Hayatın Bize Öğrettikleri

HAYATIN BİZE ÖĞRETTİKLERİ

 Ay'ın batışı - gurup vakti

  • Yapılan iyiliklerin çok çabuk unutulduğunu ama kötülüklerin hiçbir zaman unutulmadığını,

  • Önemli olanın insanları sevmek değil, insanlar tarafından sevilmek olduğunu,

  • Emrimizdeki insanlara sevgi gösterdiğimiz oranda onların bize saygılı davrandığını,

  • İnsanlara iyi davranmanın hiçbir mali külfeti ve en ufak bir zorluğu olmadığını,

  • İyi bir insan olmanın mükemmel bir insan olmaktan daha önemli olduğunu,

  • Öfkeyle ve düşünmeden yaptığımız işlerin sonsuza kadar bizi rahatsız edebileceğini,

  • Karşımızdaki insana hak ettiğinden fazla değer vermememiz gerektiğini,

  • İnsanlara üçüncü bir şans vermememiz gerektiğini,

  • Aynı hatayı iki kere yapmamamız gerektiğini,

  • Çocuğumuza ve köpeğimize istediği her şeyi temin edersek, sonuçta  iyi bir köpeğimiz ve kötü bir çocuğumuz olacağını,

  • Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yola çıkmamamız ya da yatağa girmememiz gerektiğini,

  • Ayrıntıyla uğraşanların sıradan insanlar olduğunu,

  • Küçük konulara fazla önem verenlerin, ellerinden büyük iş gelmeyenler olduğunu,

  • Küçük insanların büyük gururları olduğunu,

  • Aciz insanların şikayet ettiğini, basit insanların dedikodu yaptığını, asil insanların şikayet ve dedikodudan uzak olduğunu,

  • Geçmişe dönük ‘keşke’lerle değil, geleceğe yönelik ‘belki’lerle yaşamamız gerektiğini,

  • Her zaman doğruyu söylediğimizde ne dediğimizi hatırlamak zorunda kalmayacağımızı,

  • İnsanların eleştiriye tahammülü olmadığını, ama övgüye bayıldığını,

  • Övgüyü herkesin içinde, ama eleştiriyi yalnızken yapmamız gerektiğini,

  • Bize yapılan eleştirilerin bizi olgunlaştırdığını ve ilerlettiğini, ama övgülerin hiçbir işimize yaramadığını ve sadece anlık tatminlere neden olduğunu; ama bunun yanında “marifet iltifata tabidir” özdeyişinin gereğini de yerinde uygulamak gerektiğini,

  • Asıl maharetin konuşmak değil, susmak ya da susabilmek olduğunu, “söz gümüşse sükut altındır” deyiminin değerini,

  • “Çok konuşan çok yanılır” özdeyişinin her düzeyde, her yerde ve her zaman geçerli olduğunu,

  • Çevremize uymak için kendimizi yontarsak çok şey kaybedebileceğimizi ve hatta tükenebileceğimizi,

  • Konuşurken karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakmamız ve gözlerimizi kaçırmamamız gerektiğini,

  • İnsanlardan selam beklemek yerine önce bizim "merhaba" dememiz gerektiğini,

  • Sevinçlerin paylaşıldıkça arttığını, üzüntülerin paylaşıldıkça azaldığını,

  • Gerçek başarının düşmemek değil, düşünce ayağa kalkabilmek olduğunu,

  • Kayıplardan kazanç çıkarmanın, eldeki kazançları kullanmaktan daha önemli olduğunu,

  • Zekanın değil, zekayı kullanabilme yeteneğinin ya da kapasitesinin önemli olduğunu,

  • Dostlarımızı hatalarıyla kabul etmemiz, kusursuz dost aramamamız gerektiğini,

  • “Gerçek dostu olanın aynaya ihtiyacı olmaz” özdeyişinin defalarca kanıtlandığını,

  • Gerçek dostlarımızı ancak başımıza gelen felaketlerden sonra tanıyabileceğimizi,

  • Elimizi sıktığında bizde, sanki kalbimize dokunuyormuş gibi duygu yaratan kişilerin gerçek dost olduğunu,

  • Ancak kalpten çıkan sözün kalbe ulaşabileceğini, dilden çıkan sözün asla kalbe ulaşamayacağını,

  • Yeni arkadaşlar edindiğimizde eski arkadaşlarımıza verdiğimiz değerin azalmaması gerektiğini,

  • Düşmanımızı affetmemizin, dostumuzu affetmekten daha kolay olduğunu,

  • “Dost başa, düşman ayağa bakar” deyiminin dört dörtlük olduğunu,

  • İnsan ilişkilerinde hiçbir zaman köprüleri atmamak gerektiğini,

  • “En kısa yol en iyi bilinen yoldur” özdeyişinin çok doğru olduğunu,

  • Gerçek yükselmenin ancak kendi omuzlarımıza tırmanmakla olabileceğini,

  • Hazinelerin yüzeyde ve kolayda değil, dipte ve zorda olduğunu,

  • Geçmişteki hatalarımızın gelecekteki tecrübelerimiz olacağını,

  • Hemen her şeyin onarılabildiğini ama incinen, kırılan kalplerin çok zor onarıldığını öğrendik.


Yorumlar - Yorum Yaz