Ketü Kütah Cismi Siyah

KETÜ KÜTAH CİSMİ SİYAH

 Osmanlı sokak pazarı

Vaktiyle bir kasabada Ahmet Ağa adında bir yağ tüccarı varmış. Mehmet Ağa isimli yağ satıcısı da Ahmet Ağa’ya zaman zaman yağ getirirmiş. Mehmet Ağa o gün yine yağ getirmiş. Her zamanki gibi yapılan pazarlıktan sonra yağ tartılmış fakat ödemeye sıra gelince Ahmet Ağa'nın parası yetmemiş. Dükkâna gelmekte olan oğlunu yanına çağırarak,

- Oğlum, sözüme dikkat et! Şu anahtarı al. Evde yattığımız odadaki dolapta bir kese içinde yüz tane sarı lira (altın lira) var. Anahtarı annene ver. Dolaptaki altın kesesini sana versin. Çabucak al da gel, der.

O esnâda dükkânın yanında etrafı gözetleyen bir hırsız gizlice konuşulanları dinlemiş ve anahtarın çocuğa verildiğini görür.

Çocuk eve doğru giderken hırsız da peşine takılır. İlerideki meydanlıkta oynayan arkadaşlarına rastlayan çocuk babasının verdiği görevi unutarak arkadaşlarıyla oyuna dalarken elindeki anahtarı da bir kenara bırakıverir.

Çocuğu mütemadiyen izleyen hırsız, çocuğun bıraktığı anahtarı kimseye fark ettirmeden alarak oradan sıvışır. Rastladığı mahalleliye sorarak Yağcı Ahmet Ağa’nın evini kolayca bulup kapıyı çalar. İçeriden çıkan Ahmet Ağa’nın karısına,

- Bak teyzeciğim, beni Ahmet Ağa gönderdi. Ben onun dükkân komşusuyum. Ağa fazla miktarda yağ satın aldı. Aksilik bu ya, yanındaki para çıkışmadı. Başı da çok kalabalık. Benden ricada bulunarak “Şu anahtarı al da bizim eve kadar bir koşu gidiver. Yengene söyle, yattığımız odadaki dolapta bir kesede yüz altın lira var, sana versin de alıp getir.” dedi, der.

Tecrübeli hırsızın inandırıcı tavırlarından şüphe etmeyen kadıncağız, onun getirdiği anahtarın da gerçekten bahsi geçen dolaba ait olduğunu görünce eve çıkıp dolabı açar, keseyi çözüp alelacele altınları sayar. Tam da yüz altın lira olduğunu görünce gelene itimadı daha da kuvvetlenir. Bu güven içinde keseyi kapıdaki adama teslim eder. Hırsız,

- Haydi yenge, hoşça kal, diyerek hızla oradan ayrılır.

Dükkânda para bekleyen Ahmet Ağa sabırsızlanmaya başlar. Oğlu anahtarı alıp gideli epey olmuştur ama henüz ne gelen vardır, ne giden. Tanıdığı birisine dükkânı teslim ettikten sonra evin yolunu tutar. Biraz ileride bakar ki, oğlu çocuklarla oyuna dalmış. Yanına çağırdığı oğluna kızarak, neden verilen talimata uymadığını ve aldığı anahtarı ne yaptığını sorar. Anahtarı ceplerinde arayıp da bulamayan çocuk suçluluk duygusuyla anahtarı düşürmüş olduğu cevabını verir. Bunun üzerine iyice öfkelenen baha koşar adım eve ulaşıp karısına,

- Oğlanın eline para dolabının anahtarını verip eve gönderdim sana verip dolaptaki yüz sarı lirayı versin diye. Oğlan geri gelmeyince merak edip aradım, baktım yolda arkadaşlarıyla oyuna dalıp beni unutmuş. Anahtarı da kaybetmiş. Dükkânı da komşuya emanet edip geldim. Ne yapacağımı şaşırıp kaldım, deyince kadın ondan daha fazla şaşkınlık içinde ellerini dizlerine vurarak,

- Eyvahlar olsun efendi! Herhalde parayı çaldırdık, cevabını verir. Ahmet Ağa’nın,

