Çerez Kestane Tombala

ÇEREZ, KESTANE VE TOMBALA

yetmişli yıllar - kartpostal

29 Aralık 2007, Cumartesi

30 Aralık 2010, Perşembe

 

Mâzide kalan yılbaşı gecelerinin vazgeçilmez ikilisiydi çerez ve tombala. Ve olmazsa olmazlardandı mektupların sonuna eklenen "kestane kebap, yemesi sevap, acele cevap" tekerlemesindeki kestane kebabı.

yetmişli yıllar - kestane kebap

yetmişli yıllar - tombala

Baba ocağı yegâne eğlence mekânıydı yılbaşı gecelerinin. Bilinmezdi fiks menülü eğlence yerleri, alkôl muayeneleri.

Tatil programları yapmak, turlara katılmak yerine, bayramlarda komşu ve akraba ziyareti yapılırdı tastamam.

Bayram sabahları el öpülürdü. Ya şeker olurdu alınan hediye ya da mendil veya bayram harçlığı.

Kuru incir içine ceviz veya badem tıkıştırılır, yafa portakalları soyulurdu yerli malı haftalarında.

yetmişli yıllar - incir

Kucak dolusu çiçek toplanırdı anneler gününde. Parayla hediye alacak imkân yoktu çünkü.

Berberde çelik usturaların meşin kayışlarda bilenişi izlenirken, Ustura Kemal mecmuası okunurdu.

yetmişli yıllar - ustura kemal     yetmişli yıllar - ustura

Tekerlek çevrilir, topaç döndürülür, meşe (bilye, atak, lek) oynanırdı mahalle içinde.

yetmişli yıllar - topaç

yetmişli yıllar - bilye

Mahalle bakkalından Arap Mabel sakızı alınıp çiğnenirdi evlerin önünde. Artık mahalle de yok, bakkalı da...

yetmişli yıllar - mabel sakız

Ne oyunlar oynanırdı yıl boyu çeşitli zamanlarda zamanı gelen. Seksek zamanı, kaydırak zamanı, hele yaz akşamlarına mahsus saklambaç.

Toprak saksıda değil, evin bahçesinde görülürdü ilk defa. O zamanlar çevreci örgütler yoktu, çünkü çevre vardı.

Basketbol, voleybol bilinmez; istop ve yakartop ile olurdu topla ilk tanışma.

Minyatür kale maçlar yapılırdı. Çünkü otomobil işgali yoktu, beton mantarlar türememişti sokaklarda.

Sokaklardan evlere taşan tüpgaz, su satıcılarının rahatsız edici çığlıkları yerine yoğurtçunun ahenkli çıngırağı duyulurdu sessizliği bozan.

yetmişli yıllar - yoğurtçu

Ezan hoparlörden dinlenmezdi. Akan sular dururdu okunurken ezan.

Dokuz kere düşünmeden söz söylenmezdi.

Bilinen en gizli şey "gizli pençe" olduğu için, ürkütürdü çocukları "kırmızı el".

Konuşulan dil uydurukça, özenti dolu, Batı dünyası kompleksli değil, Türkçe idi.

Likör müydü ikram edilen zarif kristal kadehlerde?

Genç kızlığa, delikanlılığa ilk adım idi Bafra veya Birinci sigarası.

yetmişli yıllar - bafra sigarası     yetmişli yıllar - birinci sigarası

Pamuk helvacı, nane şekerci, horoz şekerci, elma şekerci, macuncu; hani, şimdi nerede?

yetmişli yıllar - macun

yetmişli yıllar - horoz şeker

Mahallenin sokağından geçen fırıldakçının sattığı fırıldak bile oyuncak olarak yeterliydi. Onu da çoğu çocuk alamazdı ya!

Bisiklet mi? Çok az çocukta vardı ama üç tekerlekli olarak.

yetmişli yıllar - fırıldakçı

yetmişli yıllar - 3 tekerlekli bisiklet

Masmavi çividin bembeyaz çamaşırlar elde etmek için kullanılmasının sihri çözülemezdi. Bilinmezdi Klorak'tan başka bir beyazlatıcı. Fay her şeyi çok iyi temizlerdi.

yetmişli yıllar - çivit     yetmişli yıllar - klorak

yetmişli yıllar - fay

Pamuk atıcının (hallaç) âletinin çıkardığı enteresan ses unutulur muydu ya? Hele zerzevatçının sokaklardaki çığırışı?

yetmişli yıllar - hallaç - pamuk atıcı

yetmişli yıllar - zerzevatçı

Naylon torba, poşet yoktu o zamanlar. Ya file veya gazeteden bozma kese kâğıdı kullanılırdı çarşıda, pazarda.

yetmişli yıllar - file
yetmişli yıllar - kese kağıdı

Gramofonlardan sonra pikaplarda dinlendi taş plâklar. Sonra da kırk beşliklerde Cem Karaca'dan Resimdeki Gözyaşları, Barış Manço'dan Dağlar Dağlar, Berkant'tan Samanyolu.

yetmişli yıllar - gramofon

yetmişli yıllar - pikap

Ufuklarının genişlemesi için çocuklar da radyo dinlerdi. Saat başı ajansları kaçırılmazdı hiç. Radyo Tiyatrosu ise ailece takip edilirdi.

yetmişli yıllar - lambalı radyo

“Bilen Şoförün Lastiği” bilinmeye çalışılırdı. “On Altı Soru Bilgi Yarışması”, “Çek Soruyu Bil Doğruyu” vazgeçilmezdi herkes için.

