İzmir Valisi İzzet Bey

 İZMİR VALİSİ İZZET BEY İŞGALİ ANLATIYOR

 Mehmet Karayaman

Doç. Dr. Mehmet KARAYAMAN

 

Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesiyle birlikte Anadolu'nun işgali başladı. Bu işgallerden Anadolu halkının en çok tepkisini çekeni İzmir’in işgaliydi. İzmir’in Yunanlar tarafından işgali hem Türk halkının mücadele azmini harekete geçirdi, hem de işgallere karşı silahlı direnişin başlamasına neden oldu. İzmir’in işgal edildiği sırada İzmir valisi olan İzzet Bey’in (Kambur İzzet) kaleme aldığı, 14-18 Mayıs 1919 tarihleri arasındaki olayları anlatan ve İzmir’in işgali öncesindeki gelişmeleri, işgal sırasında yaşanan olayları, Türklerin maruz kaldığı kötü muameleleri, İzzet Bey’in işgal devletlerinin temsilcileri ve İstanbul Hükümeti ile yaptığı yazışmaları, Türk halkının olaylar karşısındaki tepkilerini anlatan raporda yer alan bilgiler, daha önce İzmir’in işgali ile ilgili olarak yayınlanmış olanlarla karşılaştırılabilir, varsa aralarındaki farklılıklar görülebilir ve işgal karşısında İzzet Bey’in tavrı dahi anlaşılabilir.

 

 İzmir'in işgali - İzmir'in işgal edilmesi

 

Osmanlı Devleti 1914 yılında girdiği Cihan Harbi’nden yenik ayrıldı ve 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile resmen savaştan çekildi. İtilaf devletleri mütarekenin yedinci maddesine dayanarak istedikleri yeri işgal etme hakkını elde ettiler. Bu itibarla İzmir de 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlar tarafından işgal edildi. İzmir’in işgali Osmanlı halkının büyük tepkisine neden oldu. Ülke genelinde yapılan protestolar Milli Mücadele'nin ilk kıvılcımlarını ateşledi.

 İzmir Valisi İzzet Bey

Ahmet İzzet Bey 1871 yılında İstanbul’da doğdu.  Üsküdar Rüştiyesi ve iki yıl devam ettiği yabancı dil okulundan sonra, 1885 yılında göreve başladığı Bâb-ı Âli Tercüme Odası'nda 24 yıl hizmet verdi. 1909 yılında Hariciye Nezareti Müdürlüğü'ne tayin olunan İzzet Bey, 1912–1913 yılları arasında Van valiliği yaptı. Hariciye Nazırı Kürt Sait Paşa'nın biraderi olan İzzet Bey, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra 11 Kasım 1918 tarihinde kurulan Birinci Tevfik Paşa Hükümeti'nde Evkaf-ı Hümayun Nazırlığı ve 14 Ocak 1919 tarihinde kurulan İkinci Tevfik Paşa Hükümeti'nde Evkaf-ı Hümayun Nazırlığı yanında -vekâleten- Dâhiliye Nazırlığı yaptı. 11 Mart 1919 tarihinde Aydın valiliğine atanıp, 23 Mart 1919 tarihinde bu göreve başladı. (Aydın Vilayeti'nin idare merkezi İzmir olduğu için, İzzet Bey için "İzmir valisi" ifadesi kullanılır.)

 

İzmir valiliğine İzzet Bey’in atanması, Hürriyet ve İtilaf Partisi taraftarı olması nedeniyle itilaf devletleri tarafından da uygun görüldü. Bu tayin ile Osmanlı Hükümeti, İzmir Rumlarının taşkınlıklarını, İngilizlerin desteğini alarak dizginlemek istedi. Celal Bayar, Vali İzzet Bey hakkında şunları demiştir: «İzzet Bey, Paris'te Türk vatanının parçalanması için barış konferansına muhtıralar veren mahut Şerif Paşa'nın amcası idi. Türk vatanı ile alakalı imiş gibi görünmesi, kendisine fazla nimet ve kıymet verilmiş olmasındandı. Aynı değeri herhangi bir devlet vermiş, kendisine göstermiş olsaydı ona kul-köle olurdu. Çünkü ruhunda müşterek vatan duygusu ve sevgisi doğmamıştı ve yoktu. Vahdettin'in kin ve intikamının beceriksiz bir maşası, devleti tutan milliyetçilik ruhunun gönüllü bir düşmanı idi.»

