Osmanlı Mahallesi

OSMANLI MAHALLESİ

 Osmanlı mahallesi - Osmanlı evleri

20 Ocak 2010, Çarşamba

Günümüzde, büyük şehirlerde yaşayan çocuklar hattâ gençler için mahalle kavramı pek bir şey ifade etmemeye başlamış; bunun yerine semt, site, banliyö, uydu kent gibi tâbirler anlamlı hale gelmiştir. Küçük şehir, kasaba ve köylerde ise mahallenin ne olduğu az çok hâlâ bilinmektedir. Fakat orta yaş üzerindekiler için mahalle kelimesi çok şey ifade etmektedir. Bu neslin sıkça kullandığı mahalle mektebi, mahalle bekçisi, mahalle bakkalı, mahalle imamı, mahalle arkadaşı, mahalle komşusu, mahallenin fakiri, mahallenin zengini gibi müşahhas ifadeler ile mahallenin namusu, mahallenin şerefi, mahallenin asayişi, mahallenin huzuru gibi mücerret ifadeler Osmanlının derin tarihine, zengin kültürüne ve engin medeniyet anlayışına yaslanmaktadır.

Osmanlı’da mahalle; birbirini tanıyan, birbirlerinin davranışlarından mesul ve birbiriyle dayanışma içindeki kişilerin yaşadığı yerdir. Sınırları genellikle cadde veya sokaklarla belirlenmiş, merkezinde cami veya mescit bulunan yerleşim yerleridir. Genelde cami, şehrin merkezini oluşturan bir veya birkaç mahallede bulunur; diğer mahallelerdeki insanlar da cuma namazı için buraya gelir. Cami çevresinde ayrıca alışveriş merkezleri bulunur, pazarlar genellikle buralara kurulur. Böylece haftanın bir günü şehirdeki insanlar buralarda toplanır, birbirleriyle görüşür ve haftalık ihtiyaçlarını temin eder. Diğer mahallelerde ise sadece mescit bulunur ve bunun hemen yanında okul öncesi ve ilköğretim seviyesinde eğitim veren bir muallimhâne (dersane) vardır. Ayrıca buralardaki bakkal, kasap, terzi, ayakkabıcı vs. küçük esnafa ait dükkân ve işyerleri mahallenin günlük ihtiyaçlarına cevap verir.

Mahalle idarî olarak Osmanlı’nın en küçük yönetim birimidir. Bilindiği gibi Osmanlı, başlarında valilerin bulunduğu eyaletlerden oluşuyordu. Eyaletler ise sancaklardan oluşur ve buralar sancakbeyi tarafından yönetilirdi. Sancaklar kadı tarafından idare edilen kazalara bölünmüştü. Kazalar ise mahalle ve köylerden oluşuyordu. Bu en küçük yönetim biriminin başı, daha doğrusu temsilcisi muhtarlık sistemine geçilinceye, yani İkinci Mahmut dönemine kadar imam idi. İmam, camideki vazifesinin yanında, mahallenin asayişini sağlamakla ve ihtiyaçlarını karşılamakla görevliydi. Köylerde de, mahallelere benzer bir yönetim tarzı vardı.

İmam asayişle ilgili olarak mahallede olup bitenden birinci derecede mesuldü. Burada cereyan eden öldürme, yaralama, hırsızlık gibi inzibat olaylarının yanında; zina, fuhuş, taciz gibi gayrı ahlakiliği de takip edip güvenlik kuvvetlerine bildirirdi. Mahalleyle ilgili bütün işlerde devletle muhatap olur ve mahalleyi temsil ederdi. Şehrin idarecisi olan kadı, bağlı olduğu kurumun en üst düzey yetkilisi tarafından tayin edilirken, imam bizzat padişah tarafından bir beratla tayin edilirdi. Bu da onun devlet ve halk nazarında ne derece büyük bir öneme sahip olduğunu gösterir. Padişah tarafından gönderilen emir ve fermanlar, imam tarafından halka duyurulur ve takibi yapılırdı. Bu şekilde imam, devlete karşı haklar ve görevler konusunda mahalleliyi temsil ederken, mahallede de padişahı temsil ederdi.

 Osmanlı mahallesi - Osmanlı evleri

Osmanlı mahallesi hem asayiş bakımından, hem de sosyal hayat açısından kolektif bir anlayışa dayanıyordu. Mahalleli müteselsil (zincirleme) olarak birbirine kefildi. Burada meydana gelen öldürme, yaralama gibi olaylarda, olayın faili bulunamadığı takdirde, bütün mahalleli mesul tutulur ve mağdur tarafa ödenmesi gereken diyet (kan parası) sakinlere paylaştırılırdı. Hatta Yavuz Sultan Selim zamanında çıkan kanunnameye göre, meydana gelen hırsızlık olaylarından ve zararın ödettirilmesinden mahalle halkı mesuldü. Mahallede bir asayişsizlik olmaması için herkesin dikkat ve gayret göstermesi temin edilerek oto-kontrol sağlanmıştı. Böylelikle fail-i meçhul olaylarda halkın suçluyu saklamasının ve suçu örtbas etmesinin önüne geçilmişti.

