Bu da Geçer

BU DA GEÇER

 bu da geçer

30 Kasım 2011, Çarşamba

"Bu da geçer yahu" sözü bundan bin küsur sene önceye, Bizans dönemine dayanır. Bizanslılar kötü bir duruma düştükleri zaman 'bu da geçer' mânâsına gelen "kafto ta perasi" derler. Bu deyiş Selçuklular zamanında İran taraflarına ulaşır ve Farsçalaşıp "in niz beguzered" olur. İfade Osmanlılar devrinde Türkçeleşip "bu da geçer" olarak kullanılır. Tekkelerde ve dergâhlarda da benimsenir ve sonuna Yâ Allah manasına gelen Yâ Hû ilave edilip "Bu Da Geçer Yâ Hû" haline gelir.

Dervişin biri uzun ve yorucu bir seyahatten sonra köyün birine varır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyleyerek Harun adlı birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler. Derviş yola koyulunca birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Harun'un bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Salim adındaki bir başka çiftlik sahibidir. Derviş Harun'un çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir. Yer, içer, dinlenir. Harun da, ailesi de hem misafirperver, hem de gönlü geniş insanlardır.

Yola koyulma zamanı geldiğinde derviş Harun'a teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için daima şükret." der. Harun ise şöyle cevap verir; "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, hakikatin kendisi değildir. Bu da geçer." Derviş Harun'un çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür.

Birkaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Harun'u hatırlayıp uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Harun'dan söz eder. "Ha, o Harun mu?" der köylüler, "O iyice fakirleşti. Şimdi Salim'in yanında çalışıyor." Derviş hemen Salim'in çiftliğine giderek Harun'u bulur. Eski dostu yaşlanmıştır; üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün hayvanları telef olmuş, evi de yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çaresi, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Salim'in yanında çalışmak olmuştur. Harun ve ailesi üç yıldır Salim'in hizmetkârıdır.

Harun bu defa dervişi son derece mütevazı olan evinde misafir eder, kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır. Derviş vedalaşırken Harun'a olup bitenler sebebiyle ne kadar üzgün olduğunu söyler ama Harun'dan şu cevabı alır; "Üzülme. Unutma, bu da geçer."

Derviş seyahate devam eder ve birkaç yıl sonra yolu yine oraya düşer. Olan biteni öğrenince çok şaşırır. Salim bir zaman önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu sadık hizmetkârı ve eski dostu Harun'a bırakmıştır. Harun Salim'in konağında oturmaya başlamıştır. Arazileri ve binlerce hayvanı ile yine yörenin en zengin insanı olmuştur. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ama yine aynı cevabı alır; "Bu da geçer."

Uzun zaman sonra derviş yine Harun'u arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Harun'un mezarı vardır ve taşında "bu da geçer" yazılıdır. Derviş, "Ölümün nesi geçecek ki?" diye düşünerek yola revân olur.

Ertesi yıl Harun'un mezarını ziyaret etmek için geri döner ama ortada ne tepe vardır, ne de mezar. Büyük bir sel gelip tepeyi önüne katmış, Harun'dan geriye bir iz dahi kalmamıştır.

Bu sıralarda ülkenin sultanı kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda ümidini tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun rehâvetine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın. Hiç kimse böyle bir yüzük yapamaz. Sultanın adamları dervişi bulup yardım ister. Derviş de sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa zaman sonra yüzük sultana takdim edilir. Sultan önce bir şey anlamaz çünkü son derece basit bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne mutluluk ışığı yayılır. Yüzükte "bu da geçer" yazmaktadır.


Yorumlar - Yorum Yaz