Transistörlü radyolar bile fazla lüks iken, kasetçalarlı radyolar bile girdi evlere sonradan.

yetmişli yıllar - transistörlü radyo

yetmişli yıllar - radyo teyp

Türkiye'nin 67 ili vardı o zamanlar. Adana'dan başlanıp, Zonguldak'ta nokta konurdu.

Hayat mecmuasında Hikmet Feridun Es ile dünya dolaşılırdı pasaportsuz, vizesiz.

yetmişli yıllar - hayat mecmuası

Artizler, şarkıcılarla alâkalı her şey Ses mecmuasında okunurdu. Gençliğin Hey dergisinde anılar biriktirilirdi en duygusalından.

yetmişli yıllar - ses mecmuası     yetmişli yıllar - hey dergisi

İş Bankası'nın, Emniyet Sandığı'nın kumbaralarında hissedilirdi ilk tasarruf heyecanı.

yetmişli yıllar - kumbara

Siyah okul önlüklerinin beyaz kolalı yakaları akşamdan ütülenir, belediye otobüslerinde büyüklere mutlaka yer verilirdi. O zamanlar daha mı az yorgunduk, ne?

Kadın günleri konkensiz olur; oya işlenip dantel örülürken, ince belli bardaklarda çay içilirdi.

Önce kasnaklı yer sofralarında, kalaylı taslarda yendi yemekler. Sonra masalara, porselen tabaklara geçildi.

Cincibir'i bilirdik gazoz olarak, Sunalko (Sunal-Kokteyl) içerdik kolalı gazoz niyetine.

yetmişli yıllar - cincibir gazoz     yetmişli yıllar - sunalko gazoz - sunal kokteyl

Komşuluk sadece dilde değil, gönülde de vardı.  Koca mahalle sanki tek bir aile gibiydi.

Film gösteren televizyonlar yoktu. Lâcivert yaz akşamlarında, açık hava sinemalarında seyredilirdi filmler. Çiğdem (ay çekirdeği) alınır, minder kiralanırdı. Sabırsızlıkla "beş dakika ara" beklenirdi gazoza kavuşabilmek için.

Jeton alınıp sıra beklenirdi postanelerde telefon etmek için. Çünkü telefon kulübeleri yoktu o zamanlar.

yetmişli yıllar - jeton

Çoğu evde telefon yoktu. Telefon sahibi olmak için PTT'ye başvurulsa da yıllarca beklenirdi. Acil durumlarda ya postaneye gidilip telefon kuyruğuna girilir ya da telgraf çekilirdi.

yetmişli yıllar - telefon

Yenice sigarasının içindeki beyaz kâğıda yapardı aile reisleri aylık bütçelerini.

yetmişli yıllar - yenice sigarası

Kimliği bir türlü çıkarılamayan ve fakat hayallerde bin bir türlü canlandırılan “Yuki” ile şenlenirdi evler.

yetmişli yıllar - yuki mecmuası

“Akbaba” mecmuası, “1001 Roman” evlere girmeden olur muydu hiç? Hele çocukluğu tastamam ısıtan “Doğan Kardeş”?

yetmişli yıllar - akbaba mecmuası     yetmişli yıllar - 1001 roman mecmuası

yetmişli yıllar - doğan kardeş mecmuası

Kupon, sertifika vs. tasası olmadan; sadece okunmak için alınırdı gazeteler. Onlar da her gün eve girmezdi ya! Çoğu aile için pazar günleri gazete günleriydi.

Kahve dibeklerde öğüttürülüp gramla alınırdı, her daim taze olarak.

yetmişli yıllar - kahve dibeği - dibek kahvesi

Kuruş değerliydi; bir, beş, on, yirmi beş kuruş vardı o zamanlar.

yetmişli yıllar - bir kuruş
yetmişli yıllar - beş kuruş
yetmişli yıllar - on kuruş
yetmişli yıllar - 25 kuruş

Çoğu gıda hazır olarak satılmazdı. Güz mevsiminde reçeller yapılır, turşular basılırdı evlerdeki kilerlerde.

Permatik, Gillette, Derby yoktu. Nacet marka jilet kullanırdı "Job traş bıçağı" kullanmayanlar.

yetmişli yıllar - nacet jilet     yetmişli yıllar - job traş bıçağı

Sevdaları diyardan diyara, gönülden gönüle taşırdı yaldızlı kartpostallar, tebrik kartları, mektuplar.

yetmişli yıllar - tebrik kartı - kartpostal

On kasımlarda gazeteler siyah manşetli çıkar, sinemalar gün boyunca kapanır, fabrikalar sirenlerini çalardı dakikalar boyunca. Anayurt dört bir yandan çelik ağlarla örülürdü. Ankara'yı ziyaret eden dostlar, akrabalar Anıt Kabir'e götürülürdü mutlaka.

Göğüsler Cumhuriyetin tunç siperiydi. Turan Güneş'ler, çocukları semt arkadaşı olan ihtilal albayları vardı. Milletvekilleri milletin vekiliydi o zamanlar. Yeni bir dünya kurulacak ve Türkiye o dünyada yerini alacaktı. İnanılırdı, inanılmıştı saf Anadolu çocuğu olarak!


Ne güzel yerdi Susurluk, yalnız ayranı meşhur olduğu zamanlarda

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla

İstikbâli mâziden kopmadan kuracağımızı sanırdık düne kadar

Yaşadığımız binlerce hakikat ve kurduğumuz binlerce hayâl vardı

Savrulduk hepimiz bir yerlere, bağlarımız darmadağın, elimizden uçan değerlerle


Yorumlar - Yorum Yaz