Garcia'ya Mektup

GARCIA'YA MEKTUP

 Garcia'ya Mektup - A Message to Garcia

Yorumlardan önceki orijinal metnin yazarı: Ellberd HUBBART

 Garcia'ya Mektup - A Message to Garcia

2 Ocak 2010, Cumartesi

1904 Rus-Japon Harbi öncesiydi. Amerikan gazetelerinin birinde "Garcia'ya Götürülecek Mektup" başlıklı bir yazı çıktı. Yazar tanınmamış bir muhabirdi. Fakat bu kısa yazının anlattığı gerçekler, yüzlerce kitapla anlatılanlardan daha derin, daha özlü idi. Yazı tesadüfen Çarlık Rusyasının demiryolları nazırının eline geçti. Nazır bütün memurlarının bu yazının kopyasını yanlarında taşımasını emretti. O sırada Rus-Japon savaşı başladı. Japonlar esir ettikleri Rus demiryolları mensuplarının hepsinin üzerinde bu yazıyı görerek meraka düştü. Japon maarif nezareti bu yazıyı inceledikten sonra birer nüshasını bütün Japon yurttaşlarının okuyup yanlarında taşımalarını emretti. Yazı şimdi Birleşik Amerika'da, bütün kara ve deniz kuvvetleri mensuplarına ve izcilere verilmektedir. Bu bir gelenek olmuştur. Neticede dünyanın en çok okunan makalesi durumundadır.

Amerika Kurtuluş Savaşı'nın bir safhasında İspanya sömürge ordusunu tecrit edebilmek için Kübalı General Garcia'nın ordusuna talimat göndermek gerekiyordu. Cumhurbaşkanı Mc Kinley General Garcia'ya bir mektup yazdı. Mektubun süratle yerine ulaşması gerekiyordu. Başkomutanlık Karargâhında Garcia hakkında hiçbir bilgi yoktu. Neredeydi? Nasıl gidilirdi? Bütün bunlar birer meçhûldü.

Mektubu götürmek için Teğmen Rowan görevlendirildi. Teğmen mektubu aldı, torbasına koyup gitti. Birkaç hafta sonra vazifesini ifa etmiş olarak döndü ve tekmilini verdi: Garcia talimata uyacaktı.

Teğmen Rowan mektubu alınca, "Bu Garcia da kim? Nerede bulunur? Oraya nasıl gidilir? Atla mı, trenle mi? Harcırahımı kim verecek? Arkadaşım Thomas ata daha iyi biner, onu gönderseniz daha iyi olmaz mı? Babam felçli, eşim biraz rahatsız, bu hafta izin sırası bendeydi vs." demedi, hiçbir bahane üretmedi.

Burada anlatılmak istenen, Teğmen Rowan'ın dört gün sonra Küba kıyılarına ulaşmasının, ormanlara dalarak üç haftalık bir seyahati yaya olarak tamamlamasının, dağlarda ve ormanlarda Garcia'yı aramasının hikâyesi değildir. Anlatılmak istenen husus, bu şahsın karakterinin her okula örnek insan olarak tanıtılmasının mecburiyetidir. Dünyanın her yerinde, Allah'ın her günü, milyonlarca yöneticinin Garcia'ya gönderilecek mektubu vardır. Öte yandan, gençlerin muhtaç oldukları yegâne şey sadece bir dizi teorik bilgi değildir. Kendilerinden istenen vazifeleri kendi iradeleriyle sonuçlandırma idrakine ve eğitimine de sahip olmalarıdır. Toplumların bugün en çok muhtaç olduğu şey belki de budur.

Hizmette fertlerin ilgisizliği ve bilgisizliği toplumları ve milletleri felç eder. Hizmetin çarkı dönerken, çarkın her dişlisinin her defasında yeni baştan bilenmesi için vakit yoktur. Öte yandan hizmet devamlı akmaktadır ve sürekli işlerlik içinde olmak zorundadır. Çarkın dişleri kendi işlerini hiçbir sebeple durdurmaya yetkili değildir. Bu takdirde hizmet durur.

