Osmanlı İnfakı

OSMANLI TOPLUMUNDA İNFAK

Uyan ey gözlerim, gafletten uyan!

 sadaka taşı - sadakataşı

26 Ağustos 2010, Perşembe

Bu yazıyı, İtalya’daki bazı kafelerde kahve içtikten sonra, yoksullar için bir veya birkaç kahve parası fazla ödeyenleri konu alan ve sayfanın en altında yer alan "Askıda Kahve" başlıklı yazıyı hazırlayan Batı dünyası hayranlarına ve bu yazıdan ister istemez etkilenen Batı kompleksiyle yetiştirilmiş Türklere ithaf ediyorum.

Osmanlıda vakıf, vakfiye, sadaka-i câriyye, imârethane, dâr-üz ziyâfe, hangâh, dâr-ül aceze, gurebâ vs. infak mefhumları ne demektir? Kuş evi, sadaka taşı nedir? Önce bu kavramları birer cümleyle açıklayalım.

Vakıf: Kendisine ait mülkün, paranın ve bunların gelirinin, ihtiyacı olan kimselerin yararlanması için Allah'ın mülkü sayıldığını kabul etmek ve mahkeme kararıyla kesinleştirmektir. Bu kararın yazılı olduğu belgeye "vakfiye" denir.

Sadaka-i câriyye: Bir kimsenin hayır için yaptırdığı ve ölümünden sonra da faydası devam eden vakıf, hastane, yurt, çeşme, yol ve benzeri kalıcı hayrat eseridir.

İmâret ve imârethane: Kelime olarak manası bir yeri bayındır ve mamur etmek, yani bayındırlıktır. Kullanım olarak öğrencilere, din görevlilerine, gelip-geçen yolculara, misafirlere ve yoksullara yemek vermek üzere kurulmuş aş evidir.

Hangâh, hankâh: Nice kurumlar gibi bozulmadan önce birer sosyal yardım merkezi, hayır ve şefkat kaynağı, konuk dinlenme ve tedavi yeri, toplantı mahalli, kültür ve spor ocağı, şimdiki deyimle birer kulüptür.

Dâr-üz ziyâfe: Ziyafethane. Misafirlere, yolculara ücretsiz yemek yedirmek üzere vakfedilen kurumdur.

Dâr-ül aceze: Acizler evi. Düşkünler yurdudur. Şimdiki ücretli huzur evleriyle alâkası yoktur.

Gurebâ: Gariplere, kimsesizlere, memleketinden uzakta olan fakir kimselere denir. "Gureba hastaneleri" bu kimseler için inşa edilip vakfolunmuştur.

Kuş evleri, kuş köşkleri: Türk'ün acıma duygusu sadece kendi cinsine, kendi nesline veya ırkına yönelik değildir. "Rahmetimi istiyorsanız yarattıklarıma acıyın." diyen ilâhi emre uymayı ibadet olarak görmüştür Osmanlı milleti. Cami, türbe, medrese vb. yapıların fazla rüzgar almayan duvarlarının yüksek yerlerine minyatür köşkler halinde yerleşen kuş evleri-köşkleri, yaratılmışa sevgi ve merhamet hislerimizin belgeleridir.

 kuş evi - kuşevi

Üsküdar, Ayazma Camii'de bir kuş evi

 kuş evi - kuşevi

Üsküdar, Selimiye Camii'de bir kuş evi

kuş evi - kuşevi 

Üsküdar, Yeni Valide Camii'de bir kuş evi

Sadaka taşları ihtiyacı olup da sadaka isteyemeyen haysiyetli kimselerin, başkaları görmeden geceleri almaları için hayır sahiplerince para bıraktıkları yerdir. Aşağıda görülen taş Üsküdar semtinin Doğancılar caddesi üzerindeki İmrahor Camisi'nin karşısındadır. Küçük çocuklar erişemesin diye biraz yüksek tutulmuş ve hayır sahipleriyle ihtiyaç sahiplerine kolaylık olsun diye insanların geçtiği ayak altı yerlere konulmuşlardır.