 

Bilge Umar ise İzzet Bey hakkında şu yorumu yapmıştır: «İzzet Bey, mütareke yıllarında işbirlikçi Türk Hükümetinin İstanbul'da kurduğu Türk savaş suçlularını cezalandıracak askeri mahkeme olan Divan-ı Harp'in başı olan 'nemrut' adı ile tanınmış olan Kürt Mustafa Paşa'nın kayınbiraderi idi. Silik, şahsiyetsiz, yüreksiz, aciz; ulusu değil sarayı velinimet sayan, saraya körü körüne bağlı bir adamdı. Zaten iç ve dışta çetin ceviz olarak görülen Nurettin Paşa yerine İzmir valiliğine tayin edilmesi de büyük ihtimalle bu yüzdendi. Yeni vali göreve başlar başlamaz İzmirli Türk aydınların örgütlenme çabalarını köstekledi. Hatta dernek yöneticilerini Vilayet Konağı'na çağırarak onlara, "Herkes sizi İttihatçılık ve Bolşeviklik ile suçluyor. Devletin bu nazik günlerinde İzmir'de huzuru bozmanıza izin veremem." diyebildi.»

 

Valilik görevi süresince Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı bir idare gösteren, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine karşı düşmanca bir tutum sergileyen, gerek İzmir’in işgali sırasında ve gerekse işgal sonrasında Yunanlara karşı takındığı tavır nedeniyle eleştirilen İzzet Bey, 5 Ocak 1920 tarihinde kalp krizinden ölünceye kadar görevini sürdürdü. Valiliği boyunca Yunanlarla uyumlu bir şekilde çalışan İzzet Bey, Yunan Hükümeti tarafından Anoteron Taksiarhis nişanıyla taltif edildi. İzzet Bey’in cenazesine, Yunanistan’da korgeneral rütbesine erişmiş bir subayın cenazesine eşdeğer ihtimam gösterilip, İzmir’deki üst düzey askeri ve mülki görevliler törene katıldı. Cenaze 6 Ocak 1920 tarihinde yapılan törenle, Şeyhler Mahallesi'ndeki Emir Sultan Dergâhı Haziresi'ne defnedildi.

 

 İzmir'in işgali - İzmir'in işgal edilmesi

Raporun dosyasının üst kısmı

 

İzzet Bey'in raporu, 14 sayfası Fransızca olmak üzere 28 sayfa olup, üzerinde herhangi bir hitap cümlesi, isim, tarih yoktur. T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin Dahiliye İrade-i Umumiye katalogunda  yer alan bu rapor, "İzmir'in işgalinden bir gün evvel yani Mayıs'ın on dördüncü Çarşamba sabahı" cümlesiyle başlar. Raporun sonunda yer alan "Bîtarafâne tahkikatınız her hakikati meydana çıkaracaktır. Daha fazla söz söylemeye lüzum görmem. Hangi nokta hakkında izahat arzu buyrulur ise izaha ve sizleri tenvire hazırım." ifadesinden, raporun bir soruşturma neticesinde, bir üst makama hitaben yazıldığı bellidir.

 

Rapordaki, "Müslümanlar her tarafta sû-i muâmelata, işkenceye dûçar edildi ve ediliyor. Bundan on beş gün evveline kadar İzmir hapishanesi dolu idi. Mösyö İstiryadis zatî teşebbüs ve himmetiyle epeyce tahliye vuku buldu." ifadelerinden; İzmir'deki hapishanelerin de 15 Mayıs 1919 tarihinde boşaltıldığı düşünülürse, bu raporun işgalden sonraki beş gün içerisinde kaleme alındığı anlaşılır. Nitekim İstanbul’da yayınlanan Sabah Gazetesi'nin 22 Mayıs 1919 tarihli nüshasında yer alan bir haberde, "İzmir Valisi İzzet Bey tarafından İzmir'in suret-i işgaline dair Dâhiliye Nezareti'ne mufassal bir rapor gönderilmiş olduğunu mevsûkan haber aldık." ifadesi mevcuttur.

