Beş Hayat Dersi

BEŞ ÖNEMLİ DERS

 bahçe kapısı

18 Ocak 2010, Pazartesi

Okuldaki ilk dönemimde hocamız sınav kağıtlarını dağıttı. Okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi, "Her gün okulu temizleyen hademe kadının adı nedir?" Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Kısa boylu, şişmanca, ak saçlı bir kadındı. Ellilerinde falan olmalıydı. Ama adını nereden bilecektim ki? Son soruyu cevapsız bırakıp kağıdımı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci son sorunun sınava dahil olup olmadığını sordu. "Tabii ki dahil." dedi hocamız, "İş hayatınız boyunca çeşitli insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlarla. Ama hepsi de sizin ilginizi ve dikkatinizi hak eden insanlar olacak. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'merhaba' demeniz gerekse bile."

Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O hademenin adını da tabii. Nuriye idi.


Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde on yaşlarında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen çocuğa koştu. Çocuk sordu,

- Çikolatalı pastanın porsiyonu kaç para?
- 125 kuruş.
Çocuk cebinden çıkardığı bozuklukları saydı. Bir daha sordu,
- Peki dondurma ne kadar?
- Bir lira, dedi garson kız sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki? Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim lütfen?" dedi. Kız dondurmayı getirdi ve çocuğun uzattığı bir lirayı alıp işine döndü. Çocuk dondurmasını bitirip gitti. Garson kız tabağı alıp masayı temizlemek üzere geldiğinde gözleri doluverdi birden. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bahşiş olarak bıraktığı 25 kuruş duruyordu.


Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü geldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi. İki eliyle kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı; kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde, "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir." diyordu kral. Köylü bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı: "Her engel, hayat şartlarını daha iyileştirecek bir fırsat barındırır."


Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşama şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakliydi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın etkenini yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki çocuğa anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer kurtulacaksa kanımı vereceğim." dedi. Kan nakledilirken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu. Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu, "Hemen mi öleceğim?" Çocuk doktoru yanlış anlamış, ablasına vücudundaki bütün kanı verip öleceğini sanmıştı.


 Bir gece yarısına doğru Alabama otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. Geçen her arabaya el sallayan bu kadının yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye hem de Alabama'da yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu şehre kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi; verdim. Bir hafta sonra kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi kolide, "Geçen gece otoyolda bana yaptığınız yardım için teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim ki siz çıkageldiniz. Sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının başucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve karşılık beklemeksizin başkalarına yardım eden herkesi kutsasın. En iyi dileklerimle. Bayan Cole." (ünlü cazcı Nat King Cole'un eşi)


Yorumlar - Yorum Yaz