Kalburabastı

KALBURABASTI

Erdinç Gönenç 

Erdinç GÖNENÇ (rahmetli)

Ocak 1989

Sevgiyi anneannemden öğrenmiş olmalıyım. Ölürken son sözü "Erdinç'imi dövmeyin" olmuş. Hayatımın ilk sekiz yılının üç dört yılını onunla, Alsancak’taki evinde geçirdim. Hatırlıyorum, bir gün Soğukkuyu’daki babamın evine gitmiştik, uyumuş kalmışım. Anneannem son vapuru kaçırmamak için beni bırakıp kalkmış. Nasıl olduysa fark edip öylesine ağlamışım ki, sokaktan duymuş ve dönüp gelmişti. Bomboş Bayraklı vapurunda, dizinde uyumuştum dönerken.

Anneannem öldüğünde o kadar üzüldüm ki, teyzem beni bir yıl için alıp İstanbul’a götürmek gereğini duydu. Kırmızı boyalı, üç tekerlekli tahta bisikletimi anneannem almıştı. Tepecik Pazarı'na birlikte giderdik. Ne istesem alırdı. En çok kayısı pestili, vişne kurusu, çökelek peyniri isterdim. Çökelek peynirini çingen pilavı yaptırmak için isterdim. Sık sık da yaptırırdım. Çingen pilavının yapılışını bilmeyenler için anlatayım: Çökeleğin içine domates, taze biber, soğan ve maydanoz ince ince doğranır. Üstüne bol zeytinyağı ve toz kırmızı biber serpilir. Çingen pilavı hazırdır.

Anneannem salatada ve çorbada limon kullanmazdı. Koruk mevsiminde bolca koruk sıkmış olurdu. Onu kullanırdık yıl boyunca. Domatesin ucuzladığı mevsimde hem domates, hem de acı biber salçası hazırlar, ayrıca bolca tarhana da yapardı. Makarnayı da çarşıdan almazdık. Anneannem erişte keserdi. Arka odadaki sedirin altı mis gibi kış kavunu kokardı.

Bin dokuz yüz kırklı yıllar, İzmir’in yaman kışlar yaşadığı yıllardı. Oldukça sık kar tuttuğu bile olmuştu. Eğer kar tutmuşsa bir tasın içine doldurur, üstüne anneannemin kendi eliyle kaynatmış olduğu pekmezden dökerek, kar helvası (kar aşı) hazırlar ve kaşık kaşık yerdik. Anneannemin hazırladığı bütün yiyecekler güzeldi.  Ama içlerinden birinin benim için çok özel önemi vardı: Kalburabastı! Ne çok sert olurdu, ne de çok yumuşak. Ne iyi pişmemiş, ne de yanmış. Şurubu içine kadar emerdi. Şurubun tadı ve kıvamı da hiç değişmezdi. Kalburabastı yapmaya kalkıştı mıydı, yanına oturur, baştan sona izlerdim anneannemi.

Sonradan da çok kalburabastı yedim ama hiçbirisinde anneannemin kalburabastılarının tadını bulamadım. Bir keresinde evin avlusunda hem şurubun kaynamasını izliyor, hem de köfteci Bekir amcanın kızı Ayten ile oynuyordum. Ayten en yakın arkadaşımın ablasıydı. Bizden sanırım iki yaş büyüktü. Uzun düz saçları, hafif çilli bembeyaz bir yüzü vardı. Birden elimdeki düdüklü oyuncak testiyi kapmak istedi. Çekişmeye başladık. O ara tencereye çarptık ve kaynar şurup bacağıma döküldü. Hastanelik olacak ölçüde yandım. Yıllar sonra Ayten’in intihar ettiğini duydum. Bekir amca sevdiğine vermemiş onu. Anneannemin  kalburabastısını nasıl unuturum? Şurubunun yanığını kırk iki yıldır sağ bacağımda taşıyorum.


Yorumlar - Yorum Yaz