Resmî Notaların İletilmesi

13 Mayıs 1919 günü, öğleden sonra Iron Duke zırhlısı ile İzmir’e gelen İngiliz Akdeniz Filo Komutanı Amiral Galthorpe’un vakit geçirmeden, komodor Fitzmaurice (İngiliz), tümamiral Duvauroux (Fransız), albay Maglino (İtalyan), Dayton (Amerikan) ve Mavrudis (Yunan) ile yaptığı bir görüşme sonucunda, Fransızların Foça’daki bataryaları, İtalyanların Karaburun, İngilizlerin Kösten Adası, Yunanların ise Sancakkalesi Tabyasını 120 kişilik müfrezelerle işgal etmeleri kararlaştırıldı. Bu karar 14 Mayıs sabahı saat dokuzda İngiltere’nin İzmir konsolosu James Morgan tarafından İzmir valisi İzzet Bey’e, albay Smith tarafından da 17. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’ya tebliğ edildi.

 

Raporda bu durum şöyle anlatılır: «İzmir'in işgalinden bir gün evvel yani Mayıs'ın on dördüncü Çarşamba sabahı İngiltere mümessil-i siyasi James Morgan ile mümessil-i askerisi kolonel (albay) Smith daire-i hükümete gelerek İzmir ve civar-ı kal'a ve istihkâmâtının düvel-i kuvve-i mu'telife tarafından işgal olunacağından, memurin-i askeriyeye tebligat ifa etmekliğim için bana Amiral Galtrop'un bir notasını tebliğ ettiler. Bu notayı alınca fevkalade dûçâr-ı yeis ve ıstıraba müteessir oldum. Zira böyle bir şey vukuuna katiyen istihbar etmemiştim. Dört beş gün evvel gerek Smith Mavrudis ve gerek rüfekasıyla vaki olan mülakatımda, bunlardan hiçbiri bu gibi bir şeyin vukua geleceğine dair ufak bir imada bile bulunmamış idiler. Nota düvel-i İ'tilafiye namına Amiral Galtrop tarafından yazılmış olmasına nazaran ittibağı zaruri gördüm. Protesto etmekle beraber derhal on yedinci kolordu kumandanı Ali Nadir Paşa ile Erkan-ı Harbiye Reisi Abdülhamit Bey'i davet ederek Mösyö James Morgan ve Smith muvâcehesinde notanın mündericâtını tebliğ ettim ve ayrıca icra-ı icab-ı lüzumatı da hemen kendilerine tezkire-i resmiyemle bildirdim.»

 

Sabah saat on birde aynı notayı İngiliz amirali Sir Richard Webb, İstanbul’da Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya iletti. Aynı gün, önce İngiliz Iron Duke zırhlısının bir motorundan, daha sonra ise limandaki diğer müttefik devletlere ait gemilerden, silahlı deniz piyadeleri Kordon boyuna çıkarak kendi konsolosluk, banka ve postanelerini koruma altına aldılar. Ali Nadir Paşa, kendisine verilen nota ve içeriğini telgrafla Harbiye Nazırı Şakir Paşa'ya bildirdi. Kendisine, "İşgal vukuuna dair Bab-ı Âliye verilmiş bir malumat yoktur. Amiralin bu teklifi, mütareke şartları hükümleri icabından olmakla muvafakat edilmesi lüzum-u tabiidir." şeklinde bir cevap verildi. Bunun üzerine notada adı geçen mevzilerin işgali sırasında bir fenalığa meydan verilmemesi için, işgal müfrezelerine katılması istenen Osmanlı subayları (her müfrezeye bir tane) öğle üzeri saat on ikide Iron Duke gemisine gönderildi ve bu mevkilerdeki Osmanlı kıtalarına, karşı koymamaları emredildi.

 

