İzmir Bir Marka Şehir Olabilirdi

DÜNYACA ÜNLÜ MİMAR'DAN ACI İTİRAF:
İZMİR BİR MARKA ŞEHİR, İZMİR KÖRFEZİ FLORIDA OLABİLİRDİ
Şenay Düdek

Şenay DÜDEK
20 Nisan 2011

İzmir’in yetiştirdiği önemli isimlerden biri, Orhan Erdil. 1978 falandı kendisini ilk tanıdığımda. Röportaj yapmış ve hayran kalmıştım.

Bilgisine, görgüsüne, hayata bakışına ve de eğitimine, öğretimine. Namık Kemal Lisesi’nin ardından ABD’deki Houston Üniversitesi’nde yüksek mimarlık okumuş. Ardından Columbia Üniversitesi’nin Şehir Merkezi Planlaması’ndan mezun olmuş. Atletizm dalında elde ettiği müthiş başarılarıyla Houston Üniversitesi’nde atletizm bursu almış. Bunu Texas Mimarlar Odası, Columbia Üniversitesi, Dallas Şehir Merkezi Etüdü özel bursları takip etmiş. Houston Üniversitesi’nde öğretim görevinde bulunmuş. Daha sonra New York şehrinde dünyaca ünlü Marcel Breuer ile Flaine Kayak Merkezi ve Washington’da resmi binalar ve müzeler üzerinde çalışmış. Ayrıca Fuller, şehir plancısı Tunnard ve Mario Salvadori ile de çalışmalarda bulunmuş. Okul sırasında da dünyaca ünlü heykeltıraş Solari’den heykel dersleri almış. Çeşitli ülkelerde mimarlık ve planlama konuları ile uğraşmış. ABD’de şehir merkezleri ve (shopping center) dünyaca ünlü Sacks, Sears, Macy’s gibi mağazaların planlarını projelendirmiş. Şimdi oğlu Selim, Aksoy Alışveriş Merkezi’ni yapmak istiyor. Ama o da bilgisiz insanlarca engelleniyor. İzmir’in kaderi sanırım. Neyse, 1967 yılında Türkiye’ye dönerek, Ankara’da rahmetli Turgut Özal ile Devlet Planlama'da konut projeleri üzerinde çalışan Orhan Erdil, daha sonra babası Cavit Erdil’in İzmir’de kurmuş olduğu şirkette çalışmaya başlamış.

Orhan Erdil Türkiye’nin ilk 45 katlı projesini, benim de eski patronum olan Erol Simavi ile yapmış. Gene Türkiye’nin ilk lagun projelerini, İzmir Atakent ve Mavişehir projelerini yaparak, İzmir Florida gibi olacak iken, bazı mimarların karşı çıkması ile bu muhteşem proje iptal olmuş. Halbuki gerçekleşseymiş, dünyada ilk defa, lagun sistemini kullanarak, orta körfez kendi kendini, ısı farklarıyla temizleyecekmiş. (Biz de bu sineklerle ve kokuyla uğraşmayacaktık.) Şu an anılarını yazan Orhan Erdil’i köşeme konuk etmemin nedeni, ondan öğrenecek çok şeyin olmasıdır. Bizim, gençlerin, İzmir Büyükşehir, Konak ve diğer belediyelerin de!

Niye anı kitabı?

Yerkabuğunun, düzensizliğinin, yaratmış olduğu dağlar, plajlar, göller, koylar, ormanlar, nehirler ve cennet. Dünyamızda altı milyar insan yaşıyorsa, altı milyar insanın da anıları olacaktır. Onlardan biri olarak da benim İzmir ile ilgili anılarım ise, bütün medeni ülkelerde yapılan ve bizde de olması gerekenleri kapsamaktadır.

Hayvanlar için bir projeniz vardı!

Öncelikle İzmir’de Kültürpark'ın duvarları yıkılmalıdır. Parklar, insanların ve şehirlerin nefes almasını sağlayan mirengi noktalarıdır. Ve yeşil alanlar halka açıktır. Parklar duvarlar ile gizlenemez. Aynı şekilde, insan dostu hayvanlar için de oyun alanları yapılmalıdır. Bunu önerdim ama netice sıfır.

İzmir Körfezi neden Florida olamadı?

