Böyle Bir Aşk

BÖYLE BİR AŞK

aşk sevgi 

6 Mayıs 2010, Perşembe

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk defa. Erkek tıpta okuyordu, kız da mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra; bir kere daha ve defalarca karşılaşabilmek için hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Çok gençtiler. Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de, her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında kaldığı için. Sadece birbirilerini görebilmek için her sabah erkenden evlerinden çıkıp, evlerinden çok uzaktaki o durağa geldiklerini gülerek birbirlerine itiraf ettiler bir zaman sonra.

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular, hem de çok mutlu. Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri, hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de, ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki.

Aylar ayları, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdükçe büyüdü. Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Uzun bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olamayınca, "Bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek bencillik olur." diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine sevgilerini büyüttüler. "Senin için ölürüm!" derdi kadın sımsıkı sarılıp adama. Ve adam da "Hayır, ben senin için ölürüm." diye cevap verirdi hep.

Bazen eve geldiğinde aynanın üzerinde bir not görürdü kadın; "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu; "Mutfaktaki masanın üstüne bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma." Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşuşturan kadın; sonunda kimi zaman bir demet çiçekle, kimi zaman en sevdiği çikolatalarla karşılaşırdı.

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun, hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde daha az çalışmaya karar verdiler. Adam hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapattı ve sadece özel projelerde görev aldı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda, üzerinde "satılık" levhası asılı olan bir ev gördü kadın. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burasını." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye cevap verdi kocası. "Tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı. Maliyeti ne olursa olsun, burası bizimdir artık."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam kongreye giderken. Her gün saatlerce konuştular telefonla.

aşk sevgi 

Dönüşte, gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi gösterdi ama hiç beklemediği bir cevap aldı, "Canım! O ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha acı, daha da çekilmez gelir. Kadın hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun. Ne olur anlat." diye dil döktü boş yere. Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça beton duvarlara çarpıyordu kadın. Her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği.

Bir gün çocukluk ve gençlik arkadaşına kocasından yana dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım." diye sözünü kesti arkadaşı, "O seni aldatıyor. Muayenehanesinin tam karşısındaki lokantada genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra da sarmaş dolaş arabaya biniyorlar." "Sus, sus çabuk. Duymak istemiyorum bu yalanları." diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını kendisini kıskanmakla suçladı.

Ertesi gün öğle vakti o lokantanın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce. Peri masallarının sadece masal olduğunu anladı. Kocasının eskiden çalıştığı hastanede birlikte çalıştığı genç doktor kadını tanıdı hemen. Defalarca evlerinde ağırladıkları genç kadına nasıl sarıldığını gördü kocasının.

Akşam kocası eve gelir gelmez; bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp, bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken "son bir defa kucaklamak istiyorum seni" diyecek oldu ama kadın "defol" diye haykırdı nefretle.

İlk celsede boşandılar. Örnek bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın sevgilisiyle birlikte Bodrum'a yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında onu hâlâ sevdiğini hissedince ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerine en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti. Her şeyin ilâcı olduğu söylenen zaman bile kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında karşısında o kadını gördü. "Sen buraya ne yüzle geliyorsun?" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.

"Lütfen içeri girmeme izin ver. Mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı,

- Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o birkaç saat önce öldü. Geçen yılki kongre esnasında öğrendi hastalığını ve en fazla bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, her zaman söylediğin gibi, onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için benden sevgili rolü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Bodrum'a yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa hayatınızda ilk karşılaştığınız otobüs durağının tam karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış. Bakıcısı beni aradı. Son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi.

Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem." diyordu. Sırayla okudu, "Seni çok sevdim.", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim.", "Senin için ölürüm derdin hep. Doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim." "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, söz mü?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın. Son kağıtta şunlar yazılıydı,

- Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım bir tanem.

Söyleyin, bu kadar sevebilir misiniz?

  hüzzün ayrılık aşk acısı


Yorumlar - Yorum Yaz