Kendisine iletilen nota hakkında Amiral Galthorpe ile görüşmek üzere saat üçte Iron Duke zırhlısına giden İzzet Bey görüşmeyi şöyle nakleder: «Amiral Galthorpe beni büyük bir nezaket ve hürmetle kabul etti. Esna-ı mülakatımızda James Morgan da hazır idi. Kendiliğinden bana sabahki notanın mahiyeti ve şümûlü hakkında izahatta bulundu. Bana Paris'ten bu akşam bir telgraf intizar etmekte olduğunu ve bunun İzmir şehrinin işgal-i askeriye tahtına alınacağına dair bu dâhilini söylediler. Bu işgalin kimin tarafından vuku bulacağı hakkında sualime de "İhtimal ki Yunan askeri tarafından vaki olacaktır." dedi. Bu sözü duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Ve galiba ağlamaya da başlayarak "Aman amiral, bu nasıl şey?" dedim. "Ben ne yapayım? Paris kararı." dedi. "Peki Amiral, Paris'in kararından bu derece adalete münâfî ve tatbik-i mecal bir karar sadır olmalı mı?" dedim. "Ben bir askerim. Böyle münakaşa edemem." dedi. Ona, "Münakaşa etmeye ben de hadim değilim, fakat bunun bu memlekete irad edeceği zararı ve husule getireceği felaketleri söylemeden doğrusu olamaz." dedim ve, "Vakıa biz sizlere harp ilan etmekle cinayet ika' etmiş olup, bugün de cezasını çekmek mevkiindeyiz. Fakat bu ceza makul bir surette olmalıdır. Bu tedbir, bu memleketin felaketine mucib olacaktır. Mümkün ise bu işgalin Yunan'a hasredilmemesini rica edeceğim." dedim. "Bu, benim vazifem haricidir. Katiyen müdahale edemem. Bu bir ilhak değildir. Sırf işgal-i askeriyedir. Binaenaleyh bundan o kadar meyus olmak icap etmez." dedi.»

 

Amiral Galthorpe ile bir buçuk saatlik görüşme yapan İzzet Bey Hükümet Konağı'na geri dönerek, "Müftü-i belde ile belediye reislerine birer teskere yazıp, öyle rivayet-i vari olduğu gibi katiyen memleketin ilhak-ı mevzu-i bahs bile olmadığını ve meselenin bir işgal-i muvakkat-ı askeriyeden ibaret bulunduğunu ve binaenaleyh işi efham edip teheccüyata düşmek münasip olmayacağını ihzar ve mucibince ahali-i Müslimiyeyi teskin ve teselli etmeleri lüzumunu izbar etmiştir." dedi. Hükümet Konağı'nda endişeli bir şekilde bekleyen halka da, ilhakın söz konusu olmadığını, durumun geçici askeri bir işgalden ibaret olduğunu belirterek dağılmalarını istedi. Vali İzzet Bey, 14/15 Mayıs 1919 gecesi, Köylü Gazetesi'ne verdiği bir tekzipte, "Bazı kötü niyetliler İzmir‟in Yunanlar tarafından işgal edileceği tarzında şayialar çıkarmışlardır. Tekzip olunur." ifadesiyle ilhakı gizleme gayretlerini sürdürdü. Bu tebliğ 15 Mayıs sabahı Yunan komutanının işgal beyannamesi ile birlikte okundu.

 

Gece saat ona doğru James Morgan ile Albay Smith, Amiral Galthorpe’un ikinci notasını İzzet Bey’e tebliğ ettiler. Altı maddeden oluşan bu notada "Ekselans! Sulh anlaşmasının yedinci maddesi gereğince müttefik hükümetlerin İzmir'in Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmesine karar verdiklerini size haber vermek mecburiyetindeyim. Nakledilen askerlerin İzmir'e varışı yarın (15 Mayıs) mahalli saat ile sabah sekizde vuku bulacak, gemiden tahliye derhal başlayacaktır. Yunan deniz birlikleri, çıkartma hareketine hazırlık yapmak ve sahil tesislerini ve girişlerini işgal etmek üzere, saat yedide karaya çıkacaktır." ifadeleri yer alır.

 

Vali İzzet, James Morgan aracılığı ile Amiral Galthorpe’dan, işgal sırasında halkın maneviyatını yüksek tutmak ve asayişi sağlamak için Müslüman mahallelerinde görev yapacak 200-300 kişilik bir birlik vermesini istedi, lakin müspet bir cevap alamadı. Kendisine verilen cevapta, itimat ettiği subayların komuta ettiği askerî birlikleri Müslüman mahallelerinde gezdirebileceği bildirildi. Vali İzzet Bey de Ali Nadir Paşa’ya gönderdiği yazıda, ittihatçı olmayan komutanların idare ettiği birliklerin mahalle aralarında gezdirilmesini, ancak Hristiyan mahallelerine kesinlikle asker göndermemesini istedi.