Önce aklıma takılan bir konuya değinmek istiyorum. Dünya kuş cennetleri ile doludur. Bizdeki kuş cennetleri medeni ülkelerdeki gibi olamıyor! Avrupa’nın bütün sahilleri, Holanda, Afrika, Avustralya ve ABD’nin güney sahillerinde, lagun sistemi ile insanlar kuşlarla birlikte yaşarlar. Biz kuşları tecrit ediyoruz. Yine otuz sene önce planladığım, İzmir orta körfez, Alaçatı lagun projeleri ve Atakent, Mavişehir projelerimi, sözde bir profesör iptal ettirdi. Ama şimdi İstanbul’dan Antep’e kadar her yerde lagun projeleri yapılmaktadır. Bu büyük proje ile İzmir kimlik kazanacaktı, marka şehir olacaktı. Yirmi senede Dubai Orta Doğunun Paris’i oldu. Biz ise bu fırsatı kaçırdık. Halen bu potansiyel İzmir’de var. Yeter ki yaratıcı yöneticilerimiz büyük düşünsün. Eskiden de Basmane’de başlayan, Gazi Bulvarı’nda denize açılan lagun vardı. Körfez Florida olabilirdi. Ama tren kaçtı.

Birinci Kordon’u eski ve yeni hali ile karşılaştırsak!

19 ‘uncu yüzyıllarda, Londra’da sanayinin büyümesi ile şehri duman ve toz kaplamıştı. Londra Belediyesi de, topograf Ebenezer Hovard’ı vazifelendirdi. O da ilk uydu, bahçe-şehir kriterlerini ortaya koydu. Daha sonra da Londra ve dünyada ütopik bahçe-şehirler yapılmaya başlandı. İzmir ise her yönü ile katlı ortaçağ şehri oldu. Çatı silueti ve görünüşleri görüntü kirliliği yaratmaktadır. 1950’lerde İzmir’den Karşıyaka’ya ve Güzelyalı’ya genelde vapur ve elektrikli tramvayla gidilirdi. İzmir ile iller arasında düzgün yol yoktu. Otomobille, otobüsle gidilmezdi. Gidilse bile safari yolculuğu gibi olurdu. Hatta İnciraltı’na gitmek için tekne ve vapur kullanılırdı. Alsancak’ta bugünkü limanın olduğu yerde Demir Spor Kulübü tesisleri bulunurdu. Alsancak Vapur İskelesi'nden Karşıyaka’ya yüzme yarışları düzenlenirdi. Şimdiki limanın olduğu yerde de uzun ve temiz bir plaj vardı. Kordon’daki Atatürk heykelindeki denizin derin olması nedeni ile Kore harbine giden askerimizi, buraya yanaşan büyük ABD nakliye gemisine binişlerinde alkışlarla uğurlamıştık. Ya şimdi? İzmir Kordon ve Atatürk Caddesi’ndeki bilinçsiz yapılaşma şehri perişan etti. Görüntü kirliliği ise had safhada!

Bir de ısı ve gürültü kirliliği var. Bu konuda anılarınızda nasıl bir çözüm var?

İzmir, Çeşme gibi yazları serin olurdu. 1960 senelerinden sonra İzmir’in ısısı arttı. Bunun nedeni beton binalardır. Kordondaki bitişik binalar rüzgarların arkalara geçmesini engellemektedir. Beton binalar gündüzleri ısınır, geceleri de ısı yayarlar. Çözüm ise İzmir’in dar ve kısa yollarını yeşil alan yaparak, ısı, görüntü ve gürültü kirliğini yok etmektir.

İzmir’de müthiş bir otopark sorunu var.

Çok doğru. O nedenle, İzmir’ de otoparklar yeraltına alınmalıdır. Hatta yeraltı yolları, otoparklar, çarşılar ve yeşil alanlar yapılmalıdır. Böylelikle İzmir, yolları ve yeşil alanlarıyla çağdaş bir şehir olur. Otoparkların yer altına alınması zemin tekniği açısından da gereklidir. Senelerdir İzmir’in şehir planlarını belediye başkanları, politikacılar ve genç, tecrübesiz teknik elemanlar yaptı. İzmir’ deki eski binaların bulunduğu bölgelerde yüksek katlı binalar yapmak çok yanlıştır. Bir de Çeşme Otoyolu yanlarındaki 100 metreye bina değil, ağaçlar dikilseydi, gürültü ve görsel kirlilik olmazdı. Tabi ki sağlık acısından da olumlu olurdu.

Anılarınıza göz attığımda, engellilerle ilgili görüşleriniz dikkatimi çekti.

Engellilerimiz, hatta engelsizler bile kaldırımlarda yürüyemiyorlar. Resmi bina ve hastanelerde engelliler için göstermelik işler yapılıyor. Bu da en büyük ayıplarımızdandır. Halen yeni yerleşim alanlarında altyapı, yollar ve kaldırımlar dar yapılmaktadır. Engelliler ise hiç düşünülmemektedir. Tretuvarlar trafik korumalı yapılmalıdır. Bunca senedir belediyelerimiz tretuvar yaparlar, gene de tretuvar yapmasını öğrenemediler. Otobüslerimizi de yaşlılar ve engellilere göre satın almalıyız. Okullarımızda, kütüphanelerde, tüm toplantı salonları, sinemalar, toplantı yapılan, açık ve kapalı her yerde engelliler düşünülmelidir.


Yorumlar - Yorum Yaz