Haram Çeşmesi

HARAM ÇEŞMESİ

 Osmanlı dönemi hayrat çeşmesi

2 Mart 2010, Salı


Bursa'nın Osmanlı başşehri olduğu zamanlarda Müslüman bir zât, eski adı Yahudilik Yol Ağzı, bugünkü adı Arap Şükrü Mahallesi olan muhitte bir çeşme yaptırmış. Ve çeşmenin başına bir kitâbe eklemiş, "Her kula helâldir, Müslüman'a haramdır." diye. Tabii Bursa ve Osmanlı karışmış, "Bu nice fitnedir?" diye.

Adamı kadıya şikâyet etmiş halk. Yaka paça yakalanmış ve huzura getirilmiş. "Bu nasıl fitnedir? Dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette, sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yaptır ama suyunu Müslümanlara yasakla. Olacak iş mi bu? Senin aklınla zorun mu var?" diye çıkışmışlar adama.

Adam, "Müsaade buyurun; sebebi var lâkin ispat ister." der. Kadı kızar, "Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın. Şu halde katlin vâciptir." der. Ama bir yandan da merak edip "Nedir gerekçen?" diye sorar. Adam bunu bir tek padişaha söyleyebileceği cevabını verince ortalık yine karışır. Söz saraya gidince adam saraya yaka paça götürülür.

Padişah sinirlenir ama diğer yandan da meraklanır, "De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, bir tek Müslüman'a haram yazarsın?"

- Delilim var lâkin ispat ister.

- Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?

- O zaman hükmünüze kıldan incedir boynum sultânım.

- Eee, de bakalım.

- Sultânım, herhangi bir havradan rasgele bir hahamı sorgusuz-sualsiz yaka paça bir haftalığına tutuklayın. Bakın neler olacak?

Adamın dediği yapılmış. Sonrasında, başta Museviler olmak üzere bütün azınlıklar bir olmuş, "Ne oluyor? Bu ne zulüm? Din adamımıza biz kefiliz. Ne gerekirse söyleyin, yapalım. O masumdur. Gerekirse kefalet ödeyelim." diyerek ortalığı ayağa kaldırırken, çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, mektup üstüne mektup getirmiş.

Bir hafta dolunca "Sultânım, artık bırakmak zamanıdır." demiş adam. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu olmuş ve bu sefer sultâna teşekkürler, hediyeler takdim etmişler.

Bundan sonra adam, "Aynı işi herhangi bir kiliseden bir papaz için yaptırın sultânım." demiş. Aynı şekilde, aynı usûlle bir papaz derdest edilmiş, yaka paça alınmış pazar ayininden. Bir hafta önceki azınlık tepkileri artarak devam etmiş. Haftası dolunca papaz serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, hediyeler daha da büyümüş. Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine.

Sultân, "Artık bitti mi?" demiş adama.

- Sultânım, son bir iş kaldı. Sonra hükmünüzün zamanıdır.

- Şimdi nedir isteğin?

- Efendim, şehrimiz Bursa'nın en sevilen, en sayılan, en mutemet âlimini minberinden alıp derdest ediniz.

Dediği gibi yapılmış; Ulu Cami'nin imamı cuma hutbesinin ortasında alınıp yaka paça götürülmüş.

Ve ne olmuş?

Ülkede bir Allah'ın kulu tek bir kelâm etmemiş, "Ne oluyor?", "Siz ne yapıyorsunuz?", "Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleyeydiniz." bile dememiş. Peşinden giden, arayan soran olmamış.

Bir hafta geçmiş, "Nerede hocamız?" diye merak eden, gelen giden olmamış. Aptal ve cahil bir hoca tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağının bile duymadığı. Ahali halinden memnun, başlamış bir dedikodu, bir hafta önce alaşağı edilen koca âlim için,

- Biz de onu adam bellemiştik, hoca sanmıştık.

- Kim bilir ne haltlar etti de tutuklandı.

- Vah vah, acırım arkasında kıldığım namazlara.

Padişah, kadı ve adam izlemişler olanı biteni. Padişah,

- Eee, ne olacak şimdi bre adam?

- Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip, helâllik almak lazımdır hocadan.

"Haklısın" demiş sultân. Denilenin yapılması için emir buyurmuş ve tekrar adama dönmüş. Adam ise başı önünde eğik olarak,

- Ey büyük sultânım, siz irâde buyurun lütfen, böylesi Müslümanlara su helâl edilir mi?

Sultân acı acı tebessüm etmiş,

- Hava bile haram, hava bile!


Yorumlar - Yorum Yaz