Aynı mesuliyet ve oto-kontrol, ahlaki hususlarda da söz konusuydu. Mahallede meydana gelen veya şüphelenilen gayrı meşru olaylarda imam, suçlu veya zanlıları güvenlik görevlilerine bildirir, mahallelinin bu yoldaki şikâyetlerinden ilgilileri haberdar ederdi. İmam ve mahalle ileri gelenlerinin, şüpheli evlere baskın düzenleme yetkileri vardı. Gayrı ahlaki davranışları olduğu bilinen kimseler mahalleli tarafından istenmeyen kişi ilan edilir ve görevlilerce başka bir yere sürülmesi istenirdi. Ancak imam ve mahalleli, suçlu veya zanlılara bizzat ceza verme yetkisine sahip değildi. Sadece onları adalete teslim edebilir veya dışlamak suretiyle cezalandırabilirdi.

Kötülüğü önleme kolektif şuuruyla devlet, başkentten kilometrelerce uzaktaki yerlere kolaylıkla hâkim olabiliyordu. Nasıl ki her sokak süpürüldüğünde bütün şehir temiz olur idiyse, bu uygulama sayesinde de bütün ülkede huzur ve asayiş sürüp gidiyor, suç oranı azalıyordu.

 Osmanlı mahallesi - Osmanlı evleri

Hayırlı işlerde mahalleli yine ayni kolektif şuurla hareket ediyordu. Bu tür işler için her mahallede bir “avarız vakfı” kurulmuştu. Mahalle sakinlerince oluşturulan yönetim kurulu tarafından idare edilen bu vakfın gelir kaynağı, yine mahallelinin aynî-nakdî bağış veya hibeleriydi. Kira getiren ev, dükkân gibi mallar da buraya vakfedilebilmekteydi. Mahallede ihtiyacı olanlara borç veya kredi de verilmesi açısından bu vakıf bir nevi sosyal yardımlaşma sandığı gibiydi. Avarız vakfının gelirleri mahalledeki hastalara, fakir olanlara ve evlenmek isteyip de ekonomik durumu müsait olmayanlara yardımda kullanılırdı. Fakirlerin cenazelerinin kaldırılması, suyolları, cami, mescit, mektep gibi yerlerin tamiratı, tadilatı yapılır ve ısınma, aydınlatma gibi sair giderler karşılanırdı. İmam, müezzin, muallim gibi mahalle görevlilerinin maaşları ödenirdi. Mahalleye yeni taşınanların yerleşme ve memleketine gidecek olanların yol masrafları karşılanırdı. Vergisini ödeyemeyenlerin vergileri de bu fondan ödenirdi.

Mahalledeki bu resmî dayanışmanın yanında, ayrıca mahallenin zenginleri, mahallelerindeki fakirleri kollayıp gözetirlerdi. Zekât, sadaka, fitre gibi yardımlar yapılırken mahalleli tercih edilirdi. Mahalledeki komşuluk ilişkilerinin ne derecede olduğu şu atasözünden de anlaşılmaktadır, "İyi bir komşuya sahip olmak bir eve sahip olmaktan daha önemlidir, çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtır." Mahalledeki maddi-manevi yardımlaşmanın temelinde "Komşusu açken tok yatan bizden değildir. (hadisi şerif)" şuuru yatmaktadır.

Osmanlı şehirlerinin bazılarında Müslüman olmayan nüfus bir mahallede toplandığı gibi, Müslüman mahallelere de dağılmıştı. Müslüman ve gayrı Müslimler arasında, bugün bile övgüyle anılan bir hoşgörü ve komşuluk münasebeti mevcuttu. Müslüman nüfus hâkim unsur olmasına rağmen, komşularına karşı hoşgörülü davranmış, din, örf-adet, kılık-kıyafet gibi temel hak ve özgürlüklerine karşı toleranslı olmuştur. Buna karşılık Yahudi ve Hıristiyanlar da Ramazan’da Müslümanların inançlarına saygı göstermiş, açıkta bir şey yiyip içmemişlerdir. Aynı mahallede hem mescit, hem kilise, hem de havra olabilmiştir.

İdari açıdan mükemmeliyetin yanında, kötülüklerin önlenmesine, iyiliklerin teşvik edilmesine ve bizzat bunun pratiğe taşınmasına bakıldığında, Osmanlı mahallesinde bir mahalle medeniyetinin oluştuğu kolayca görülmektedir. Bu da, Osmanlının uzun ve bereketli ömrünün mükemmel bir şuurdan beslendiğini göstermektedir.

Tavsiye bağlantı: Seyyar Satıcılar

Yorumlar - Yorum Yaz