Geçmişe Yolculuk

GEÇMİŞE YOLCULUK

 Erkan Atik

Erkan ATİK

16 Aralık 2010, Karşıyaka

  • Çocuklar doğduğunda telefon başvurusu yapılırdı. Çünkü telefon sırası sekiz on yılda gelirdi.

  • Telefonun ve radyonun üzerine dantel örtü konurdu.

  • Gazocağı ve tel dolabımız vardı. Annem, tıkanan gazocağını, ucunda kılcal tel olan bir aletle açmaya çalışırken ha bire söylenirdi.

  • Banyoda tuhaf bir soba vardı ve tuhaf bir yakacakla ısıtılırdı.

  • Banyomuz kurnalıydı, hamam tasımız vardı.

  • Tuvalette takunya bulunur ve herkesin ayağına uygun olması için en büyük numara seçilirdi.

  • Okul kapısında ayva, Şam tatlısı, macun şeker, susamlı şeker, pamuk helva, kestane satılırdı. Beş kuruşa bir dilim Şam tatlısı alırdık.

  • İlkokulda Amerikan yardımı sandviçler ve balıkyağı hapları dağıtılırdı.

  • Okul açılacağı zaman Sümerbank ayakkabıları alınır, çok sevdiğim modeller için de bayramı beklemem söylenirdi.

  • Bayramlarda kıyafetlerimiz ve yeni ayakkabılarımız başucumuzda dururdu. Bazılarımız koynuna alıp yatardı.

  • Uyduruk oyuncaklarımız vardı. Hatırlı bir kişiden çok güzel bir oyuncak araba veya bebek geldiği zaman, bozulmaması için kaldırılır, bize verilmezdi. O bize, biz ona bakardık.

  • İlkokulda sepet kadar kurdele takardık. Ne kadar kabarık ve büyük olursa o kadar makbuldü.

  • Babalarımızın gömlek yakaları, bizim okul yakalarımız pazar akşamları kolalanırdı.

  • Herkes pazar günleri yıkanırdı. Banyo merasimle yakılır, çamaşır değişilirdi.

  • Ecnebi filmlere okumuş aileler, Türk filmlerine de fakirler ve eğitimsizler giderdi.

  • Filmler, sokak sokak dolaşan arabalardan bağırarak duyurulur, reklamı yapılırdı.

  • Sokaklardan yoğurtçu, yorgancı, kalaycı, dondurmacı, eskici, bileyici, sülükçü geçerdi.

  • Yirmi beş kuruşa bisiklet kiralardık.

  • "Şans, talih, kader, kısmet! Niyet beş kuruş!" diye bağıran ve yuvarlak delikleri kazıtarak piyango çektiren çocukların peşine fareli köyün kavalcısı gibi takılırdık.

  • Evlerin en güzel ve en büyük odası misafir odası olarak ayrılır, kapısı kapatılırdı. Sonra da bütün aile küçük bir odaya tıkılır, hayat orada geçirilirdi.

  • Radyo en kıymetli eğlencemizdi. Orhan Boran ve Yuki kaçırılmazdı. Uğurlugil Ailesi'ndeki Arap Bacı'ya herkes hayrandı.

  • Radyo Tiyatrosu sayesinde bütün klasikler ezberimize girmişti. Haluk Kurdoğlu, Semih Sergen ve Işık Yenersu'nun sesine âşıktım. Genellikle Kerim Afşar ile Tomris Oğuzalp "esas oğlan" ve "esas kız" olurdu.

  • Sanat müziğini şehirliler, halk müziğini köylüler dinlerdi.

  • İlkokulda okuma bayramı, kurdele bilmezdik. Herkes okurdu, kimse de bayram etmezdi.

  • Aşı olunacağı zaman tek iğne ile neredeyse koca sınıf bitirilirdi. AIDS henüz çıkmamıştı, eşcinsellik duyulmamıştı.

  • Okulda Kürt, Türk, Ermeni, Yahudi, köylü, şehirli bilmezdik. Kimse kimseye böyle garip sorular sormazdı, merak dahi edilmezdi. Sadece Alevî kelimesi fısıldanarak söylenirdi.

  • Herhangi bir sebeple gelen hediye paketini açmak geleneklerimize aykırıydı, ayıp sayılırdı. Misafir gidince ilk iş onu açmak olurdu.

  • Misafirlikte ne kadar aç olursanız olun, ikram tabağındakileri bitirmek ayıptı. Görgülüler bir lokma mutlaka bırakır, görgüsüzler hepsini yerdi.

  • Dondurma mayıs sonunda çıkar, annem temmuza kadar izin vermezdi.

  • Sokakta oynarken en sevdiğimiz yiyecek, bir dilim ekmek üzerine "sana yağı" ve toz şekerdi.

  • Kaçık çoraplar çektirilmek için tuhafiyeciye götürülür, ertesi günü alınırdı.

  • Fotoğraflarda gülmek laubalilikti. Pek çok kişinin düğün resimleri cenaze törenlerini andırırdı. Ağır, vakur ve ciddi olmak önemliydi.

  • Anneler vapurda, trende, otobüste rahatlıkla bebek emzirirlerdi.

  • Yazlık sinemalara battaniye ve minderlerle gidilir, çekirdek çitlenirdi. Film aralarında frigo-buz satılırdı. Pahalı olduğu için babam almazdı.

  • Çarşıda, pazarda anne ve babamızdan bir şey istemek ayıptı. Ancak sorulursa cevap verirdik. Canımız istediği halde çoğunlukla da reddederdik.

  • Her gencin en kıymetli eşyası Dual marka pikaptı. Plak almak içinse harçlık biriktirirdik.

  • Defter-kitap kaplama kâğıtları ya kırmızı, ya da mavi olurdu.

  • Gazete kâğıtlarından kese kâğıdı yapar, undan yapılmış tutkalla yapıştırırdık.

  • "Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek" mesajı bir teklif değil, bir kararın iletilmesi gibiydi. Bu soruya "hayır" demek mümkün değildi, adetlerimize göre ayıptı. Akşama dair önemli bir program bile olsa derhal iptal edilir, aile telaş yumağına dönerdi.

BİR SÜRÜ YOKLUK İÇİNDEYDİK

AMA MUTLU VE UMUTLUYDUK

O GÜNLERİ ÖYLE ARIYORUM Kİ


Yorumlar - Yorum Yaz