Osmanlı Ailesi

OSMANLI AİLESİ

 Osmanlı aile yapısı - Osmanlı evleri

29 Ocak 2010, Cuma

Toplumun temel birimi olan ailenin yaşadığı ev için dilimizde hane, beyt, dar, menzil, dam ve mesken gibi kelimeler kullanılır. Bunların içinde en fazla kullanılanı "mesken"dir. Arapçada "yerleşilen yer" manasında olan bu kelime dilimizde "huzur ve sükûnet içerisinde yaşanılan yer" manasında kullanılmaktadır. Ecdadımızın yaptığı ve yaşadığı evlere baktığımızda ise mesken kelimesinin anlamının bu şekilde zenginleştirilerek kullanılmasının altında tarihî bir geçmiş ve gelenekle oluşmuş haklı bir gerekçe bulunduğunu görüyoruz.

Osmanlı toplumunun yaşadığı meskenlere uzaktan bakıldığında, bunların hemen hepsinin bir avlu ve bunun bir kenarına yapılmış evden meydana geldiği görülür. İçinde yaşayanların hususî dünyasını oluşturan bu meskenlerin cephesi yola bakar. Ev-şehir bağlantısını sağlayan bu yol ya bir cadde veya sokak ya da birkaç evle son bulan çıkmaz bir sokaktır.

Cadde veya sokağa cepheli olan bu evlerde ilk göze çarpan unsur, etrafının yüksek ve penceresiz duvarlarla çevrili olmasıdır. Aynı zamanda ev sahiplerinin mahremiyetini ve emniyetini sağlayan, bir insan boyundan daha yüksek olan bu duvarlar, geçit vermez sınırlar gibidir. Bu duvarların caddeye bakan tarafına açılmış olan kapı, evin tek giriş yeridir. Osmanlı evlerinin dış kapılarına dikkatlice bakıldığında, onlarda bu milletin ahlak, komşuluk ve örf-adet anlayışlarını şekillendiren bir kültürü görmek mümkündür. Üç, üç buçuk metre genişliğinde ve bir o kadar da yükseklikteki kapı, önünde duranları yağmurdan ve güneşten korumaya yarayan küçük bir çatı ile örtülüdür. İki büyük kanattan oluşan bu ahşap kapılar üç unsurdan meydana gelmektedir. İki büyük kanat sadece evin avlusuna araba giriş-çıkışında açılır, diğer zamanlarda arkadan açılabilen bir mekanizmayla kapalı durur. Kanatlardan birisi sürekli sabitken, diğer kanat eve hayvan giriş-çıkışlarında kullanılır. İşte bu hareketli kanat içerisinden açılan daha küçük bir kapı ise insanlar içindir. Yerden 25-30 santimetre kadar yüksek ve insanın sığabileceği büyüklükteki bu kapı, ancak adım atılarak geçilebileceği için avludaki küçük çocukların kontrolsüzce dışarı çıkmalarına engel olur. Yabancılar Osmanlı toplumunun ahlak ve mahremiyet anlayışı çerçevesinde, ev sahibinden izinsiz bu kapıdan giremezler.

 Osmanlı aile yapısı - Osmanlı evleri

Kapı tokmakları da ayrı bir kültür ve medeniyet örneğidir. Kapıdaki iç içe iki demir halkadan büyüğü daha tok ses çıkarır. Eve gelen kişi erkek ise bu halkayı çalar. İçte olan halka ise daha ince bir ses çıkarır. Bu da eve gelen kadın ziyaretçiler içindir. Çalan tokmağın sesine göre ev sahibi gelenin cinsiyetini anlar. Buna göre kapıyı açmaya birisi gider. Evdekiler de gelene göre kendilerine çeki-düzen verir.

Kapıdan evin avlusuna girilir. Osmanlı ailesinin devamlı kullandığı avlu Orta Asya'da da yaygındır. Avlunun bir köşesine yapılmış olan evden başka burada, sakinlerin ihtiyaçlarına ve meşguliyetlerine göre ahır, samanlık, pekmez yapılan bölüm, kilim, bez dokuma atölyeleri de bulunur. Ayrıca geriye kalan geniş boşlukta ocak, çamaşır taşı, dibek taşı, ağaçlar, çiçekler, çeşme veya kuyu, ark, fırın vs. vardır. Arsası geniş olan evlerin avlusunun bir kenarında sebze de yetiştirilir. Avlu çoğunlukla evde bulunan kadının nefes alması, dinlenmesi, çalışması, komşularıyla sohbet edebilmesi için, uygun bir mekândır. 1835'te İstanbul'a gelen Julia Pardoe bu avlular için, "Keşke Shakespeare, Romeo ve Juliet'in bahçe sahnesini yazmadan önce buraları görmüş olsaydı." demiştir. Avlu, ev sahibi için dış dünya ile şahsî dünyası arasında bir geçiş alanıdır. Burada ev kıyafetiyle de dolaşıldığı için, komşuların, başkalarının avlularını görecek şekilde ev yapmaları yasaklanmıştır.

