Artık Mahallemiz Yok

ARTIK MAHALLEMİZ YOK

Ne olduysa sokaklar oyunsuz, oyunlar çocuksuz kaldıktan sonra oldu. "Ama anne hava daha kararmadı ki" sözü çok eskilerde kaldı. Yakartop, istop unutulalı sanki bir asır geçti.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde mahalle diye bir kavram varmış. Bu mahallenin çocukları birbirlerini severlermiş. Sokaktan gelen şifreli bir ıslıkla uçarak evlerinden çıkarlarmış. Beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga da etseler kin tutmazlarmış. Her gün dünyayı yeniden kurarlarmış. Her birinde sevgi, paylaşma ve arkadaşlarını kollama duygusu mutlaka gelişirmiş.

eski mahalle 

  • Bilmezlermiş pet şişelerde, plastik damacanalarda satılan suları; bilirlermiş bahçe hortumundan, mahalle çeşmesinden içilen suları.

  • Bilmezlermiş tam gün eğitim veren okulları, öğle arası okullarda yenen fast-foodları; bilirlermiş yarım gün süren okulları, öğle yemekleri için eve gelindiğini.

  • Bilmezlermiş yara-bere, çıkık-kırık için mahkemelere gidildiğini; bilirlermiş kendi hasarlarından sadece kendilerinin sorumlu tutulduğunu.

  • Bilmezlermiş hijyeni, tiksinmeyi; bilirlermiş birkaç çocuğun bir bardak limonatayı paylaştığını, bu yüzden kimsenin hastalanmadığını.

  • Bilmezlermiş arkadaşlarını ziyaret etmek için bir sürü formalite gerektiğini; bilirlermiş uzakta oturan arkadaşlarına bile yürüyerek gitmeyi, kapıyı çalmadan arkadaşlarının evine girmeyi.

eski mahalle 

Bilmezlermiş

  • Hamburgeri, McDonalds'ı, Burger-King'i, KFC'yi,

  • Uyduyu, MTV'yi, çizgi filmleri,

  • İnterneti, MSN'yi,

  • Cep telefonunu, WAP'ı, SMS'yi,

  • Tetris'i, Pac-Man'i, Half-Life'ı,

  • Bilgisayarı, internet kafeyi,

  • Şehrin en iyi dersanelerini, kurslarını.

eski mahalle 

Bilirlermiş

  • Duvarların üstünde oturup sohbet etmeyi,

  • Hatıra defterleri doldurup sevgilerini belli etmeyi,

  • Elma şekerciyi, macuncunun tornavida ile yarattığı renkli ahenkleri,

  • Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, bir ıslıkla sokağa kaçmayı,

  • Küsmeyi, kan kardeşliğini,

  • Meşe (misket, bilye, atak, lek, vs.) toplamayı,

  • Değiş tokuşu, kırışmayı,

  • Teksas'ı, Tommiks'i, Kulver kalesini,

  • Taştan kale direklerini, üç korner bir penaltıyı, oyuncu seçerken yapılan adım hesabını, sonradan apartman dikilen top sahalarını,

  • Hey dergisini, Sadun Boro'nun dünya seyahatini,

  • Belediye otobüsündeki biletçiyi, boynuzları çıkan troleybüsü,

  • Yoğurtçuyu, kalaycıyı, pamuk atıcıyı (hallacı), üç tekerlekli seyyar dondurmacıyı,

  • Evlerin arkasındaki odun-kömür depolarını,

  • Mantarlı gazoz kapaklarını, gazoz kapağı biriktirmeyi,

  • Şans-talih-kader-kısmet oyununu, yaldız kazımayı,

  • Yan mahalleler ile alınan/yapılan kavgaları, bu kavgaların çıkardığı kahramanları,

  • İp atlamayı, topaç çevirmeyi, çelik-çomak oynamayı, tekerlek döndürmeyi, silik seksek çizgilerini,

  • Açık hava sinemalarını, ücretli minderleri, Sunalko'yu, Fruko'yu, Cincibir'i...

eski mahalle 

O zamanlar çocuklar evden okula servis minibüsüyle değil, buluşarak giderlermiş. Endişeyle gözlenmezmiş çocukların okuldan dönüşleri hiçbir zaman.

Sonra, zamanla bu rüya misali mahallede çok şey değişmeye başlamış.

  • Yaşları ilerledikçe bu beraberlik, koruma, kollama duyguları mahalle çocuklarının başlarına çok işler açmış.

  • Daha sonra işsizlik, enflasyon, köşe dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, hepsinin yüzünde soluk birer bakış, içlerinde bezgin birer yenilgi, çaresizlik ve tatminsizlik duygularıyla baş başa kalmışlar.

Şimdiki çocuklar mı? Onlar şimdi devasa apartmanların içinde, sağlıksız bir havada, sanal bir dünyada, emniyet içerisinde ama yalnız yaşıyorlar. Ebeveynleri onları çok fazla seviyorlar. Virüs kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyorlar. Trafik kazası korkusuyla köşedeki markete dahi göndermiyorlar.

Hafta sonları hep beraber Balçova Agora'da veya Forum Bornova'da ya da Gaziemir Optimum'dalar.

Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıp yetiştiriyor.

Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyor. Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel, yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı değil, ama taban puanı hesaplamayı çok iyi biliyorlar. Hayata açılan pencereleri yalnızca Windows, yani sanal pencereler. Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve dışarıda koca bir hayat akıp gidiyor.

Ve şehrin dışındaki ağaçlar, tırmanacak, salıncak kuracak, harf kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, soluk benizli ama güvencedeki çocukları. Bekliyorlar hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yan bahçeye kaçmamış, diz ve dirseklerinde yara kabuğu olmamış çocukları...


Yorumlar - Yorum Yaz