Aşk Ölmez

ALTMIŞ YILLIK AŞK

aşk ölmez 

12 Mart 2010, Cuma

Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için hızlı hızlı yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm. Hemen eğilip aldım. "Sahibini belirten bir kimlik var mı?" diye aceleyle açtım. İçinde otuz lira ve sararıp yıpranmış eski bir zarftan başka bir şey yoktu. Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi yerinde ise bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım. Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda el yazısıyla yazılmıştı ve "Sevgili Müşfik" diye başlıyordu ve annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini anlatarak devam ediyor, "Ama sakın unutma, seni daima seveceğim." diye bitiyordu. İmza yerinde de "Aysel" adı vardı.

Elimde yalnızca bir adres ve mektubu yazan kişiyle, mektubun yazıldığı kişinin isimleri vardı. Eve gider gitmez hemen PTT'yi aradım. Görevli kişi, kendisine bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat ısrarım karşısında, "Belki size yardımcı olabilirim." dedi. "Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve ev sahibi kabul ederse sizi görüştürebilirim. Lütfen bekleyin." dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi, "Bağlıyorum beyefendi." Telefonda, karşıdaki hanıma Aysel isminde birini tanıyıp, tanımadığını sordum. "Bu evi biz, otuz yıl evvel, Aysel diye kızları olan bir aileden aldık." dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?" dediğimde, "Aysel annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip ederseniz, belki ulaşabilirsiniz." deyip bana huzurevinin adını verdi. Hemen aradım ama yaşlı kadın yıllar önce ölmüş. Neyse ki kızına ait eski bir telefon numarası varmış. Belki oradan bilebilirlermiş. "Bunların hepsi aptalca çabalar değil mi?" dedim kendi kendime. İçinde sadece 30 lira ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek vardı ki? Yine de aradım verdikleri numarayı.

Bir kadın "Aysel şimdi bir huzurevinde." dedi ve huzurevinin numarasını verdi. Hemen çevirdim. Karşımdaki ses, "Evet, Aysel Hanım burada yaşıyor. dedi. Saat akşam ona geliyordu ama hemen yola çıktım Aysel Hanımı görmek için. Güzel bir binanın üçüncü katında şirin bir odadaydı. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü yaşlı bir kadındı ama gözlerinin içi ışıl ışıldı. Cüzdanı ve mektubu gösterip olanları anlattım. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Evladım," dedi, "Bu mektup, Müşfik'le son yazışmamdı. "Onu öyle seviyordum ki, Ayhan ışık gibi yakışıklıydı. Ama ben 16 yaşındaydım. Çok küçüğüm diye annem hiç izin vermedi." Derin bir nefes daha çekti. "Müşfik Arcasoy mükemmel bir insandı. Eğer bulabilirsen ona söyle lütfen. Onu hep düşündüm ama hep." Sessizlik oldu. Derin bir derin nefes daha alarak, "Onu her zaman sevdim." Birkaç damla yaş döküldü elindeki mektuba ıslanan gözlerinden. "Ve hiç evlenmedim. Müşfik gibi birisini bulamazdım ki."

Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız "Aysel Hanım yardımcı olabildi mi size?" dedi. "Hiç değilse cüzdan sahibinin soyadını öğrendim." dedim cüzdanı elimde sallayarak. O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı, "Yahu bu Müşfik Beyin cüzdanı. Üzerindeki bu soluk iki şeritten, onu nerede görsem tanırım. Cüzdanını hep kaybederdi zaten. Üç kere ben buldum."

"Müşfik Bey beşinci katta kalıyordu. Ok gibi fırladım tekrar asansöre. Yatmamıştı, okuma salonunda kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi. Yaşlı adam elini arka cebine attıktan sonra sevinçle "Evet, bu benim cüzdanım. Öğle yemeğinden sonraki yürüyüş sırasında düşürdüm herhalde. Teşekkür ederim oğlum." dediğinde "Hiçbir şey borçlu değilsiniz ama özür dilerim. İpucu bulmak için zarfı açtım ve içindeki mektubu okudum." diye cevap verdim.

- Mektubu mu okudun?

- Sadece okumakla kalmadım. Aysel Hanımı da buldum.

- Buldun mu? Nerede? İyi mi? Hala eskisi gibi zarif mi? Söyle Allah aşkına.

- Çok iyi. Hem de çok zarif bir hanımefendi.

- Bana telefon numarasını verir misin? Yarın sabah onu hemen arayacağım.

Elime sımsıkı sarılarak, "O benim tek aşkımdı. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım manevi bakımdan bitmişti." dedi. "Müşfik Bey," dedim, "Gelin benimle." Asansörle üçüncü kata indik. Odanın kapısı açıktı. Aysel Hanım sırtı kapıya dönük televizyon seyrediyordu. Bakıcı kız ona yaklaştı, omzuna dokunarak, "Aysel Hanım." dedi, "Bu beyefendiyi tanıyor musun?" Gözlüklerini ayarladı Aysel Hanım. Bir an baktı ve "Müşfik" dedi sadece.  Kapı aralığındaki Müşfik Bey kısık sesle, "Aysel, beni tanıdın mı?" dedi.

"Müşfik" diye yutkundu Aysel Hanım, "İnanmıyorum. Bu sensin. Benim Müşfik'imsin." Müşfik Bey Aysel Hanıma doğru yavaşça yürüdü. Birbirlerine sarıldılar.

Bakıcı kız yanıma geldiğinde, onun da benim gibi gözleri yaşlıydı. "Gördün mü bak?" dedim, "Hayatta yaşanması gereken her şey er ya da geç, bir gün kesinlikle yaşanacaktır."

Birkaç gün sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı.

Duygusal seyreden bir nikah töreni oldu. Aysel Hanım ve Müşfik Bey beni nikah şahidi yaptı. Aysel Hanım krem rengi elbisesiyle çok güzeldi. Müşfik Bey de lacivert takım elbiseyle hala çok yakışıklıydı.

Aşklarını iki gencin heyecanı ve duygusuyla yaşayan 76 yaşındaki gelin ile 81 yaşındaki damadın nikahı çok etkileyiciydi. Altmış yıl önce bittiği sanılan bir aşk öyküsünün, uzun yıllar sonra kaldığı yerden nasıl filizlendiği apaçık seziliyordu.


Yorumlar - Yorum Yaz