- Hanım, şunu bir anlat bakalım, para nasıl çalındı? sözü üzerine kadıncağız,

- Az önce biri kapıyı çaldı. Kapıyı açtığımda bana ”Ben Ahmet Ağa’nın dükkân komşusuyum, bu anahtarı o yolladı. Yatak odasındaki dolapta kese içinde yüz altın var. Hanım onu sana versin de al getir.” dedi. Senin dükkândan ayrılamadığın için kendisini yolladığını belirtti. Ben de anahtara alıp baktım, bizim dolaba ait. Açıp paraları saydım, o da dediği gibi yüz tane idi. Hiç tereddüt etmeden keseyi kendisine teslim ettim, cevabını verir.

Ahmet Ağa hem kızgın, hem de üzgündür. Atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini, çocuğun gafleti ve hırsızın kurnazlığından sonra yapacak bir şey kalmadığını kabul etmek zorunda kalır. Meyus bir çehre ile dükkâna döner. Bir arkadaşından aldığı ödünç para ile aldığı yağların parasını öder.

Olacak bu ya, o sırada kasabaya iki yabancı gelmiştir. Ahalinin toplu olarak bulunduğu yerlerde “para çaldıranların paralarını bulacakları, çocuğu olmayan kadınlara şifa olacakları vb.” gibi tuhaf duyurular yapmaktadırlar. Bu sözler tüccar Ahmet Ağa’nın da kulağına gelir. Çıkar çarşıya; arar, sorar ve adamları bulur. Başından geçenleri onlara anlatır. Olayı dinleyen adamlar Ahmet Ağa’ya,

- Sen şimdi bizi eve götür. Önce yengeye bir şeyler soracağız, derler.

Adamları yanına alan Ahmet Ağa kapıdan eve seslenince balkona kadar çıkan hanımına,

- Bu arkadaşlar sana bir şeyler soracaklar. Onlara cevap verir misin? der.

Ağanın yanında bulunan iki kişiden biri kadına sorar,

- Yenge Hanım, buraya gelerek senden yüz altın lirayı aldıktan sonra ortadan kaybolan hırsızı bize tarif edebilir misin?

Kadın cevap verir,

"Ketü kütah, cismi siyah."  (Mânâsı: Kısa boylu, siyah tenli)

Adamlar Ahmet Ağa’ya “Bu söz bize kâfi. Sen bize kasabanın mezarlığını tarif et. Sonra gerisini bize bırak.” derler.

Ağa’dan mezarlığın yerini öğrenen adamlar hemen oraya giderler ve hırsızın nasıl yakalanacağını düşünmeye başlarlar. Anlarlar ki hırsız parayı alınca kasabadan ayrılarak memleketine dönmüştür. Arkasından giderek onu bulacaklardır.

Osmanlı sokak pazarı 

Buldukları çözüme göre, Ahmet Ağa’nın karısının sözüne bir söz de kendileri ekleyeceklerdir. Eklemiş oldukları kelimelerin en sonunda mutlaka Arapça “nun”, yani “n” harfinin bulunması şarttır. Problemi çözme işini üstlenen, “Ahmet Ağa’nın karısı bize ne söyledi?” diye sorar. Sonra kendi cevabını da kadının sözüne ekler,

"Ketü kütah, cismi siyah,

Göle revan."

Hırsızın henüz yolda olduğu sonucuna varırlar. Gölün bulunduğu tarafa doğru yola koyulurlar. Az gider, uz gider, gölün kıyısına ulaşırlar.

Kendi esrarengiz sezgilerine göre anlarlar ki hırsız buradan da geçip gitmiştir. İki arkadaştan biri yine şöyle seslenir,

- Kadın bize demişti ki,

"Ketü kütah, cismi siyah,

Göle revan,

Memleketi İsfahan."

İsfahan yolunun tutulması gerektiği sonucuna vardıklarından, kona göçe yola koyulurlar. Bakarlar ki nihayet geldikleri İsfahan koskoca bir şehirdir. Kim bilir hırsız hangi bucaktadır? İstanbul’da Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'yı bulmak nasıl kolay değilse, burada da durum öyledir. Esrarengiz ikiliden biri, “Biz önce hırsızın geldiği mahalleyi bulalım. Ağa’nın hanımı bize ne demişti?” der.

