En Güzel Yıllar

EN GÜZEL YILLAR
 1960larda Karşıyaka İskelesi

Erdal ÖNAL

2 Ekim 2008, Karşıyaka

Erkan hep yapıyor bunu. Konuyu ortaya atıp çekiliyor kenara. Özal da öyle yapardı. Sonra imbatlar, meltem, fırtınalar, kasırgalar kopar, o seyrederdi. Bu sefer olmadı. Herkes sus pus. Ses gelmedi kimseden. Bense bekledim beş gündür. Neler diyecek gençler diye saf saf bekledim. “Hayır, en güzel yıllar 70'li”, “hayır, bizim 80'li yıllar”, “yok, bizim 90'lı yıllarımız” desinler diye. Kimsenin sesi çıkmadı. Ben de durdum, durdum, duramadım: “Eveeet, en güzel yıllar 1960'lı yıllardı.” deyiverdim.

Bizim gençlik yıllarımız olduğu için değil! Karşıyaka Karşıyakalıların olduğu için! Göçler başlamadığı, herkesin kendi kültürünü alıp gelmediği, kültür karmaşasının başını alıp gitmediği için güzeldi o zamanlar. Karşıyaka diyorum. Bostanların içinden Nergis'e gittiğimiz, her köşe başında çalınacak can erikler olduğu için, üstüne çıkıp dirseğinize kadar kapkara olacağınız onlarca karadut ağacı olduğu için. Patlıcan, domates, sardalye kilo ile değil göz kararı tartıldığı için güzeldi diyorum. Pişirdiğiniz yemeğin kokusu pompalı gazocağının üstünden komşuya yayıldıysa, bir kap da ona vermeden yiyemediğiniz için güzeldi diyorum.
1940'lı, 1950'li yıllar için "o yıllar daha güzelmiş" demeye dilim varmıyor. Çünkü! Kasım ayının ortaları idi sanıyorum. Kapım çalındı. Janin Aslan geldi evime. Karşıyaka'da doğmuş, şimdi Amerika'da yaşayan İtalyan kökenli bir ailenin kızı. "Erdal Bey, Karşıyaka'yı yazmışsınız. Nesrin Hanım'dan duydum. Bir bakmaya geldim. Mümkün mü?" diye sorarak geldi elinde eski bir Karşıyaka fotoğrafı ile.

"Janin, bu fotoğraf ne zaman çekilmiş?" diye sordum. "1939 yılında" dedi. "Bu iskelenin üstündeki kim?" dedim. "Eduardo Garnier. Benim kuzenim. O yıllardaki Karşıyaka'nın tek diş hekimi." Dedi.
Sonra sahildeki evlerde kimlerin oturduğunu saymaya başladı. Çoğu yabancı idi. Dinledim, düşündüm, taşındım. Bir türlü içime sindiremedim güzelim yalıların yabancıların oluşunu. Onun için güzeldi 1960'lı yıllar. 1960'larda da vardı çok sayıda yabancı ama artık 1940'lardaki kadar değildi. 1961'de hayatımda ilk arkadaşlık teklif ettiğim kız olan İvet Türkçe bilmediği için ben konuşurken boş boş yüzüme baksa da, o konuşurken hayatımda bir daha hiç o anki kadar kendimi çaresiz hissedip belime kadar kızarsam da güzeldi o yıllar. (Ben ne bileyim bu kadar güzel kızın Türkçe bilmediğini. İyi ki de bilmiyormuş. Şimdi Karşıyaka'da yaşamayı Nice'te yaşamaya tercih ederim.)

Majestik köşede Etibank'ın yerinde idi. Bilardo masaları dip tarafta duruyordu. Sahile bakan masalarla, bilardo masalarının arası paravanla bölünmüştü. Erkan'ın dediği gibi gerçekten yoksulluk yılları idi. Bizim sınıftan sadece rahmetli Rıza Pars giderdi Majestik'e. Bizim okula Saint Joseph'ten gelmişti. Vassaf'tan iyi Fransızca konuşurdu. Babası madencilikle uğraşırdı. Ekonomik durumları çok iyi idi. Sahilde, kulübün bitişiğinde Temizocak'ların evi vardı. Onlara bitişik bir Rum evinde otururlardı.

Karşıyaka Majestik 1960lar
İyi bilardocu idi. Sahilde ne zaman yürüsek, Majestik'in önünden geçerken "merhaba Rıza" dedik mi çayımız hazırdı. Ben Rıza'yı unutamam. Çünkü sık sık onlara ders çalışmaya giderdik. Fırsat buldukça da karşı sahilde bağlı duran sandalları ile açılıp balık avlardık. Balıkçılıkta en beceriksiz bendim. Genelde isparoz ve lidaki çıkardı yakalanan balıklar. Sandaldaki bir gaz tenekesinin içine oturtulmuş gazocağında, içi temizlenmeden pişirilir, balığın iki yanağından iki lokma alınır, kalanı atılırdı (boklu balık). Tabii yanında da bir galon şarap olurdu. Ayıptır söylemesi, ekmeğin de şarabın da parasını hep Rıza öderdi.

Bir gün balık avlarken ben yüzme bilmediğimi söyleyince, "yüzme böyle öğrenilir" deyip beni karga tulumba denize attılar. Gözlerimi açtığımda kendimi ölmüş sandım. Çünkü bütün her şey ters duruyordu. Meğer ben denizde boğulmak üzere iken beni yakalayıp sahildeki dar kumsala çıkarmışlar ve ayaklarımdan tutup ters çevirmişler. Başımın üstüne üstüne kuma vurmuşlar. O günden sonra benle, "bu adamın içinden bir teneke deniz suyu çıkardık" diye dalga geçtiler. Ve ben bu olaydan sonra adam gibi yüzmeyi hala öğrenemedim.

Hasırcıoğlu, gördün mü? Majestik lafın geldi, nerelere dayandı?

Hoşça kalın. İyi bayramlar.

Yorumlar - Yorum Yaz