiklerini söyleyen Yunanlar, daha işgalin başladığı gün İzmir’i kana buladılar. İzmir ve civarındaki Türk halkı, yaklaşık 40 ay ıstırap içinde yaşadı. Bu ıstırap, Yunan ordusunun Anadolu içlerine yürümeye karar verdiği dönemlerde daha da arttı. Oysa aynı dönemde, bölgedeki Rum ve Ermenilerin büyük bir kısmı işgalcilerle bütünleşerek, Yunan ordusuna maddî ve manevî her türlü yardımı yapıyordu. Ancak, ne İngiliz sermayesi ne de Anadolu’ya saldıran Yunan ordusunun çabaları, Ankara’da alevlenen millî uyanışı söndüremedi. Türk ordusu, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girip Yunan ordusunu etkisiz hale getirirken, Yunanistan’ın Enosis hayaline, bir daha dirilmemek üzere son verdi.

İşgal döneminde Yunanlılar tarafından yapılan uygulamalar, Türk halkının vicdanında büyük yaralar açarken, bu uygulamaların doğal yansımaları, kurtuluşla birlikte kendini gösterdi. Anadolu’dan kaçamayan Yunan askerlerine ve işbirlikçi azınlıklara ve ihanet eden Türklere karşı en büyük tepki İzmir’in Türk halkından geldi. Kurtuluştan sonraki günlerde, İzmir içinde ve çevresinde tarla, bağ ve bahçelerde korku içinde saklanan ve Türk ordusuna teslim olmayan Yunan askerleri, halk tarafından yakalandıkları yerde öldürüldü. Üç buçuk yıl süren işgal boyunca İzmir, Atina yönetiminin Batı Anadolu’daki merkezi durumuna getirilmişti. İşgal dönemi boyunca yerli Rumların büyük kısmının Yunanlara destek olması ve Yunan yönetimi ile bütünleşerek, yüzyıllarca yan yana yaşadıkları Türklere karşı takındıkları tavır, kurtuluş sonrasında hoş olmayan olayların meydana gelmesine yol açtı. Bu olaylar içinde İzmir halkının işbirlikçi Rumlara karşı tepkisini gösteren en çarpıcı olay, şüphesiz İzmir metropoliti Hrisostomos’un 10 Eylülde linç edilerek öldürülmesiydi.

Yirminci yüzyıl başında Bornova'da bir köprü
Yirminci yüzyıl başında Bornova'da bir köprü

Levantenlerin büyük kısmı Bornova'dan ayrılmıştı. Ama bir kısmı evlerinde kalmaya devam ediyordu. Ortaya çıkan karmaşadan yararlanan işsiz, güçsüz, serseri takımları ve asker kaçakları asayişsizlik olaylarına başlamıştı. Ordunun bunlarla uğraşacak gücü ve zamanı yoktu. Çünkü Yunan birlikleri dağılmış olsa da İzmir ve çevresindeydi. Bu başıbozuk çeteler durumu fırsat görüp, kaçan Rum ve Levantenlere ait evleri yağmaladı. Kaçamayan bazı Rumlar öldürüldü. Rum ve Levanten evleri ateşe verildi. Kabul edilebilir bir yanı bulunmasa da roller değişmişti. Bu sırada bir Levanten (Doktor Murphy) öldürüldü. Rumlara ve Levantenlere ait kilise ve mezarlıklar tahrip edildi. 14 Eylül'e kadar Bornova, yollarda cesetlerin olduğu, yanan evlerin bulunduğu bir harabe haline gelmişti. Yunan birlikleri İzmir'i terk etmişti ama hala şehirde Yunan ordusu artıkları, Rum çeteciler vs. bulunuyordu. Zaman zaman hâlâ ufak çatışmalar vuku buluyordu.

Genel bir savaş sonrası kaos ortamı hakim idi. Binlerce Rum ve Ermeni, limanda demirli İngiliz, ABD, Fransız ve İtalyan gemilerine binmek için sahil boyunca bekleşiyordu. 13 Eylül tarihinde İzmir'in yarısından çoğunu yok eden yangın başladı. Şehir cehennemi yaşıyordu. Bornova ise sessizliğe bürünmüştü. Birkaç Levanten evi dışında tüm köşkler boştu. Bazı köşkler yanmış ve yağmalanmıştı.

15 Eylül tarihinde Hortense Wood adlı Levanten bayanın evinin önemli misafirleri vardı. Mustafa Kemal Paşa ve diğer komutanlar Bornova'yı karargah olarak kullanmak için sağlam olan Levanten evlerine yerleşti. Mustafa Kemal Paşayı da, milli mücadelenin başından beri ona hayran olan Hortense Wood konuk etti. Bu evde şimdi Bayan Renata Steinbuchel yaşamaktadır.

İzmir şehri bir harabeden ibaret olarak yeni cumhuriyetin kollarında yeniden doğmaya çalışacaktı. Bornova ise özgürlüğüne kavuşmuştu ama eski canlılığı kalmamıştı. Türk nüfus her şeye rağmen hür ve umutluydu. Levantenlerin çoğu bir daha dönmemek üzere ayrılmıştı. Zaten hemen her şeylerini kaybetmişlerdi. Bir kısmı şanslarını genç cumhuriyet İzmir'inde denemeye karar verdi. Patersonlar, Giraudlar, Paggyler vs. zarar gören evlerini tamir ettiler. Artık eski güç ve zenginlikleri yoktu. Bazısı hâlâ bizimle ama kimisi 1940’lardan sonra çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye'yi terk etti.

Rumların çoğu 9 Eylül'den sonra İzmir'den ayrıldı. Kalanlar da 1923-1924 yıllarında gerçekleşen nüfus mübadelesi ile Yunanistan'a gönderildi. Kalan çok az Rum (İtalyan pasaportlu oldukları için gözden kaçanlar) ise zamanla gitti. Ermenilerden geriye sadece birkaç ev kaldı. Museviler 1945'ten sonra İsrail'e göç etti. Rumların meydandaki büyük kiliseleri, Ermeni kilisesi, Ermeni ve Rum mezarlıkları zamanla yok oldu.

Bornova'nın, Rum ve Ermenilerin gitmesinden sonra oluşan nüfusu 1930'larda şu şekilde idi:

Giritliler, Arnavutlar, Boşnaklar, Yunanistan ve Bulgaristan göçmenleri, Türkler (Bayatlar ve Yörükler), Levantenler, Museviler

Zaman içinde Bornova'nın görünüşü ve sosyoekonomik yapısı çok daha fazla değişecekti.

Yirminci yüzyıl başında Bornova Tren İstasyonu
Yirminci yüzyıl başında Bornova Tren İstasyonu

Yirminci yüzyıl başında Bornova
Yirminci yüzyıl başında Bornova


Tavsiye Linkler

İzmir Valisi İzzet Bey

İzmir Valisi Rahmi Bey

Atatürk ve İngilizler


Yorumlar - Yorum Yaz