"Ketü kütah, cismi siyah,

Göle revan,

Memleketi İsfahan,

Mahallesi Ebu Sinan."

Ebu Sinan mahallesini ararken bakarlar ki büyük bir levhaya mahallenin adı yazılmış. Hemen oracıkta dururlar. Çevredeki evlerin kapı ve pencerelerine bakarak aradıkları siyah renkli hırsızı bulmaya çalışırlar. Hırsız da eve daha yeni gelmiş, çaldığı altınların doksan dokuzunu evdeki içi kül dolu mangala sakladıktan sonra altınların üstünü külle örtmüştür.

Hırsız evin dış penceresinin köşesinden dışarıya bakınca evi gözetleyen iki kişiyi fark eder. Hemen yüklük dolabını açarak, içine girip kapağını kapatır. Dolap içindeki gizli kapağı kullanarak oradan tavan arasına ulaşır. Elinde kalan tek altını damağına sıkıştırarak gizlendiği yerde beklemeye başlar.

Hırsızı takip eden ikili, onun arkadan sürgülemeyi unuttuğu dış kapıdan eve girer. Etrafta kimseler görünmemektedir. Salonun ortasında ise içi kül dolu ve yanında maşa bulunan mangal durmaktadır. Altınların yerini tahmin eden kişi yine malum şifreleri ağanın hanımının sözünden başlayıp  sonuna yeni bir cümle ilâve ederek seslendirir,

"Ketü kütah, cismi siyah,

Göle revan,

Memleketi İsfahan,

Mahallesi Ebu Sinan,

Deş külü, al parayı mangaldan."

Yanındaki arkadaşı da mangaldaki külü maşa ile deşerek altınları birer birer ortaya çıkarır. Son altını da bulduktan sonra altınları sayıp doksan dokuz tane olduğunu görürler. Yüzüncü altının eksiktir. Parayı bulma görevini yürüten şahıs, “Ben o bir altını da bulmadan buradan gitmem. Şimdi sen bana kulak ver. Ahmet Ağa’nın hanımı bize ne demişti?” diyerek, yine başlar sesli düşünmeye,

"Ketü kütah, cismi siyah,

Göle revan,

Memleketi İsfahan,

Mahallesi Ebu Sinan,

Deş külü, al parayı mangaldan,

Aç yüklüğün kapısını, indir deyusu tavandan."

Bu emri yerine getirecek olan arkadaşı önce yüklük dolabının kapısını açar sonra tavan arasına çıkan geçide ulaşıp, orada tir tir titremekte olan hırsızı aşağı indirir. Bakarlar ki ağanın hanımının tarif ettiği siyah tenli hırsızın ta kendisidir. Son bir altını da bulmaya karar veren adam, arkadaşına son olarak yine aynı soruyu sorup, cevabını da bir cümle fazlası ile kendisi verir,

"Ketü kütah, cismi siyah,

Göle revan,

Memleketi İsfahan,

Mahallesi Ebu Sinan,

Deş külü, al parayı mangaldan,

Aç yüklüğün kapısını, indir deyusu tavandan,

Aç ağzını, al lirayı damağından."

Bunu dinleyen arkadaşı hırsıza ağzını oracıkta açtırır ve damağında gizlemekte olduğu altını ağzından parmağı ile alır. Bütün bunlar karşısında hırsız neye uğradığını şaşırmıştır. Bunca meşakkatten sonra paranın tamamını ele geçiren iki arkadaş, geldikleri yoldan geriye dönerek yüz altını Ahmet Ağa’ya teslim ederler. Parasına kavuşmanın sevinç ve mutluluğunu yaşayan Ahmet Ağa sadakat sahibi bu iki arkadaşı ödüllendirerek ziyadesiyle sevindirir.

Kıssadan Hisse

Neler geldi, neler geçti felekten
Un elerken deve geçti elekten


Yorumlar - Yorum Yaz