 

İkinci notadan sonra Hükümet'inden bilgi isteyen İzzet Bey, durumu şöyle anlatır: "Gece saat on iki olmuştu. Bir taraftan da telgraf başında hükümet-i mütevelliyeye ahvali bildirerek talimat talep ettim. Gece saat beşe kadar gâh telgraf başında talimat intizarında, gâh ara sıra müracaat eden Müslümanlara meram anlatmakla meşgul oldum ve ahaliyi teskin, huzur ve asayişi temin edecek tedâbirin ittihazıyla tevessül oldum. Hükümet mütevelliyesinden malumat alamayınca, sabah da takarrib edince hemen Amiral Galthorpe’a bir takrir yazarak, şu dakikaya yani gece saat beşe kadar Hükümet mütevellisinden talimat almadığımı ve binaenaleyh İzmir'in Yunan asâkiri tarafından işgalini esasen protesto etmek mecburiyetinde bulunduğumu bildirdim. Saat altıda bu notayı James Morgan vasıtasıyla amirale ilettim."

İzmir’in İşgali

15 Mayıs sabahı Yunan askerleri, Punta İskelesi'ndeki Avcılar Kulübü önünden karaya çıkmaya başladı. Karantina istikametine doğru yürüyüşe geçen Yunan ordusunun bir müfrezesi Saat ona doğru, etrafında büyük bir kalabalık olduğu halde, Hükümet Konağı'na doğru yürüyüşe geçti. Hükümet Konağı'nın köşesinden bir silah sesi gelmesi üzerine Yunan askerleri Sarı Kışla'ya ve Hükümet Konağı'na ateş etmeye başladı ve bu durum bir buçuk saat kadar sürdü. 15 Mayıs günü memurların maaş günü olduğundan, kalabalık bir memur topluluğu Hükümet Konağı'nda toplandı. Memurlarla birlikte Yunan askerlerini bekleyen İzzet Bey, bütün memurları binanın ortasındaki koridora topladı ve silah seslerini duyan yabancıların yardıma geleceklerini belirterek, onları sakinleştirmeye çalıştı.

 

İzzet Bey Hükümet Konağı'nın işgali hakkında şu bilgileri vermektedir: "Memurların talebi ve istekleri üzerine pencereden bir beyaz bez uzattık; derhal ateş altına aldılar; sonra hemen üzerine diğer bir bezi astık ve kapıları da açtık; içeriye süngülerle hücum ettiler. Ben hemen mevki-i resmiyeme geçtim; memurlarım da etrafımı aldılar; bu sırada odaya da süngülü askerler girdi. Hepimizi süngülerle tehdit ederek önlerine katıp aşağı indirdiler ve ellerimizi havaya kaldırtıp Zito Venizelos dedirterek, enva-ı hakaretle sevk etmeğe başladılar. Kimsenin üstünde başında bir şey kalmadı, hep soydular; hiçbir fes kalmadı, hepsini yırttılar. 'Ben valiyim' dedim ama kimseye meram anlatmak kabil olmadı. Yolda birkaç Yunan zabitine müracaat etmek istedim ama dinletemedim. Böylece rıhtım üzerinde tekmil memurlarımla enva-i hakaretle sevk olundum. Rıhtımda birisi beni tanıdı. O sırada oradan geçen Yunan Konsoloshanesi memurlarından Ayadimis de beni gördü. Bu ikisinin müdahalesiyle beni ve oğlumu kafileden ayırdılar. Biz orada kaldık; diğerlerini o hakaret ve şiddet içinde sevk edip götürdüler."

 

Evraklarını almak için geri dönen İzzet Bey, Hükümet Konağı'nın yağmalandığını ve merdivenlerde cesetlerle, can çekişmekte olan insanların bulunduğunu gördü. Daha sonra oğlu ile beraber bir Yunan torpidosuna giden İzzet Bey, önceleri kötü muameleye maruz kaldığını, ancak daha sonra Amiral Galthorpe ve James Morgan’ın müdahalesiyle bu hakaretlerin sona erdiğini ifade etmiştir. Yunan torpidosunda üç saat kaldıktan sonra serbest bırakılan İzzet Bey Karantina'daki evine gitti.

