Osmanlı Evi

OSMANLI EVLERİ

Osmanlı evleri - Osmanlı evi 

Nimet Akbıyık Osma

Her dönem kendi içerisinde, birbiri ile anlam denkliği yaşayan mimari terimler barındırmaktadır. Ancak Osmanlı mimarisinde yer alan ev kavramı mimarinin bir kolu değil, toplumun sahip olduğu kültürün yansımasıdır. Ailenin yaşadığı ev dilimizde "hâne", "beyt", "dâr", "menzil", "dam" ve ""mesken" gibi kelimelerle de ifade edilmektedir. Bu kelimeler içerisinde en çok tercih edilen, Arapçada yerleşik yer anlamını da ihtiva eden “mesken” kelimesidir.

Osmanlı mimarisi, Osmanlıların hayata bakışlarıyla ve hayat tarzları ile şekillenmiştir. Her şey huzur ve sükûnetin zirve noktada yaşanılabilmesi üzerinedir. Osmanlıda ömrün sonuna kadar hayatta kalmaları istenen, devri ifade eden yapıların, camilerin, devlet binalarının, vakfı temsil eden yapıların taş malzemeler ile inşası yapılırken, evlerde dayanıksız malzemeler kullanılarak, Allah’ın sonsuz olduğunu, kıyamete kadar devam etmesi gereken tek durumun devlet olduğunu benimsemişlerdir.

 Osmanlı evleri - Osmanlı evi

Osmanlı zamanındaki ev mimarileri incelendiğinde varılan sonuç, bir avlunun herhangi bir kenarına inşa edilmiş ev tipidir. Ancak bu ev öyle sıradan bir ev değildir. İncelemeleri yapıldığında anlamlarının büyük olduğu ve her bir evin, insanın dünya hayatında huzur içerisinde yaşamasına imkân sağlaması için inşa edildiği anlaşılmış olur. Cadde ya da sokak cepheli olan Osmanlı evlerinin, mimari olarak incelendiğinde ilk ele alınan unsuru yüksek ve pencere içermeyen duvarlarla çevrilmiş olmasıdır. Mimari olan bu unsur, sosyal olarak incelendiğinde ev sahiplerinin mahremiyetini ve emniyetini sağlayan, insan boyundan daha yüksek duvarlardır. Osmanlıda yapılar, mimarinin güzel unsurlarının kullanılmasının dışında, insanın sahip olduğu ve ihtiyacı olan unsurları da göz önüne almıştır.

Yüksek duvarlardan içeriye girildiğinde, evin sosyal durumuna ve ihtiyaçlarına göre ahır, samanlık, pekmez şırahanesi, kilim-kumaş dokuma atölyeleri vb. faaliyet odaları bulunurdu. Çok amaçlı faaliyet gören avluların bir başka köşesinde ise günlük ihtiyaçlara cevap veren ocak, çamaşır taşı, dibek taşı, çeşme, kuyu, fırın gibi materyal bulunmaktaydı. Arazi durumuna ve ölçeğine göre evin bahçesinde ağaçlar vardı ve sebze-meyve yetiştiriciliği yapılmaktaydı.

Osmanlı ev mimarisi kadına önem veren, sosyal anlamda zenginlik katan unsurlara sahipti. Evdeki avlu yapısı, evde bulunan kadının dinlenmesi, çalışması, yakın çevresiyle sohbet etmesi için oluşturulmuş çok uygun bir mekândı.

Osmanlı evlerinde, etinden, sütünden ve gücünden yararlanmak üzere beslenen hayvanların yanı sıra, çatı aralarında kırlangıçlar, bacalarda leylekler yaşardı. Kuş yuvalarını bozmak günah sayılırdı. Kumru ve güvercinler, kendilerine yem verilen fakat kafeslere hapsedilmeyen diğer ev ortaklarıydı. Avlu, ev sahibi için dış dünya ile şahsî dünya arasında bir kesit oluyordu. Burada ev kıyafetiyle de dolaşıldığı için, başkalarının avlularını görecek şekilde ev inşası yasaktı.

Ev yapıları genellikle, hayat tarzına bağlı olarak harem ve selâmlık olarak ikiye ayrılmıştı. Kıble, ehemmiyet verilen en önemli unsurlardan biriydi. Kıble, sadece ibadet edilirken dikkat edilen bir unsur değildi, bunun yanı sıra günlük hayat esnasında itina gösterilen bir kavram halindeydi.

Osmanlı evleri oldukça sade ve yalındı. Abartılı mobilyalar yerine, pencere kenarında divan ya da seki denilen oturma yerleri vardı. Kilim, halı ya da minderler yer döşemesi olarak kullanılmaktaydı.

 Osmanlı evleri - Osmanlı evi

Kapıların üzerinde iki adet tokmak bulunurdu. Tokmaklardan bir tanesi bayan misafirler için, diğer tokmak ise erkek misafirler içindi. Aslan başı motifli ve büyük olanı kalın, çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir erkek misafir gelirse kalın sesli tokmağı tıklatırdı. Bu durum dışarıdan gelenlere göre hane halkı için uyarıcı bir sinyaldi. İçerideki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, evde bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulursa, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı.

Osmanlı ev hayatında, evin yapısı dışında kültürü oluşturan birçok faktör vardı. Bu faktörlerin her biri mimarlığı etkileyen ve zenginleştiren güzelliklerdi. Meselâ eskiden eve misafir geldiği takdirde, ev sahibi misafirlerin ayakkabılarının burunlarını dışarıya doğru değil de içeriye doğru çevirirdi. Bu davranışla, “Biz sizin misafirliğinizden çok memnun kaldık. Evimizi yeniden şereflendirmenizi bekliyoruz.” demek isterlerdi.

Evlerin dış cephesini kaplayan çiçeklerin her birinde ayrı anlamlar yüklüydü. Meselâ sarı renkli çiçekler pencerenin önünde ise, dışarıdaki insanlara “Bu evde bir hasta var. Lütfen gürültü yapmayın. Mümkün olduğunca sessiz kalın.” demek istenirdi. “Bu evde evlenme çağında genç kız bulunmaktadır. Sözlerinize dikkat ederek genç kızımızın ruhunu incitmemeye dikkat edin.” diye seslenirdi kırmızı çiçekler. Osmanlı insanlarının zarif ruhlarının göstergesiydi bütün bunlar!

Evlerin dış kapılarının çerçevesine ya da saçakların alt kısımlarına işlenen ay yıldızlı detayların olması, evde hac vazifesini yapan birisinin/birilerinin olduğunu anlatmaktaydı. Bu ince detay, hac vazifesini yapmak için başkaları için de dua edilmesine vesile olurdu.

Osmanlı evleri - Osmanlı evi 

10 Kasım 2015, Salı


Yorumlar - Yorum Yaz