Avlunun uygun bir köşesine inşa edilmiş ev tek veya çift katlı olup, komşuluk, emniyet ve kıble yönü gibi faktörlere bağlı olarak konumlanmıştır. En fazla dikkat edilen unsur ise kıble olmuştur, çünkü Müslüman Osmanlı ailesi için bu o kadar önemlidir ki, yalnız ibadet ederken değil; yatarken, otururken, sokağa çıkarken vs. her hususta kıbleyi hesaba katmak hayatın olmazsa olmazlarındandır.

 Osmanlı aile yapısı - Osmanlı evleri

Tek veya iki katlı olan Osmanlı evinin bir tarafı genellikle sokak veya caddeye bakar. Alt katta kışın oturulan bir oda, mutfak, kiler, ambar ve fırın damı bulunur. Bu katın -emniyet gereği- dışarıya bakan penceresi olmaz veya çok küçük olur. Alt kattan üst kata geçiş merdivenle sağlanır. Üst katta divanhane (başoda), harem ve selamlık, bazı evlerde de bir yaz odası bulunur. Sofa, merdivenle çıkılan ve odalara geçişi sağlayan geniş mekânın adıdır. Bu odalardan birinin sokağa bakan ve “köşk” adı verilen bir çıkması vardır. Sokağa ayrı bir görüntü kazandıran Osmanlı evlerindeki bu çıkmalar, hane halkının dışarıyı görebilmesi içindir. Üst katlardaki pencereler cumbalı olup, dışarıdan içerisi görülmeyecek şekilde kafeslidir. Ev sahibi buradan, kapıya gelenin kim olduğunu kendisi görülmeden görebilir.

 Osmanlı aile yapısı - Osmanlı evleri

Odaların hemen hepsinde ısınmak, yemek pişirmek ve hatta aydınlanmak için kullanılan birer ocak vardır. Odaların en önemli özelliği, yatak ve yorganların muhafaza edildiği ve bir köşesinin de banyo olarak kullanıldığı "yüklük" adı verilen bir bölmesinin bulunmasıdır. Bu yüklükler evdeki bütün eşyaların saklanmasını sağlar. Bir köşedeki banyo ise genellikle gusül aptesti almak maksadıyla kullanılır, yıkanmak için kullanılmaz. Çünkü o dönemlerde asıl yıkanma yerleri, sıhhi olduğu da kabul edilen şehir hamamlarıdır. Odaların oturma, yatak, misafir, çocuk odaları gibi belli işler için tahsis edilmemesi, Türklerin göçebe anlayışıyla ve gelenekleriyle doğrudan ilgilidir. Çünkü Osmanlı ailesi aynı odada yemek vakti yemek yer, sair zamanlarda oturur, gece olunca yatakları serip uyur, sabah olunca da sergileri kaldırıp hayatına devam ederdi. Evlerdeki döşemeler oldukça sade olup, mobilya yerine pencere kenarında divan ve sekiler, yerlerde çoğu zaman kilim, bazen halı ve yer minderleri bulunurdu.

Evlerin mimari tarzları kadar malzemelerinde de göçebeliğin tesirini görmek mümkündür. Ağaç, kireç, kerpiç gibi dayanıksız malzemelerden yapılmış olan evler, sanki hemen göç edilecek hissi vermektedir. Bu durum tamamen Osmanlı halkının dünya görüşüyle ilgilidir, çünkü onlar camilerini, vakıf eserlerini ve yıkılmamasını temenni ettikleri devletlerine ait kurumları sağlamlığın sembolü olan taş malzemeyle yaparken, evlerinde dayanıksız malzeme kullanarak, baki olanın Allah olduğunu, kıyamete kadar devam etmesi gerekenin de devlet olduğunu anlatmak ister gibidirler. Bu evlere dışarıdan bakıldığında, zenginlerin evlerini, fakirlerinkinden ayırt etmek pek mümkün değildir. Bu özellik, ortak değerlerin sınıflar arası farkı olabildiğince azalttığı bir sosyal yapıyı yansıtır.

Osmanlı evlerinde sadece yeşillikle değil, hayvanlarla da iç içe yaşanırdı. Ev sahiplerinin etinden, sütünden ve gücünden yararlanmak üzere besledikleri evcil hayvanların yanı sıra, çatı aralarında kırlangıçlar, bacalarda leylekler yaşardı. Kuş yuvalarını bozmak günah sayılırdı. Kumru ve güvercinler de, kendilerine yem verilen, fakat kafese hapsedilmeyen diğer ev ortaklarıydı.

Meskenlerin içe dönük, dışa kapalı mekânlar olarak şekillenmesi, İslam aile yapısının hassasiyetiyle alakalıdır. Bu mekânlar dış dünyaya kapalı, fakat o dönem ailesinin ihtiyaçlarını karşılayacak hususiyetlere sahiptir.

 Osmanlı aile yapısı - Osmanlı evleri

İnşaat teknolojisi ve mimarîde büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Fakat gerek hızlı nüfus artışıyla ve şehirleşmeyle gelen problemler, gerek alt yapı yatırımlarının yetersizliği, gerek maddî endişeler, gerekse de kültür değerlerinden uzaklaşma sebebiyle, insanî unsurları ön plana çıkarmayan bir mimarî anlayış ülkemizde yaygınlaşmıştır. Bu sebeple eski mimarîmizin mükemmel birer örneği olan Osmanlı evleri bizler için sadece nostalji unsuru olarak kalmıştır maalesef!


Yorumlar - Yorum Yaz