 

16 Mayıs günü Hükümet Konağı'na giden, ancak Yunan askerleri tarafından içeri alınmayan İzzet Bey İngiltere Konsolosluğu'na gitti. O günkü mesaisini İngiliz Konsolosluğu'nda sürdüren İzzet Bey, Amiral Galthorp’a yazdığı bir mektupla memurlarının tekrar vazifelerinin başına dönmelerine izin verilmesini istedi. Akşam evine dönen İzzet Bey yaşadıklarını şöyle anlatmıştır: "Saat beşte evime avdet ettim. Tam oturup çoluk çocuğumla istirahat edeceğim sırada, etraftan bir silah sesi işitildi. Gittikçe bu ses yaklaştı, nihayet evimizin etrafında karar kıldı. Ben, sokakta ihtimal ki dağlardan gelen Türklerle muharebe oluyor zannederek dûçâr-ı yeis oluyordum. Bir de evimizin camları kırılmakta ve duvarlardan kurşunların gelmekte olduğunu görünce, hemen çocuklarımla evvela bodrum katına ilticaya mecbur olduk. Orada duvarların kalın cihetlerine intihap ederek perakende aşağıya intizardan kaldık. Evimizin üst katı hurdahane oluyordu. Artık anlaşılıyordu ki bütün bu atılan silahlar bizim eve tevcih edilmektedir. Sonra Türkçe olarak "çık, çıkmazsan yakarız" diye haykırmalar duyduk. Bu hal bir saat devam etti. Sokak kapısından çıkıp sokağa atılmaya mecbur olduk. İptida ben, benden sonra oğlum, refikam ve küçük çocuğumu ağlayarak ve yalvararak çıkardılar. Elinde bir pala bulunan uzun boylu bir adam mevcudiyetimizi görünce, hemen süngülerle üzerimize hücum ettiler, feslerimizi alıp yırttılar, saatlerimizi, çoraplarımızı, üzerimizde ne var ne yok ise hepsini aldılar. Birkaç kereler öldürmeye karar verdiler. O sırada oradan karısıyla geçen Esama Polivis namında bir Rum tüccarın tavassut ve müdahalesiyle ellerinden kurtulduk. Bu zat bütün geceyi karısıyla bizim evde geçirdi."

 

Ertesi gün İngiltere Konsoloshanesi'ne giderek, başından geçenleri James Morgan’a anlatan İzzet Bey, gerekli tedbirlerin alınmasını istedi. Daha sonra Hükümet Konağı'na geldi ve Konak girişinde Yunan askeri tarafından resmi selamla karşılandı. 17 Mayıs günü albay Zafiriyo ve albay Mavridis ile Yunan amirali Hükümet Konağı'na gelerek, Vali İzzet Bey ve Ali Nadir Paşa’ya resmî tarziyede bulundular. Her gün Karantina’daki evinden iki Yunan askeri eşliğinde Hükümet Konağı'na gelen Vali İzzet Bey’in yaverliğine, Ayolyos İsfanos isminde Yunan bir yüzbaşı tayin edildi.

İlk Kurşun

Vali İzzet Bey, raporun sonunda Yunan ordusuna karşı ilk silahı kimin attığına dair düşüncelerini söyle izah etmiştir: «Sokakta ilk silah atanın kim olduğunu tahkike fırsat bulamadım çünkü men edildim. Bilahare duyduğuma göre bazıları bunun bir Rum tarafından atıldığını ve bazıları bir sipahi tarafından atıldığını iddia ettiler. Elhâsıl ilk silahı kimin attığı bence meçhuldür. Ahali-i İslamiye tarafından ve asker tarafından silah atıldığını dahi zannetmiyorum. Kışladan, sonradan atıldığını iddia edenler vardı. Belki bilahare silah atan olmuştur. Fakat kemal-i katiyetle beyan ve iddia ediyorum ki, Hükümet Konağı'ndan bir tek silah atılmadı. Hükümet Konağı'nda hâzuyan olarak sekiz on tane silahlı jandarma bulunur. Bulunanların silahlarını da bizzat ben, Hükümet'i ateşe tuttukları zaman aldım. O gün hükümet salonunda yedi sekiz ve bunlardan üç dört zabitanda ise silah mühimmatı gördüm. Birinci, ikinci ve üçüncü gün ve geceleri Müslüman hanelerin "silah atıldı" diyerek soyulduğuna, izzet ve namus ta'riz edildiğine, vaki olan müracaat ve şikâyetten kanat-ı kâmilem vardır.»