 

 sadaka taşı - sadakataşı

Üsküdar, Doğancılar'da bir sadaka taşı

Bu kısa boylu sütunun üzerindeki oyuk yere bırakırdı sadakayı hayır sahibi kişi. İhtiyaçlı olan gelirdi ortalık kararınca, o paradan alırdı gereği kadarınca. Hepsini götürmezdi. İhtiyacından fazlasını başkasına bırakırdı, infakı bitirmezdi. Çünkü bilirdi ki o, paylaşmayı bilmemek  hiç hayır getirmezdi. Bu işte asıl güzel olan, birbirini görmezdi verenle alan şahıslar. Çünkü inancımızda bir elin verdiğini öteki el bilmezdi. İnfak nafakasını vermek, beslemek, geçindirmek, yedirip içirmek, malını Hak yolunda sarf etmek, yani muhtaç olana vermektir. (Maalesef günümüzde, sadaka taşlarının hemen hepsi birer birer kaybolmuştur.)

 sadaka taşı - sadakataşı

Üsküdar, İmrahor'da bir sadaka taşı

Bitlis'te Hüsrev Paşa Vakfının 1581 tarihli vakfiyesinden:

"Rahva'daki kervansaraya gelen misafirlere yedirilmek üzere günlük beş batman koyun eti alınması, sabah buğday çorbası, akşam pirinç çorbası yapılması, yemekten sonra gelen misafirlere bal, pekmez, peynir ve yoğurt ikram edilmesi, mübarek gecelerde misafirlere çorba, pilav, zerde veya ekşi aş ile ziyafet verilmesi, kış günlerinde insan sayısınca her ocak başına bir kucak odun ve yirmişer dirhemden birer mum verilmesi, üç kandilin sabaha kadar yanması, mütevelliye günlük on iki akçe verilmesi."

Edirne'de Sinan Paşa Vakfına ait 1526 tarihli vakfiyeden:

"Gelirin beş kısma bölünmesi, bir kısmın vakıf mütevellisine verilmesi, diğer dört kısımdan vakfedenin yaptırmış olduğu medresede görevli müderrise günlük yirmi beş dirhem, medrese talebelerinden her birine ikişer dirhemden az olmamak üzere, gerekirse onar dirhem verilmesi. İmarette et pişmesi için günlük on dirhem, ekmek için on iki dirhem verilmesi, her yıl için seksen kile pirinç, doksan iki kile buğday ve on iki kile tuz harcanması ve artan parayla imaretin tamiratının yapılması."

İstanbul'da Merhum Mevlana Şah Ali Çelebi Kızı Fatma Hatun Vakfının 1585 tarihli vakfiyesinden:

Vakfeylediği evlerde fakirlerin ve dul hanımların oturması, adı geçenler otururken binada onarım gerekmesi hâlinde vakıfça bu onarımın yapılması.

Manisa'da Çakıroğlu Mehmet bin Hasan bin Mehmet Vakfının 1908 tarihli vakfiyesinden:

"İlk mekteplere ders kitapları alınıp fakir, küçük öğrencilere verilmesi, buralarda okuyan yetim çocukların yiyecek ihtiyacının karşılanması, bayram arifelerinde mekteplerdeki yetim çocukların giydirilmesi."

Fatih Sultan Mehmet Han vasiyetinden:

"Bu gayrı menkullerimden elde olunacak nemalarla İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Ayrıca on cerrah, on tabip ve üç de yara sarıcı tayin ve nasb eyledim. Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, ayrım gözetmeden her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar. Şifası varsa, şifayab olalar. Yoksa, kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin darülacezeye kaldıralar ve orada salah bulduralar.

"Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın kavimleri ve İstanbul şehrinin fukarası yemek yiyeler. Ancak, yemek yemeğe veya almağa kendileri gelemeyenlerin yemekleri,  günün loş karanlığında ve kimse görmeden, kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle."

 sadaka taşı - sadakataşı

Üsküdar'da bir sadaka taşı

 sadaka taşı - sadakataşı

İstanbul'da bir sadaka taşı



ASKIDA KAHVE

İtalya’da Venedik’in kenar mahallelerinden birinde, bir kafe-barda espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene "iki kahve, biri askıda" deyip iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı.

Biraz sonra içeri iki kişi girerek "üç kahve, biri askıda" dediler; üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Barmen "askı"ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.

Bir süre sonra kahveye üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene "askıdan bir kahve" dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıkıp gitti. Barmen duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı.

Günün sonunda gözlerimizi yaşartan bir İtalyan toplumsal terbiyesi öğrendik. Bir Venedikli için hayati olmasa da, kahve günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır. Kahve içecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar; kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul edenler de daha huzurlu!

Yardım eden ile alan arasında, bu kafe-bardaki garson gibi köprü görevi yapan kişilerinse, güleryüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin "bana askıda kahve var mı?" diye sormasına gerek bırakmamak için, askıda kahve olduğunu belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görülebilen bir yere asmaksa, bu olgunun zarif bir bölümü!


Yorumlar - Yorum Yaz