Bir defasında bir yönetici çok meşgûlken odasına giren memurlarından biri, "Efendim! Beraber çalıştığım arkadaşlarımdan birini terfi ettirdiniz. Yaş ve kıdem bakımından aramızda hiçbir fark yok. Tahsil seviyemiz de aynı. O benden daha faydalı da değil. Niçin beni hâlâ terfi ettirmiyorsunuz?" der. Yönetici umursamaz bir edayla mırıldanır,

- Sokakta gürültü var. Duyuyor musun? Nedir acaba?

- Gidip sorayım efendim, diye memur can sıkıntısı ile cevap verir. Biraz sonra döner,

- Bir arabaymış efendim.

- Yükü neymiş?

- Gidip bakayım efendim. Biraz sonra döner,

- Arabanın yükü bir sürü çuvalmış efendim.

- Çuvallarda ne varmış?

- Gidip bakayım efendim, deyip biraz sonra döner,

- Çuvallarda çimento varmış efendim.

- Nereye gidiyormuş bu araba?

- Gidip bakayım efendim, der. Biraz sonra dönüp cevap verir,

- "X ve Y" inşaat şirketinin şantiyesine gidiyormuş efendim.

- Çok güzel. Şimdi bana terfi eden arkadaşını çağırır mısın lütfen? Hani, haksız yere terfi ettiğini düşündüğün arkadaşını!

Diğer memur gelir. Yönetici yine mırıldanır,

- Sokakta birtakım gürültüler var. Nedir acaba?

- Gidip bakayım efendim.

Döndüğü zaman şu cevabı verir,

- Kırk çuval Portland çimentosu yüklü araba. Çimentoların menşei New Orleans. "X ve Y" inşaat şirketinin merkez şantiyesine gidiyormuş. Uluslararası ulaşıma ait bir kamyon çuvalları istasyondan almış. Çuvallardan biri patladığı için, şimdi bunu değiştirmeye çalışıyorlar.

Bu iki örnekten birtakım sonuçlar çıkarmak için birtakım yorumlar yapmaya gerek yok. Dünyayı dolduran özel müesseselerle resmi dairelerdeki bütün memurları düşman etmeye de hiç gerek yok. Bunlar belirli bir tahsil devresinden sonra bir masanın başına kurularak hiçbir iş yapmadan, devlet baba hesabına geçinip gitmeyi meşrû bir hak saymakla zaten meşrû olmayan bir iş yapmış olmuyorlar mı? Sabahtan akşama kadar sigara tüttürmek, çay-kahve içmek, vergi yoluyla kendilerini besleyen halkı hırpalamak, bir alışkanlık uğruna en basit işlemleri bile karmakarışık etmek, insanları baştan savmak, masadan masaya dolaştırmak, "bugün git yarın gel" demek. Ay sonunda alacakları para karşılığında yaptıkları iş bu ise eğer, hiç kusura bakmasınlar, milletin parası onlara asla helâl olmayacaktır.

Klemanso'nun meşhur sözü ne kadar güzel, "Bakanlık geç gelenlerle erken gidenlerin karşılaştığı yerdir." demiş. Bakanlığı süresince de tuhaf vakalara şahit olmuş ki, birçok veciz sözler söylemiş. 1906 yılında bir gün aklına esip, emrindeki memurların durumunu şöyle bir yakından görmek istemiş. Odalardan birine girmiş, kimse yok. İkincisine girmiş, bomboş. Üçüncü odada bir memur varmış ama o da uyuyormuş. Yanında bulunan daire müdürüne dönerek, "Sakın uyandırmayın, yoksa o da o da çekip gider." demiş.

İnsanlığın Garcia'ya mektup götürecek teğmenlere çok ihtiyacı var!


Yorumlar - Yorum Yaz