 

Vali İzzet Bey sözlerine şöyle son vermiştir: «Müslümanlar her tarafta su-i muamelata ve işkenceye dûcâr edildi ve ediliyor. Bundan 15 gün evveline kadar İzmir hapishanesi dolu idi. Mösyö İstiryadis'in zatî teşebbüs ve himmetiyle epeyce tahliye vuku buldu. Fakat mülhakatta el-yevm ahvâl böyle değildir. Müslümanlar katiyen mal ve canlarından, izzet ve namuslarından emin olamıyorlar. İşte şu anda ahvâl bu merkezdedir. Bi-târâfâne tahkikatınız her hakikati meydana çıkaracaktır. Daha fazla söz söylemeye lüzum görmem. Hangi nokta hakkında izahat arzu buyrulur ise, izaha ve sizleri tenvire hazırım.»

 

Sonuç olarak, İzmir’in işgali sırasında İzmir’in en büyük mülkî amiri durumunda olan İzzet Bey’in kaleme aldığı rapor, İzmir’in işgali ve sonrasında yaşanan olaylar hakkında birinci elden bilgiler verir. İzzet Bey raporu hazırlarken kendine göre önemli olan olayları aktarmış, gelişmeleri kendi bakış açısında yorumlamış ve yaptıklarını da doğru ve haklı gösterme gayreti içerisine girmiştir. Raporun tek taraflı olarak kaleme alındığını bir tarafa bırakırsak, rapordaki bilgilerden İzzet Bey’in İzmir’in işgali hakkında önceden bir istihbarata sahip olmadığı, İzmir’in işgali hakkında kendisine iletilen notalar karşısında şaşırdığı ve bir ön hazırlığa sahip olmadığı görülür.

 

Notalarla ilgili olarak Hükümet'ten bir talimat gelmediği ve İzzet Bey’in kendi inisiyatifiyle hareket ettiği, İzmir’in işgalini sadece işgal-i askeriye olarak değerlendirdiği ve bu düşüncesini halka ve basına kabul ettirerek, herhangi bir direnişin meydana gelmesini önlemeye çalıştığı, bu doğrultuda kolordu komutanı Ali Nadir Paşa’ya, civar belediye başkanı ve müftülere işgale karşı konulmaması, halkın sakinleştirilmesi yönünde emir verdiği anlaşılır.

 

İşgal günü Hükümet Konağı'ndan Yunan askerlerine ateş açılmadığı halde, Yunan askerlerinin Hükümet Konağı'nı bir saate yakın ateş altında tuttukları, Hükümet Konağı'ndaki memurlara ve valiye kötü muamele ettikleri, Hükümet Konağı'nın Yunan askerleri tarafından yağmalandığı, hakaretlere maruz kalan İzzet Bey’in evinin 16 Mayıs akşamı kurşunlanarak yağmalandığı bilgisine ulaşılır.  İşgalden bir gün sonra İngiliz Konsolosluğu'na sığınan İzzet Bey’in görevine burada devam ettiği ve 17 Mayıs 1919 tarihinde Yunan askerlerinin denetiminde olan Hükümet Konağı'nda çalışmaya başladığı sonucu çıkarılır. Ayrıca raporda, İzmir’in işgali ile ilgili notaların veriliş saatlerini ve ayrıntılarını, vali İzzet Bey’in Amiral Galthorpe ve İzmir’deki Yunan kumandanlarıyla yaptığı görüşmelerde konuşulan konuları, Yunan askerlerine karşı ilk kurşunu kimin sıktığı konusunda İzzet Bey’in düşüncelerini ve tespitlerini öğrenmek mümkündür. Bu nedenle, olayların birinci tanığı olan İzzet Bey’in şahsî bilgi ve gözlemlerine dayanarak hazırlanan bu raporun, İzmir’in işgali olayını yorumlarken mutlaka göz önünde tutulması gerekir.

İzmir'in işgali - İzmir'in işgal edilmesi 

Osmanlıca olarak kaleme alınan raporun ilk sayfası

 

 İzmir'in işgali - İzmir'in işgal edilmesi

Fransızca olarak kaleme alınan raporun ilk sayfası

 

 İzmir'in işgali - İzmir'in işgal edilmesi

Osmanlıca raporun son sayfası

Tavsiye Linkler

İzmir Valisi Rahmi Bey

Atatürk ve İngilizler

İşgal Döneminde Bornova


Yorumlar - Yorum Yaz